Modern moleküler biyolojik araştırmalar hiçbir meyvede narda olduğu kadar sağlık bulunmadığını Ispatlıyor. Acaba Afrodit Kıbrıs’ta ne kadar değerli bir ağaç diktiğini biliyor muydu?
Antik çağda canlılık ve ebedi gençliğin sembolü olan nar, ticarette “nar şurubu” olarak biliniyordu. Kırmızı taneleri ile sadece şurup ya da gıda katkı maddesi olarak değil, aynı zamanda cildi güzelleştiren mucizevi bir bitki olduğu sonraki yıllarda keşfedildi. Günümüzde ise sağlıklı ve göz alıcı bir tene sahip olmak isteyen kadınların en önemli sırlarından biri. ..
Ekşi güzelleştirir
Nar (punica granatum) duş jellerine, şampuanlara ve besleyici kremlere girmesini öncelikle tatlı- ekşi tohumlarından elde edilen çekirdek yağına borçlu. Muhtelif vita-minler ile potasyum, selenyum ve çinko gibi kıymetli minerallerden meydana gelen yüksek değerli içeriği sayesinde enerji veriyor ve cildinize canlılık kazandırıyor. Güçlü antioksidanlar olarak etki eden yağ asitleri, cildinizi serbest radikallerden koruyor ve böylelikle çok sayıda metabolizma sürecini pozitif etkiliyor.
Nar çekirdeği yağı hem kadınlar hem de erkekler için tam bir gençlik iksiri!
Genç yaşlarda kullanıldığında kınşık oluşumunu önleyen bu yağ, orta yaş ve sonrası için de kırışık giderici bir etki yaratıyor. Üstelik cildi yenileyen özelliği sayesinde ölü hücrelerden arınmanızı sağlıyor. Devamını Oku »
Mevsime uygun Bakım
Bu gibi deri hasarları zamnında ve doğru bakım daha başlamadan çok iyi bir şekilde önlenebilir.
Bu nedenle dermatologlar özellikle cilt temizliğinde mevsimine uygun ürünler kullanılmasını tasvsiye
ediyorlar.
Cildimizin mümkün olduğunca az nem ve yağ eksilmesi için aşındırıcı sabunlar ve alkol içeren yüz toniklerini banyodan uzaklaştırmanız gerekiyor. Burıların yerine yüzünüzü hassas ciltler için geliştirilen birtemizleme sütü, temizleme köpüğü veya koruyucu bir cilt yağı ile temizlemelisiniz. Yine aynı şekilde duş alırken de mümkün olduğunes yumuşak, yağlanma sağlayan ürünler Kullanmanızda ,sonrasında cilt tipinize uygun bir kremle cildiniz baştan aşağı nemlendirmenizde fayda var.
Kış ayları için krcmler ve losyonlar yazın kullanılanlardam daha yoğun olmalı ve biraz daha fazla yağ içermelidirier. Özellikle kuru clltlerin bakımında, içerdikleri maddelerin sadece eksik olan yağı tamamlaması ve daha fazla nemlendirmesi değil, aynı zamanda deri yüzeyinde artan su kaybının önlemesine de engel olması gerekiyor. Devamını Oku »
Bitki hükümdarlığından gelen “yeşil ilaçlar” günümüzde tüketiciler tarafından yoğun ilgi görüyor. Pek çok kişi şifa veren bir çaydan zarar gelmez diye düşünüyor. Oysa şifa bulmak için içtiğimiz bu çaylar aslında bir nevi ilaç sayılır ve uygun şekilde kullanılmadıklarında zarar getirirler! Bitkilerin iyileştirici güçlerine ilişkin ilim insanlık kadar eski. Binlerce yıl öncesine dayanan Babil, eski Mısır, Hintve Çin metinlerinde tedavi edici bitkilerden bahsedildiğini, hatta bunların yetiştirilmelerine ilişkin uyarılarda bulunulduğunu biliyoruz. Yunanlı Dioskurides M.S. i. yüzyılda, yeniçağa kadar geçerliliğini korumuş olan ve temelinde tedavi edici bitkiler olan bir ilaç öğretisi kaleme almış. Ortaçağ tıbbı da manastırların bahçelerinde yetişen baharatlar olmadan düşünülemez tabii ki.
Bugün tedavi edici baharatlar ikinci baharlarını yaşıyorlar. Allenbach Kamuoyu Araştırma Enstitüsü’nün bir
anketine göre Almanların yüzde 73′ü düzenli olarak ya da zaman zaman doğal tedavi edici ilaçlar kullanıyorlar. Devamını Oku »
Polenler Gelmeden önleminizi alın!
Tabiat kıştan sonra yeni bir yaşama uyanırken,her yıl pek çok insan polen alerjisi ile mücadeleye başlıyor.Ancak birkaç önlemle bahar mevsimi kabusa dönüşmeden atılabilir.
Aslında ilkbahar güneşin kendini göstermesi, tabiatın yeşermesi, renkli çiçeklerin açması yazı müjdeleyen keyifli bir mevsimdir. Ancak polen alerjisi olanlar için ilkbahar korkulu günler anlamına geliyor. Maalesef mikroskobik küçüklükte olan çiçek tozlarından kaçış yolu yok ama birkaç tedbir ve ilaçla etkileri biraz hafifletilebiliyor.
Her 5 kişiden 1′inde görülen polen alerjisi, hapşırma atakları na neden oluyor ve saman nezlesi yapıyor, gözlerde kaşınma, kızarma oluşuyor. Astım hastaları için de kriz sebeplerinden biri yine polen alerjisi.
Alerji hassasiyetin derecesine göre daha yılın başlarında başlayabilir, çünkü fındık ve kızılağaç Şubat ayında çiçek açar. Pek çokları için alerji sezonu çimen ve çavdar çiçekleri ile Mayıs ve Haziran aylarında en üst seviyesine ulaşır ama yüksek alerjen oluşturan Ambrosia bitkisinin ve Kavak ağacının yetiştiği yerlerde sıkıntılı zamanlar sonbahara kadar uzayabiliyor … Devamını Oku »
Gün boyunca dış koşullardan yıpranan saçlarımız, bazen de bizim dikkatsiztiğimizden yıpranıyor. Uygunsuz saç kesme makasından, fırça ve tarak seçimine, dikkatsiz fırçalamadan, saç kurutma makinelerine, sıcak taraktan, saç lastiğine kadar saça uygulanan tüm işlemler saçımızı olumsuz etkileyebitiyor. Üstelik saça uygulanan kimyasal işlemler, permanant, boya, defrize, röfle ve meç gibi işlemler saçın yapısını bozduğu gibi yıpranmayı da hızlandırıyor.
Peki, bu durumda saça işlem yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor?
Saç kurutma ve fön
Saçı, kurutma makinesiyle kuruttu-ğunuz zaman, itk olarak saç tetteri arasındaki fazla su buharlaşıyor. Bu aşamada, saçın ısısı düşük bir seviyede oluyor. Saç tetteri arasındaki fazla su tamamen buharlaştıktan sonra, saç ısınmaya başlıyor. Bu sırada, saç kökleri de kurutma makinesinden gelen kuru ve sıcak havaya adapte olabilmek için, gereğinden fazla nem kaybediyor. Devamını Oku »
Günümüz babalarına artık sadece eve para getiren biri olmak yetmiyor. Onlar evde daha aktif olmak istiyorlar. Anneler izin verirlerse oluyorlar da. Bu rol değişimi başarılı olursa, bundan bütün aile karlı çıkıyor!
Gazeteler yeni babalar hakkında haberlerle dolu. Ama beklenenin aksine genelde olumsuz ifadeler var. Genç babalar bazen sözde bez değiştiren “light” erkeklere dönüşüyorlar, bazen de çamaşır makinesinin nasıl çalıştığını bile bilmiyorlar. Bazen artık sadece bebek bezi markalarından bahsediyorlar, kimi zaman da bez bile değiştiremiyorlar. Yeni nesil annelerin durumları da pek farklı değil aslında; kah “sadece ev hanımı” kah “çocukları ile ilgilenmeyen anne” diye eleştiriliyor.
Olumlu değişim
Bitmek tükenmek bilmeyen sızlanmalara inat her şeyden önce olumlu yönde bir toplumsal değişim gerçekleşiyor!
Hafızanızı canlandırmak için biraz geriye gidelim: Son yüzyılda “babasız toplum”dan şikayet ediliyordu, zira önce “iki dünya savaşı”, sonra da “ekonomi mucizesi” çocuklardan babalarıyla birlikte büyüme olanağını çalmışlardı. Daha 19so’lerde babaların çocuklarıyla duygusal bir bağ oluşturabilecekleri açıkça reddediliyor ve kendilerinde bunun gereği olan biyolojik koşulların bulunmadığı iddia ediliyordu. Her ne kadar 191o’de bu tez kendi kendini çürütrnüş olsa da pek çok klinik hala baba adaylarını doğum odasından kovuyordu. Devamını Oku »