Yağların sindiriminde, öncelikle gliseritlerin yağ asitlerine ve gliserole ayrışmaları gerekir. Mide sıvısında bulunan lipaz enzimi, ol1amm asidik olması nedeniyle burada yağın sindirilmesinde yeterince etkili olamaz. Yağlar çoğunlukla ince bağırsakların üst kısımlarında sindirilir. Karaciğerde sentezlendikten sonra safra kesesinde depolanan safra, ince bağırsakların üst kısıtlanma dökülür. Safranın çıkışıyla yağlar suyla karışabilir bir hal (emülsiyon) alır. Sindirim pankreaslarında salgılanan lipaz enziminin çıkışıyla devam eder. Lipaz yağlan parçalayarak yağ asidi ve gliserole dönüştürür. İnce bağırsak epitel hücrelerine geçen yağ asitleri ve gliserol, hücrede tekrar birleşerek trigliseritleri oluşturur. Kısa zincirli yağ asitlerinden oluşan trigliserol doğrudan kana geçer. Uzun zincirli yağ asitlerinden oluşanlar ise lenf sistemi yoluyla kana geçer. Yağların hücrede oksijenle yarması sonucu enerji oluşur. İhtiyaç fazlası olan yağ, vücutta depo edilir. Yağın depolanması için de enerji gerekir. Bu amaçla fazla yağın yaklaşık % 3′ü kullanılır. Yağ asitlerinin oksijenle yanması sırasında keton cisimcikleri adı verilen maddeler (örneğin, aseton, aset asetik asit. hidroksibutirik asit) oluşur. Normal beslenme durumunda keton cisimcikleri vücuda 7ımır verebilecek düzeye ulaşmaz. Yeterince karbonhidrat tüketilmemesi veya karbonhidrat metabolizmasında bozukluk olması halinde, vücudun enerji gereksinimi çoğunlukla yağlardan sağlanır. Bu durumda da vücutta fazla miktarda keton cisimcikleri birikir ve ketozis oluşur. Ketozis kasın asitliğinde artma ve ileri düzeylerde de koma oluşabilir.
Ağız: Ağızda tükürük sayesinde karbonhidratlar kısmen sindirilir ve yemek borusundan mideye geçer
Karaciğer: Alınan sindirilmiş besin bileşenlerini ve depoladığı glikojeni kullanım için kan dolaşımına verir.
İnce bağırsak: Polisakkaritler monosakkaritlere, proteinler amino asitlere, yağlar yağ asitlerine parçalanır. Bu öğeler kan dolaşımına geçerek karaciğere taşınır. Sindirilmeyen artıklar kalın barsaklara iletilir.

