Karbonhidratlar karbon, hidrojen ve oksijenden oluşmuş organik bileşiklerdir.CnH2nOı‎ veya Cı‎(H20)n genel formülüne sahiptirler. Karbonhidratlar yeşil bitkilerde fotosentez olayı sonucu meydana gelir. Yeşil bitkiler,klorofilleri sayesinde güneş ışığından yararlanarak su ve karbondioksitten karbonhidrat sentezler. Karbonhidratlar bitkilerin odun ve lif kısımlarında destek ve koruyucu yapılarında selüloz: tane, yumru ve köklerde ise nişasta şeklinde bulunur.Glikojen ise insan ve hayvanların kaslarında ve karaciğerinde depo edilen karbonhidrattır.
Diğer bir ifadeyle glikoz,kaslarda ve karaciğerde glikojen halinde depo edilir.Organizma glikoza ihtiyaç duyduğunda ,vücuttaki glikojen ,glikoza dönüştürülür ve kana karışır.Organizma,metabolik faaliyetlerini çoğunlukla glikozun parçalanmasından sağlanan enerji ile sürdürür.Kandaki glikoz,beyin için de uygun bir besindir.Kan yoluyla meme bezlerine gelen glikozun bir kısmı galaktoza çevrilir ve glikozla birleşerek süt şekerini (laktoz) oluşturur. Laktoz yalnızca sütte bulunan bir karbonhidrattır.Karbonhidratlar yağ ve proteinlerle birlikte dokuların yapısında da yer alır.
Karbonhidratlar, molekül büyüklüklerine göre üç gruba ayrılır. Bunlar: Monosakkaritler Disakkaritler Polisakkararitlerdir.
Karbonhidratlar;karbon, hidrojen ve oksijenden oluşan organik bileşiklerdir. Kesme şekerin, ekmeği n ve patatesin ortak özelliği hepsinin kar­bonhidrat içermesidir. Kesme şeker, en basit kar­bonhidrat grubuna girer. Ekmek ise nişasta adı verilen bir başka karbonhidrat grubunu içeren undan yapılır. Patateste de nişasta bulunur. Ni­şasta bitkide depolanan ve bitkinin yeni filiz sür­mesini sağlayan maddedir.
Şekerler çok çeşitli olabilirler.
Bitkiler, fotosen­tez yoluyla şeker yaparlar. Bitkinin sapı şeker de­posu halindedir. Hem bitkiler hem de hayvanlar şekeri enerji olarak kullanmak için glikoza çevi­rirler. Bitkiler, glikozu büyük nişasta molekülü oluşturmak için depolarlar. Nişasta suda erime­yen ve hücreye girip çıkamayacak kadar büyük bir moleküldür. Bitki depoladığı enerjiye gereksi­nirse büyük molekülü, küçük glikoz molekülle­rine parçalayarak kullanır. Glikoz suda eriyebi­len küçük bir moleküldür; hücreden içeri ya da dışarı geçebilir. Karbonhidratlar ana enerji kay­naklarıdır. insan, beslenme yoluyla bitkilerin de­poladığı nişastayı un ve patatesten alır ve parça­layarak glikoza dönüştürür.
Karbonhidrat adı bu bileşiklerin kimyasal olu­şumları ile ilgilidir. Kimyasal denklemlerinde her karbon (C) atomu için, suda (H20) olduğu gibi iki hidrojen atomu (H) ve bir oksijen atomu (O) bulunur. Örneğin, altı karbon atomu içeren bir şekerde 6 molekül su oluşturacak kadar hidrojen ve oksijen atomu bulunur. (6 H12Ü6)
Ancak aynı (6 H12Ü6 denklemi ile gösterilebilen pek çok şeker vardır. Bu şekerterin her birinin ta­dı farklıdır ve atomlarının düzenleniş şekline gö­re farklı kimyasal etkimelere katılırlar.
Şekerler en basit hidrokarbonlardır. Basit yapılı şekerierin tek bir rnolekülü vardır. Bu çeşit mole­küllere tek şeker anlamına gelen monosakarit adı verilir. Genellikle bu rnolekülde 3 ile 7 arasında karbon atomu bulunur. Bütün bitkilerde bulunan glükoz, meyvelerde görülen ana şeker maddesi­dir. Altı karbon atomu içerir. Beş karbon atomu içeren riboz hücre çekirdeğinde bulunan bir şe­ker türüdür. Arabinoz ve ksiloz adı verilen 5 kar­bonlu iki şeker türü daha vardır. Bunlar bitkiler tarafından bitki kabuğunda meydana gelen zede­lenmeleri iyileştirmede kullanılan yapışkan mad­de içinde bulunurlar.
iki monosakarit molekülü birleşerek bir disaka­rit molekülü oluşturur. Disakaritlerin en bilinen örneği sakarozdur. Sakaroz besinlerden alınan şekerdir ve çoğu bitkinin sapında bulunur. Akça­ağaçın sıvısında fazla oranda sakaroz bulunur. Endüstride yapılan kahverengi ya da beyaz saka­roz billurları şekerkamışı ve şeker pancarından elde edilir. Bu bitkiler sıcak iklimli bölgelerde ko­layca yetişir. Sakaroz ayrıca balda da, glikoz ve fruktoz ile karışmış halde bulunur.
Her sakaroz molekülü bir glikoz molekülü ile bir fruktoz molekülünün birleşmesinden oluşur. Bu ikili moleküller insan vücudundaki hücreler tara­fından emilemeyecek kadar büyüktür.
Sakarozun sindirim sırasında glikoz moleküllerine parçalan­ması gerekir. Alınan karbonhidratıı besinler vü­cuttaki enerji gereksinmesini karşılayabilmek için glikoz moleküllerine dönüştürülür.
Yeryüzündeki bütün karbonhidratlar bitkiler tara­fından yapılır. Yeşil bitkilerdeki kloroplast adı ve­rilen ve yapraklarda bulunan organlar. klorofil adı verilen yeşil bir renk maddesini içerir. Klorop­last Güneş ışığından aldığı enerjiyi glikoz yap­mak için kullanır. Hammaddeler için havadaki karbon dioksitten karbon, topraktaki sudan da hidrojen ve oksijen alır. Güneş ışığ: enerjisi bu atomları birleştirerek glikoz moleküllerini oluş­turur. Meydana getirilen glikoz enerji olarak kul­lanılır ya da karbonhidratlara dönüştürülür.
Şeker moleküllerinin birleşerek büyük karbonhid­rat molekülleri oluşturmasına polisakarit adı ve­rilir. Polisakaritler doğada büyük önem taşırlar. Glikoz depolarlar ve önemli yapı taşlarını oluş­tururlar. Bitkilerde bulunan glikoz bir polisa­karit türü olan nişasta halinde depolanır. Hayvanlarda ise glikoz, karaciğer ve kaslarda gliko­jen halinde depolanır. Hayvanın besin alamama­sı halinde depolanmış glikojenin bir kısmı yeni­den glikoza dönüşerek kandaki glikoz oranının aynı kalması sağlanır.
Bitki hücrelerinin çeperlerinin sert yapıda olma­sının nedeni bir polisakarit olan selüloz içerme­sindendir. Selüloz bitki sapının ve ağaç gövdesi­nin sert olmasını sağlayan maddedir.Bir başka kar­maşık yapılı polisakarit de kitindir.
Kitin maddesi böceklerin ve yengeç, karides gibi deniz hayvan­larının kabuklarının sert olmasını sağlar.
Selüloz, glikozdan oluştuğundan hayvanlar için iyi bir glükozkaynağı olarak düşünülebilir. An­cak hayvanların çoğu selülozu sindiremez. i nsanlarda ise sebzelerle beraber alınan selüloz, sindirilmeden bağırsaklara geçer.Otçul hayvanlar ise selülozdan yararlanırlar. Bu hayvanların ba­ğırsaklarında bakteri, ya da maya adı verilen kü­çük organizmalar bulunur. Bu organizmalar selü­lozu sindirebilir ve hayvanın yararlanabileceği bir şekle dönüştürebilir.
insanlar gereksindikleri glikozu nişasta yiyerek alırlar. Bitkiler de glikozu nişasta şeklinde depo­larlar.Nişasta bitki dokularının hepsinde bulunur; ancak en kolav olarak, bitkideki nişasta depola­nan kısımların besin olarak yenilmesi ile alınır. Nişasta,patatesde olduğu gibi, bitkinin yer altın­da kalan kısımlarında depolanır. Patatese yumru adı verilir; yumru sap kısmının bir parçası olup köke ait değildir. Tapyoka, manyok bitkisinin yumrusundan çıkarılan nişastadır. Havuç ve pan­car ise köklerini depolama organı olarak kullanan bitkilerdir. Buğday, pirinç ve mısır tohumlarında yeni süren filizi beslemek üzere içinde nişasta depolanmış küçük bir kesecik bulunur.
Yeni to­humun yaprakları yetişene kadar tohum, bu ni­şasta ile fotosentez yoluyla. kendi şekerini yapar. Bitkilerdeki depolama maddesi insanlar için de çok yararlıdır.
Az gelişmiş ülkelerde daha fazla tüketilen nişasta vücutta kolaylıkla glikoza parçalanabildiği için iyi bir enerji kaynağıdır. Aynı zamanda üretimi de kolay ve ucuzdur. Patates, pirinç, buğday, ar­pa, çavdar, mısır vb. tahıllar insanlar için ana be­sin maddeleridir. Ancak insan beslenmesinde sa­dece karbonhidratlar yeterli değildir. Karbonhid­ratların sindiritmesi ve vücutta kullanılması için vitaminiere gereksinilir. Yeni hücrelerin yapımı için de proteinler gereklidir.
Sadece karbonhidratlarla beslenen bir kimse, büyük oranda karbonhidrat alsa bile bir süre sonra ölür. Ancak patates ve pirincin dış kabuğunda in­san için gerekli başka kimyasal maddelerin çoğu bulunur.
Karbonhidratlar, protein ve yağlar bir arada yeni­lirse, vücutta önce karbonhidratlar enerji madde-O si olarak kullanıhr. Çok fazla oranda karbonhid­ratlı besinlerin yenmesi, vücudun gerekli vitamin ve aminoasitlerin alınmasından önce doymasına sebep olur. Şeker ya da kızarmış patates yemekle fazla oranda karbonhidrat alınmış olacağından, besin değeri daha fazla olan et ve sebzeleri ye­mek için yeterli iştah kalmayabilir.
Fazla karbonhidratlı besin yemenin bir başka olumsuz etkisi de, gereksinilenden fazla gliko­zun yağa dönüşmesi, böylece şişmanlığa yol aç­masıdır.


Yorumunuzu Bırakın

Yazan admin
Tarih: 1st Aralık 2008
Kategori: Karbonhidratlar