«

»

 

Konuşma

Konuşma, düşünce ve duyguların sözle anlatılması eylemidir. Konuşma olmasaydı, insanların birbirleriyle anlaşmaları, fikirlerini açıklamaları ya da arkadaşlık etmeleri olanaksız olurdu.
ilk insanlar bugünkü gibi konuşarnaz, sadece hayvanların yaptığı gibi bazı sesler çıkararak fikirlerini birbirlerine anlatmaya çalışrtlardı. Insanın ne zaman konuşmaya başladığı kesin olarak bilinmemektedir. Ancak, konuşmanın insanı hayvanlardan ayıran bir özellik olduğu kesindir. Insan konuşarak düşünce veya duygularını başkalarına iletebilir. Örneğin, bir şempanze diğer bir şempanzeye bir tehlikeyi bildirmek istediği zaman belirli sesler çıkarır. Ancak, tehlikenin ne olduğunu ve ondan nasıl korunması gerektiğini anlatamaz. Oysa, arkadaşını bir tehlikeye karşı uyarmak isteyen bir insan, tam olarak tehlikenin ne olduğunu bildirirve bundan nasıl korunulacağını da anlatır.insanlar birbirlerine fikirlerini veya bilgilerini aktarmak için konuşma özelliklerinden yararlanırlar. insanın kullandığı “konuşma mekanizması” çeşitli seslerden oluşur. tiu seslertürlü şekillerde birleştirilerek sözcükler vapılır. Bu sözcükler fikirlerin anlatılmasında kullanılır.
Konuşma sırasında oluşan hava titreşimleri önce kulağa gider, sonra da anlamlı sözcükler olarak beyne ulaşırlar.
insanın gırtlağında bulunan esnek dokulardan oluşan ufak kanatçıkların konuşma sırasında oynaması havayı titreştirir. Ses telleri adı verilen bu kanatçıklar ağzın arka kısmı ile akciğerleri birleştiren soluk borusunun içindedir.
Ses tellerinin arasında bulunan boşluk, soluk aldıkça akciğerlere havanın girip çıkmasına olanak verir. Konuşunca boğazdaki kaslar ses tellerini birbirlerine yaklaştırır ve aralarında havanın çıkabileceği dar bir boşluk kalır. Bu dar boşluktan geçen hava ses tellerini titreştirir ve ses çıkmasını sağlar. Parmaklarımızı girtlağımızın Uzerine koyup ses çıkardığımız zaman ses tellerinin titreşimini hissederiz.
Ses tellerinin bir ucu gırtlaktaki tek bir kıkırdağa, diğer uçları ise türlü yönlerde hareket edebilen çok ufak kıkırdak parçacıklarına bağlıdır. Tiz sesler çıkarıldığı zaman, bu kıkırdak parçaları geriye doğru itildiğinden ses telleri iyice gerilir. Pes seslerde ise kıkırdaklar öne doğru gelir ve telierin gerginliği azalır. Bir lastik parçasının çok gergin olduğu zaman çok ince bir ses çıkarması ve gevşetildikçe sesin kahnlaşması gibi, ses telleri de gerildikçe çıkan sesin perdesi yüksek, gerginlik azaldıkça ses perdesi alçak olur.
Ses tellerinin gerginleşmesini veya bollaşrnasırn bir uçlarında bulunan kıkırdak parçacıklarının bağlı olduğu ufak kaslar yönetir. Konuşmak istediğimiz zaman, beynin konuşma merkezinden sinirler yoluyla bu kaslara gelen emir, aynı zamanda tellerin gerginliğinin ne kadar olacağını da ayarlar.
Ses tellerinin titreşiminin oluşturduğu ses aslında çok yavaştır; konuşma sırasında karşı tarafın duyabileceği hale gelmesi için çoğaltılması gereklidir. Sesi çoğaltmak görevini insan vücudunda burun ve ağız boşlukları ve damak yapar. Bunlar sesi çoğalttıkları gibi niteliğini de değiştirirler. Her insanda burun ve ağız boşlukları ile damağın şekli ve büyüklüğü farklı olduğundan, insan sesleri de birbirlerinden farklıdır.
Erkek sesleri genellikle kadın seslerine oranla daha kalındır. Çocukların sesleri de vetişkinlere oranla daha ince olur. Çocuklar büyüdükçe ses telleri uzar ve kahnlaşır. Bir erkek çocuğun gırtlağı bir kızınkine oranla daha fazla büyüyeceğinden ve erkeklerde ses telleri daha uzun ve kalın olduğundan yetişkin erkeklerin sesleri kadın sesinden daha kahndır. Erkeğin ses telleri bir viyolonselin, kadınınki ise kemanın tellerine benzetilebilir. Daha kalın ve uzun olan viyolonsel tellerinin kemana oranla daha kalın bir ses Çıkarması gibi, daha kalın ve uzun olan erkek SEc5 telleri erkek sesinin daha kalın olmasına neden olur.
Dudaklar, dil, çene ve boğaz, ağız boşluğu ile birlikte ses kanalını oluştururlar. Bu organların hareket ettirilmesiyle ağzın ve boğazın içinde bulunan havanın biçimi değişir. Konuşurken çıkarılan sesler ağız ve boğazda bulunan havanın biçimine bağlıdır.
Konuşma sesleri temelolarak ikiye ayrılır ve bunlar “sesli harfler” ve “sessiz harfler” olarak belirlenir. Sesli harfler a. e, i, i, o, Ö, u ve Ü’dür. Sesli harf çıkarırken ses kanalı tamamen açık bulunur. Sessiz harfler ise geriye kalan bütün harflerdir. Sessiz harflerin çıkarılışı sırasında ses kanalı daralır.
Sessiz harflerin çoğu dilin ve alt dudağın şekillendirilmesiyle yapılır. N ve m harflerinin söylenmesi sırasında burun da kullanılır. Burundan. bunlardan başka ses çıkarıldığı zaman, konuşan kimse çok nezleliymiş gibi olur. Her değişik sesin Çıkarılması sırasında ses kanalının şekli değişir.
Bazı sesler şekillenirken ses telleri titreşimlerini sürdürür. Diğerlerinin şekillenmesi sırasında ise titreşim durur. Örneğin, fısıldama sırasında çıkarılan seslerde titreşim olmaz. Elimizi gırtlağırnızın üzerine koyarak konuşursak. hangi seslerin titreşim yaptığını ve hangilerinin yapmadığını gırtlaktaki hareketten anlarız.
Spektograt adı verilen bir aygıt insan sesinin şeklini kaydedebilir. Her insanın değişik parmak izleri olduğu gibi değişik ses şekilleri vardır. Konuşma, sesli ve sessiz harflerin bir araya gelerek sözcükleri oluşturması ile başlar, Sözcüklerin ise bir anlam belirtmesi için belirli bir sırayla yan yana dizilmeleri gerekir. Söylenen bir şeye söyleniş şekli de çeşitli anlamlar kazandırır.
Bir cümle içindeki bazı sözcükler üzerine basarak söylendiği zaman cümlenin anlamı değişir. Yumuşak bir şekilde konuşulabileceği gibi, sert şekilde ve bağırarak da konuşulabilir. Cümlenin sonunda ses perdesini yükseltmekle cümle soru şekline sokulabilir.
Türk alfabesinde 29 harf vardır. Türkçe yazarken sadece bu 29 harfin sınırları içinde kalırrz. Oysa konuşurken çok daha fazla ses kullanırız. Kullanılan bu değişik sesleri değişik lehçesi olan kimselerin konuşması sırasında ayırmak çok kolaydır. Lehçeleri farklı olan iki kişi aynı sözcüğü değişik şekillerde söyler. Lehçeler çeşitli bölgelere göre değişir. Aynı dili konuşan kimselerin lehçeleri farklı da olsa, söyledikleri sözleri kolaylıkla anlayabiliriz. Ancak, her birinin kullandığı sesli harflerin söylenişi birbirlerinden çok farklıdır. Dildeki seslerin yapılarını ve değişikliklerini inceleyen bilime sesbilim (fonetik) adı verilir. Sesbilim uzmanları her dilde kullanılan her çeşit sesi belirten bir simgeler alfabesi düzenlemişlerdir 9O’dan fazla simgeden oluşan bu alfabe ile, konuşulan her dil yazı şeklinde ifade edilebilir.
Bu simgelerden bazen yabancı dil öğreniminde yararlanılır. Ayrıca şimdiye kadar hiç yazılmamış olan diller de bu simgelerle yazılabilir. Örneğin, bazı Afrika kavimlerinin konuştuğu diller sadece bu sesbilim simgeleri ile yazılabilmektedir. Konuşmanın nasıl öğrenildiği konusunda bilim adamları kesin bilgilere sahip değildirler. Bazı bilim adamlarına göre dil öğrenme ve konuşma insana kalıtım yoluyla geçen ve doğuştan var olan bir özelliktir. Bazı bilim adamları ise, çocukların taklit yoluyla konuşmayı öğrendiklerini ileri sürmektedirler. Konuşma öğrenmekte bu iki etkenin de roloynadığı düşünülebilir. Ancak, birbirleri ile konuşma isteğinin her insanda doğuştan var olan bir özellik olduğu kesindir.
Yeni doğan bir bebek sadece ağlar ve bazı sesler çıkarabilir. Büyüdükçe sinirleri ve kasları gelişen bebek üç aylık olduğu zaman, konuşabilmesi için gerekli bütün sesleri çıkaracak duruma gelmiştir. Gördüğü cisimlerle duyduğu sözcükler arasında ilişki kurmaya başlar. Daha sonra, bazı sözcüklerin gözü ile göremediği şeyleri de belirttiğini anlar. Ne hissettiğini veya ne istediğini tanımlayan sözcükleri öğrenir. Çocuk 1 ve 1,5 yaşları arasınd.a sözcükler kulanmaya başlar. Konuşması bundan sonra 4 yaşına kadar büyük ölçüde gelişir, sözcükleri anlamlı şekilde yan yana dizmeyi öğrenir.
Şarkı, ses tellerinde oluşan titreşimleri uzatarak söylenir. Şarkı söyleyen bir kimse çıkardığı sesi duyar ve sesinde küçük ayarlamalar yaparak sesi bir düzeyde tutmayı başarır. Konuşma da çıkarılan seslerin duyulmasına bağlıdır. Konuşan bir kimse kendi çıkardığı sesleri duvamazsa, konuşması karmakarışık bir hal alır. Sağır çocuklara konuşma öğretmek için özel yöntemler uygulanır. Bunlar uygulanmadığı zaman sağır bir çocuğun konuşabilme olanağı yok gibidir.
Bir insanın konuşarnaması için başka nedenler de olabilir. Bazı kimselerde doğuştan olan bozukluklar konuşmayı etkiler. Hastarık veya kazalar da konuşma düzensizliklerine yol açabilir. Ko~ nuşma bozukluklarını düzeltme konusunda çalışan uzmanlar okullarda veya hastane gibi yerlerde her yaşta insana yardım etmeye çalışırlar. Konuşma bozukluklarının çoğunun nedeni gerekii sesleri çıkaramamaktan doğmaktadır. Bu durum özellikle çocuklarda çok görülür. Konuşmayı ayarlayan kasların daha zorca olan sesleri çıkarmaya yetecek kadar kuvvetli olmaması sonucunda, çocuk büyüdüğü halde bebek gibi konuşmayı sürdürür. Bu konuda uzmanlaşmış bir kimse çocuğu tedavi ederek, söylemekte zorluk çektiği sesleri söylemesine yardımcı olabilir.
Bazı çocukların damağı doğuştan yarıktır. Böyle, kimseler f, k, t. p ve s seslerini çıkarmakta zorluk çekerler. Günümüzde doktorlar damak yarıklarını kapatarak bu tür çocukların normal konuşmasını sağlayabilmektedirler

SVGY Benzer Konular
Etiketler:

Bir Cevap Yazın