Hücreleri beslemek, temizlemek, korumak için vücutta iki sıvı dolaşımı vardır. Kan, hücrelere oksijen ve besinleri taşır; artık maddelerini bu hücrelerden alıp uzaklaşnur. Akkan (lenfa) ise renksiz bir sıvı olup kalbe başka kanallardan gelir; su fazlasını ve öbür artıkları kan dolaşımına taşır.
Vücutta üçüncü bir sıvı daha vardır, ama bu sıvı kan, ya da akkan gibi dolaşım yapmaz. Buna hücrelerarası sıvısı denir ve vücuttaki bütün hücrelerin arasındaki boşlukları doldurur. Bu sıvı birçok maden tuzları içeren sudan oluşur. Sulandırılmış deniz suyuna benzer. Yaşam ilk olarak denizlerde başladığında, hayvanı çepeçevre kuşatan sıvı ile vücut hücrelerinin çevresindeki sıvının aynı olduğu sanılmaktadır.
Kanın plazma adı verilen sıvı kısmı, aslında hücrelerarası sıvısı ile özdeştir. Her ikisi de çeşitli tuzlar içerensudan oluşur. Ancak plazma ayrıca öbür büyük molekülleri de içerir. Bunlar protein molekülleri olup, bu proteinlere grup olarak plazma proteinleri adı verilir. Plazma proteinleri hastalıklara karşı önemli bir koruyucudurlar.
Bunlardan bazıları hücrelerin beslenmesine katkıda bulunurlar. Su, dokusal (hücrelerarası) sıvıdan plazrnava doğru geçişme eğilimi taşır.
Kan ile dokusal sıvı arasında sürekli bir madde alışverişi yer alır. Kan, akciğerlerden hücrelere oksijen, hücrelerden akciğerlere ise karbon dioksit taşır. Bağırsaklardan, bütün vücut hücrelerine dağıtaeağı besinleri alır. Bu besinler hücreler tarafından kullanılınca artık ürünler meydana gelir. Artık ürünleri kan, dışarıya atılmak üzere akciğerlere, böbreklere ve deriye taşır. Kan, vücuttaki organların ve dokuların büyük bir bölümünün etkinliğini ·denetleyen kimyasal maddeleri de taşır.
Bir hayvanın ne tür bir dolaşımı olduğu, o hayvanın büyüklüğüne ve gereksinmelerine bağlıdır. En küçük hayvanlarda bir dolaşım sistemine gereksinme yoktur. Bunların her hücresi, vücudu örten zatlardan madde alışverişinde bulunabilecek kadar dışa yakındır. Hayvanın büyüklüğü arttıkça, özel görevler yapan ayrı ayrı organlar gelişir. Bu durumda vücudun bütün bölümlerini birbiri ile birleştirecek bir ulaşım düzenine gerekseme olur.
Dolaşım sistemi genellikle kanın içinde aktığı kanallardan oluşur. Kanın akmasını sağlayan bir basınca da gerek vardır. Bazı solucan türleri devinim yaptıkça kanlarını vücut çeperlerindeki hücrelerin kasılmasıyla iterler. Ayrıca damarlarında kanın akışını sürdürmeye yarayan kaslar da vardır. Toprak solucanının yapısı ise biraz daha karmaşıktır. Toprak solucanında kalp adı verilebilecek çok kaslı beş tane kan damarı vardır. Hayvanların çoğunda kastan yapılmış birkaç odacıklı özel bir tulumba vardır; bu kalptir. Kalp kanı atardamarlara pompalar. Atardamarlardaki kan dokulara besin ve oksijen taşır. Kan daha sonra toplardamar adı verilen başka damarlarla kalbe döner.
Dolaşımın başlıca görevlerinden biri de akciğerler, ya da solungaçlar ile dokular arasında gaz taşımaktır. Tarak gibi küçük ve devinimi yavaş olan hayvanlarda, gaz alışverişi çok yavaş olur. Böcekler ve taraklar. açık dolaşım sistemleri olan hayvan lara örnekti r. Bu hayvan ları n atardamarları boşluklara açılır. Kan bu boşluklara dolar, hücrelerin arasına sızar, sonunda da toplardamarlarda toplanarak kalbe döner.
Hücrelerden gaz alınması, hücrelere gaz götürülmesi dolaşımının bulunduğu etkin sıcakkanlı hayvaniarda kapalı dolaşım sistemi vardır. Bu sistemde kalp kanı, vücudu, akciğerleri dolaşarak kalbe dönen. damarlara pompalar. Kapalı dolaşım sisteminde kan hızlı dolaşım yapar.
Kan kalpten büyük atardamarlara girer. Bu atardamarlar da daha küçük atardamarlara. bunlar da atardamarcıklara (arterioller) ayrılır. Sonunda minik damarcıklardan, kılcal damarlardan (kapilerler) oluşan bir ağ meydana gelir. Kılcal damarların çeperleri çok ince olduğundan gazlar. su ve tuzlar bunlardan kolayca geçerler. Bazı hücreler de zedelenen ya da mikrop bulaşan dokulara geçip bu dokuları korumak için burada kandan dışarı çıkarlar. Kan, kılcal damarlardan geçtikten sonra toplardamarcıklara, oradan toplardamarlara geçer, onlarla kalbe döner.
Bazı durumlarda iki kılcal damar dizisi arasından bir toplardamar geçer. Bu bir kapı sistemidir. Kapı sistemlerinin en önemlisi omurgalı hayvanların karaciğerlerindekikapı sistemidir. ince bağırsaklardaki kılcal damarlar besinlerin büyük bir kısmını bağırsaklarda emerler. Bu kılcal damarlar. karaciğere giden bir toplardamarda birleşirler. Burada besin öbür dokulara gönderilecek birimler halinde parçalanıp yakılır, bir kısmı da depo edilir.
Dokulardan sıvıyı kal be döndürmenin bir yolu da lenf kanallandır. Lenf kanallarının çeperleri çok incedir. Sıvı kolayca bunların içine girebilir. Lenf kanalları hücrelerarası sıvısına çok benzeyen bir sıvıyı içerirler, Lenf kanalları vücut dokularının büyük bir bölümünden geçerek, kalbin yakınında, bir toplardamara açılan büyük bir kanalı oluşturacak biçimde birleşirler. Besinlerdeki yağların büyük bölümü, bağırsakların lenf damarlarına girer ve renksiz lenf sıvısı ile dokulara taşınır. Bu sistemde kalp gibi bir tulumba bulunmaz. Buna karşılık, bütün kanallarda, aralıklı bir şekilde, lenfanın geriye akmasını önleyecek kapakçıklar bulunur.
Omurgalı hayvanlarda kalp, kastan oluşmuş bir organ olup çoğukez dört odacıklıdır. insan, inek, koyun gibi memelilerin kalplerinde iki kulakçık. iki karıncık vardır. Kulakçıklar basıncı düşük olan kanı alıp karıncıklara boşalurlar. karıncıkları genişletirler.
Kan sağ kulakçığa gelir, oradan sağ karıncığa geçer. Buradan da akciğeriere pompalanır. Oksijenle dolu olarak sol kulakçığa geri gelir. Buradan da sol karıncığa geçerek dokulara pompalanır. Kalp attığı zaman, iki kulakçık ve ardından da iki karıncık birden kasılır. Kan atardamarlara doğru itilir. Atardamarların da kastan çeperleri vardır. Üzerlerine çarpan kana direnç gösteren atardamar çeperlerinin gerginliği, kan basıncını (tansiyon) meydana getirir.
Kan, atardamarlardan atardamarcıklara ve kılcaldamarlara doğru devindikçe basınç düşer. En düşük basınç toplardamarlardadır. Yüksek basınç nedeniyle kanın atardamarlar içinde geri akmasına olanak yoktur. Toplardamarlarda geri akışı önleyen ise sık aralıklı kapakçıklardır.
Ergin bir insanın kalbi dakikada dört litre kan pompalar. Anaatardamarda (aorta) kan, saniyede 40santimetre kadar bir hızla akar. Kılcaldamarlarda ise saniyede 0,05 santimetrelik bir hızla ilerler. Bu nedenle bazı yerlerde kan hızlı akar. Bazı bölgelerde ise yaygın kanallar içinde yavaş yavaş akar.
Kalp kasıldığı zaman atardamarlar içine yayılan bir basınç dalgası oluşturur. Basınç dalgasını pornpalanan kan dalgası izler. Atardamarların içinde kan tekdüze akmaz. Bir atardamar kesilirse kan bu damardan kesik kesik fışkırır. Kanın akışı atardamarlar içinde giderek vatışır ve kılcal damarlarla toplardamarlar içinde tekdüzeleşir. Ergin bir insanın kalp karıncıklarının her kasrlışmda sol karıncık dolaşıma 70 mililitre kan fişkırtır. Bu kasılmaya sistol denir. Bunun ardından kalp gevşer. Bu gevşeme evresine ise divastol denir. Doktor hastanın tansiyonunu ölçerken hem sistol hem de divastol basıncını ölçer.
Doktor tansiyonu ölçmek hastanın koluna beze sarılı bir kauçuk torba sarar. Sonra da, koldaki önkol atardamarındaki kanın akışı duruncaya kadar hava pompalayarak bu torbayı şişirir. Kalbe, kan basıncını kesen kolluktan daha uzak kalan dirsek atardamarını dinler. Sesleri daha iyi duvabilmek için stetoskop adı verilen ses yükseltici bir aletten yararlanır. Hava basıncı atardamarı kapayınca ses kesilir; çünkü kan hiç geçmez. Doktor yavaş yavaş basıncı azaltır. Basınç kanın geçebileceği kadar düşünce stetoskopta hafif bir ses duyulur, Sisrol basıncı budur. Basınç azaldıkça atardamar iyice açılır ve kanın çıkardığı ses azalır, sonunda ise yok olur. Sesin iyice azaldığı, ya da yok olduğu nokta diyastol basıncıdır.
stirahat halinde genç bir insanda normal kan basıncı 100- 120 mm. ile 70-80 mm. cıva arasındadır.
Kanın atardamarlar içinde dalga dalga akışı, deriye yakın atardamarların bir kemik üzerinden geçmekte oldukları yerlerde de algılanabilir. Kemiğe bastırarak basınç değişmeleri fark edilebilir. Dakikadaki nabız sayısı ise kalbin atış hızını verir. Ortalama nabız, dakikada 70 dolaylarında olur. Nabzın kolaylıkla alındığı yerler gözlerin üst tarafındaki şakak kemikleri, bilek ve çene kemiğinin alt yanıdır.
Kan basıncı, kan ve dokular arasındaki sıvı alışverişini etkiler. Plazmanın yoğunluğu. doku sıvısının yoğunluğundan yüksektir. Bu, plazmadan kılcal damarlara geçemeven-büvük protein moleküllerinden ileri gelir. Su, daima farklı yoğunlukları eşitlemeye çalışır. Bu yüzden kılcal damarların’ içine sızmaya çalışır. fakat kılcal damarın, atardamarcıklara açılan ucundaki basınç, bu yoğunluk farkından büyüktür. Bunun sonucu sıvı dışarı sızar ve kılcal damardan dışarı çıkar.
Kan kılcal damarın toplardamara açılan ucuna gelince, basıncı daha düşüktür. Bu nedenle sıvı damara girer. Kan basıncı çok yüksek olursa sıvıların kılcal damara girmesine olanak kalmayabilir. Bu durumda dokularda su kalır, bacaklar ve ayaklar şişer. Buna ödem denir. Bir böceğin ısırdığı yerin etrafında da ödem olur. Buna neden, kılcal damarlardan dokunan içine sızan sıvıdır.
Doğmamış bebekte dolaşımın izlediği yol biraz değişiktir. Dölvatağmın içindeki dölüt kanını göbekbağı aracılığıyla anneden alır. Doğumdan önce bebeğin kanı akciğerlere uğramadan geçer. Bebek doğunca akciğerlerinin çalışmaya başlaması gerekir. Doğumda kan akciğerlere dolar ve bebek ilk soluğunu alır.