<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>SVGY - Sağlı ve Güzel Yaşam</title>
	<atom:link href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com</link>
	<description>Sağlı ve Güzel Yaşam Diliyoruz..</description>
	<lastBuildDate>Mon, 02 Apr 2012 08:36:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Anne sütünü artırmak için bira (alkolsüz bira)</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/anne-sutunu-artirmak-icin-bira.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/anne-sutunu-artirmak-icin-bira.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 08:34:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6589</guid>
		<description><![CDATA[Anne Sütünü artırmak için Dr. Ender Saraç’ın çok ilginç önerileri var.Dr Ender Saraç Boza ve  &#8221;Alkolsüz Biranın anne sütü artırdığını söylüyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "pub-6639452277359368";
/* 300x250, oluşturulma 06.01.2009 */
google_ad_slot = "9547720391";
google_ad_width = 300;
google_ad_height = 250;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script>
</p><p><script type="text/javascript"><!--
google_ad_client = "ca-pub-6639452277359368";
/* 468x15, oluşturulma 08.02.2011 */
google_ad_slot = "7480598183";
google_ad_width = 468;
google_ad_height = 15;
//-->
</script>
<script type="text/javascript"
src="http://pagead2.googlesyndication.com/pagead/show_ads.js">
</script></p><p>Anne Sütünü artırmak için Dr. Ender Saraç’ın çok ilginç önerileri var.Dr Ender Saraç Boza ve  &#8221;Alkolsüz Biranın anne sütü artırdığını söylüyor.</p>
<p><object width="480" height="390" classid="clsid:d27cdb6e-ae6d-11cf-96b8-444553540000" codebase="http://download.macromedia.com/pub/shockwave/cabs/flash/swflash.cab#version=6,0,40,0"><param name="allowFullScreen" value="true" /><param name="allowscriptaccess" value="always" /><param name="src" value="http://www.youtube-nocookie.com/v/lcdoaTlc0g8?fs=1&amp;hl=en_US&amp;rel=0" /><param name="allowfullscreen" value="true" /><embed width="480" height="390" type="application/x-shockwave-flash" src="http://www.youtube-nocookie.com/v/lcdoaTlc0g8?fs=1&amp;hl=en_US&amp;rel=0" allowFullScreen="true" allowscriptaccess="always" allowfullscreen="true" /></object></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/anne-sutunu-artirmak-icin-bira.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Doğum Sonrasında İlk Adet Kanaması Ne Zaman</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/dogum-sonrasinda-ilk-adet-kanamasi-ne-zaman.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/dogum-sonrasinda-ilk-adet-kanamasi-ne-zaman.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 27 Mar 2012 06:51:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6583</guid>
		<description><![CDATA[Etiket:Doğumdan sonra ilk adet doğum sonrası adet doğumdan sonra görme doğum sonrası düzensizliği düzensizliği &#160; Doğum Sonrasında İlk Adet Kanaması Ne Zaman Doğumdan sonraki kanamayla adet kanamasını karıştırmayın. Loşia adı verilen bu kanama, adet kanamasından biraz daha fazladır ve 6 hafta sürebilir. Lohusalığın ilk günlerinde rengi kırmızı olan bu akıntı, sonraki günlerde pembeye, kahverengiye ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Etiket:Doğumdan sonra ilk adet doğum sonrası adet doğumdan sonra görme doğum sonrası düzensizliği düzensizliği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Doğum Sonrasında İlk Adet Kanaması Ne Zaman</strong></p>
<p><img class="alignnone" title="adet" src="http://i.imgur.com/oNoBL.jpg" alt="" width="406" height="421" /></p>
<ul>
<li>Doğumdan sonraki kanamayla adet kanamasını karıştırmayın. Loşia adı verilen bu kanama, adet kanamasından biraz daha fazladır ve 6 hafta sürebilir. Lohusalığın ilk günlerinde rengi kırmızı olan bu akıntı, sonraki günlerde pembeye, kahverengiye ve sonra sarımsı beyaza döner.</li>
<li>Doğum kontrol yöntemleri kullanmadığınız sürece, eşinizle ilişkide bulunursanız yeniden hamile kalabilirsiniz. Bunun için en kısa sürede doğum kontrol yöntemlerinden faydalanın.</li>
<li>Emzirme döneminde doğum kontrol haplarının alınması uygun değildir. Çünkü anne sütünün miktarını azaltabilirler. Emzirmeyi düşünmeyen anneler, doğumdan 6 hafta sonra hap kullanmaya başlayabilir.</li>
<li>Rahim içi araç ya da diğer bir adıyla spiral, kolaylık açısından adet günlerinin ilk günlerinde rahim içine takılır. Ancak doğumdan hemen sonra takılabileceği gibi, sezaryen sırasında da uygulanabilir.</li>
<li>Eğer üç ay koruma sağlayan doğum kontrol iğnesi kullanmak istiyorsanız, bu iğnelerin anne sütünü azaltmadığını ancak adet düzensizliğine yol açabileceği için uzmanların bu dönem için önermediğini bilmeliniz. Bu yöntemin yerine cilt altı implant uygulaması tercih ediliyor. Çünkü bu implantlar, düşük doz progesteron içerdiği için adet düzensizliği riskini azaltıyor.</li>
</ul>
<p>Hamileliğin en hoş taraflarından biri, 9 ay boyunca, adet kanamalarına özgü ağrı, şişkinlik, sinirlilik gibi sendromların kendiliğinden ortadan kalkmasıdır. Ayrıca ped masrafınız da yoktur. Ama hamileliğin bu keyfi, doğumdan sonra başka bir duruma dönüşür. Kanamanız başlamıştır ancak telaşlanmayın, bunun adet kanamasıyla hiçbir ilgisi yok. Loşia olarak adlandırılan bu kanama, rahimden gelen kan, mukus ve dokudan oluşur. Lohusalık döneminde ilk üç gün bazı kadınlarda ise daha fazla sürer.başlangıçta yoğun olarak başlayan bu kanama, daha sonra azalır. Bunu renginden de anlamanız mümkün. Lohusalığın ilk günlerinde, kan ve kan pıhtısı içerdiği için rengi koyu kırmızı olur. Daha sonra içeriği değiştiği için açık kırmızı, kahverengi, pembeye dönüşür. En son rengi de sarıdır. Başlangıçta yoğun olarak gelen loşia akıntısının bitene kadar ortalama 2 bardak kadar olduğu saptanmış.<br />
Lohusalığın ilk haftalarında süren Loşia bittikten sonra emzirmeye devam ediyorsanız adet kanamasının başlamadığını fark edeceksiniz. Bu durum, emzirme nedeniyle salgılanan hormonlar nedeniyle, yumurta üretilmemesinin sonucudur. Dolayısıyla da hamile kalamayacağınız anlamına gelir. Aslında bu doğal ve harika bir süreçtir. Çünkü yeni doğum yapmış annenin, hemen yeni bir hamilelik yaşaması nedeniyle beden olarak yıpranmasının önüne geçilir. Yani doğal bir doğum kontrol yöntemidir emzirmek&#8230;<br />
Peki, emzirme üremeyi nasıl etkiliyor?<br />
<strong>Hamilelikte hormonlar artıyor</strong><br />
Hamilelikle birlikte, kadın vücudunda bulunan hormonlarda, bazı değişimler yaşanır. Bu dönemde hamileliğe özgü hormonlar (beta-HCG, AFP, HPL) üretilir; bazı hormonların (progesteron, östrojenler ve prolaktin) da seviyesi yükselir. Hormonlardaki bu değişim, anne adayının hamileliğe uyumunu, bebeğin gelişimini ve doğum eyleminin başlamasını sağlar.<br />
Doğumdan sonra, hormonlardaki bu değişim eski haline döner. Örneğin östrojen hormonu, doğum sonrası kısa sürede hamilelik öncesi seviyeye iner. Progesteron hormonu ise, yaklaşık bir hafta içerisinde hamilelik öncesi düzeye inerken, beta- HCG’nin kandan kaybolması, iki hafta gibi kısa bir sürede gerçekleşir. Böylece doğum sonrası, hamilelik hormonlarındaki belirgin düşüşle, adet ve yumurtlama yeniden başlar.<br />
Ancak süt üretimini sağlayan prolaktin hormonu, bebek meme emdikçe seviyesini korumaya devam eder. Sonuç olarak, adet kanamanızın gecikmesi, bu hormona bağlı olabilir.<br />
<strong>Başlangıç zamanı</strong><br />
Adet kanaması, genellikle doğumdan sonra 8-16. haftalar arasında yeniden başlar ama hem kanama hem de yumurtlama, bebeğinizi emzirirseniz büyük oranda gecikir.Bebek yalnız anne sütü ile besleniyorsa, genellikle ilk 6 ayda adetlerin başlaması ve düzenli olması beklenmez. Bu durumda telaşlanmamalısınız, zamanla kanamalarınız düzene girecektir. Bazen 18 aya kadar başlamayabilir. Hiç emzirmeyen annelerde ise adet kanaması, doğumdan sonraki 4-8. haftalarda başlar.<br />
Bu durum, birçok değişkene bağlı olabilir. Emzirme sıklığı, emzirme süresi ve bebeğe ek besin verilip verilmediği gibi&#8230; Örneğin bir anne bebeğini günde 3 kereden daha fazla emziriyorsa, yumurtlama daha çok baskılanır. Ya da emzirdiği süre ne kadar uzarsa, regli ve yumurtlamada en uzun gecikme yaşanır. Bebeğe ek besin verilip verilmediği de yumurtlamayı etkiler. Bebeğin biberonla beslenmesi, katı gıda yemesi hatta su bile içmesi emzirmenin yumurtlamayı engelleyen etkisini ortadan kaldırabilir.<br />
<strong>Regli olmamak hamileliğe engel değil</strong><br />
Doğum yaptıktan sonra düzene girecek eski alışkanlıklarınızdan biri de cinsel ilişkidir. Genellikle hamileliğin ilk üç ayı ve son üç ayında cinsel ilişkiden kaçınılır. Bu davranış, hormonlardaki değişikliklerden bebek zarar görecek korkusuna kadar, fiziksel ve psikolojik birçok nedene bağlı olabilir. Ama artık bebeğiniz dünyaya geldiğine ve siz de toparlandığınıza göre, eşinizi ve kendinize vakit ayırmanın zamanı gelmiş demektir. Eğer doğumdan sonra hiç regli olmadınızsa, “Nasılsa olmadım” diyerek, doğum kontrol yöntemlerini umursamazlık etmeyin. Çünkü adet kanamasının başlaması tekrar hamile kalabileceğinizin en önemli belirtilerinden olmakla beraber, doğum sonrasında kanama olmadan da hamile kalınması mümkündür.<br />
<strong>Önleminizi alın </strong><br />
Doğum sonrasında ilk defa ne zaman yumurtlayacağınız önceden bilinemez. Bazı kadınların kısır tabir edilen bir dönemi vardır ve doğumdan sonra ilk adet kanamasına kadar geçen dönemde yumurtlamazlar. Ama bazıları da kanama olana dek yumurtlar ve daha kanama olamadan hamile kalabilirler. Hangisinin olacağını önceden bilemeyeceğinizden doğum kontrol yöntemi konusunda önlem almalısınız. Yoksa herhangi bir sürprizle karşılaşmanız an meselesi olabilir.<br />
<strong>Nedeni başka ne olabilir?</strong><br />
Bu tür düzensizliklerin başka nedenleri de olabilir. Hormon üretim zafiyeti ya da her ay oluşabilecek yumurtalık kistleri gibi&#8230; Eğer emzirmediğiniz halde gecikme yaşıyorsanız bunun için bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanına başvurmalı ve diğer ihtimalleri göz önüne almalısınız.</p>
<p><span style="font-size: xx-small;">Alıntı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/dogum-sonrasinda-ilk-adet-kanamasi-ne-zaman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bal&#8217;ın Foyası</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/balin-foyasi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/balin-foyasi.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 13 Mar 2012 13:19:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kategorilenmemiş]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6578</guid>
		<description><![CDATA[Bal&#8217;ın Foyası Doğrudan satış yöntemini kullanan firmalar, reklamlarında organik ve karakovan olarak bilinen bazı özel bal çeşitlerini piyasadaki fiyatından 4 kat daha ucuza satıyor. Reklamlarda balın faydaları sıralanıyor ve birçok hastalığa iyi geldiğinden bahsediliyor. Kamuoyunun gündemine oturan binlerce kişinin satın aldığı balların gerçek olup olmadığı test edildi. Bu satışlara öncülük eden firmadan kilogramı 95 liradan [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bal&#8217;ın Foyası</p>
<p>Doğrudan satış yöntemini kullanan firmalar, reklamlarında organik ve karakovan olarak bilinen bazı özel bal çeşitlerini piyasadaki fiyatından 4 kat daha ucuza satıyor. Reklamlarda balın faydaları sıralanıyor ve birçok hastalığa iyi geldiğinden bahsediliyor. Kamuoyunun gündemine oturan binlerce kişinin satın aldığı balların gerçek olup olmadığı test edildi. Bu satışlara öncülük eden firmadan kilogramı 95 liradan bal alındı. Satış yapan tezgâhtar balın Siirt Pervari yöresinin ürünü ve yüzde 100 doğal olduğunu söyledi. (bunlar Siirt-Pervari Yöresi Balını da lekeliyorlar, namına zarar veriyorlar) Alınan bal Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı İstanbul Hıfzıssıhha Enstitüsü Müdürlüğü’nde analiz ettirildi. Türk Gıda Kodeksi 2005/49 sayılı Bal Tebliği’ne göre, balın tam analizi yapıldı. Bal, rengi, görünüşü, tat ve kokusu, rutubet miktarı, asitlik, sentetik boya, kül miktarı, polen, ticari glikoz, glikoz/fruktoz miktarı gibi parametreler açısından incelendi. Yapılan inceleme sonucunda, yüzde 100 organik olduğu belirtilerek satın alınan balda ticari glikoz tespit edildi. Ayrıca, mevzuata göre, 0.9-1.4 oranında olması gereken glikoz/fruktoz miktarı ise 1.52 çıktı.</p>
<p><iframe src="http://www.ahaber.com.tr/webtv/iframe/videoizle/balin-tadi-kacti-407710927050" frameborder="0" scrolling="no" width="500" height="401"></iframe></p>
<p>KATKI VARSA SAHTE BAL OLUYOR&#8230;</p>
<p>İstanbul Teknik Üniversitesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Dilek Boyacıoğlu, balda ticari glikozun olmaması gerektiğini söyledi. Boyacıoğlu, “Balda ticari glikoz olması balın hileli olduğu anlamına geliyor” diye konuştu. ErciyesÜniversitesi Ziraat Fakültesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Sibel Silici de glikozun balın yapay olduğunu gösterdiğini belirtti.</p>
<p>ÇEKİNMİYORLAR&#8230; DOWN SENDROMUNA OTİZME BİLE İYİ GELİR DİYORLAR&#8230;.</p>
<p>Hacettepe Üniversitesi Arı Ürünleri Ar-Ge Merkezi Müdürü Prof. Dr. Kadriye Sorkun, glikoz/ fruktoz oranın 1.4′ten yukarı olmaması gerektiğini belirterek, “0.9 ile 1.4 arasında normal kabul ediliyor. Ama onun üstündeki değerler normal kabul edilmiyor. Bu, doğal bal değil. Fruktoz nedeniyle sağlık bozucu bir şey. Bunların engellenmesi lazım. Bal, ‘down sendromuna bile iyi gelir’ diyen insanlar çıkıyor” dedi.</p>
<p><span style="color: #ff6600;">alıntı</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/balin-foyasi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebekler uçağa binebilir mi?</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebekler-ucaga-binebilir-mi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebekler-ucaga-binebilir-mi.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 13:26:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6571</guid>
		<description><![CDATA[Bebekle yapılacak uçak yolculuğunun bir çok aileyi endişelendirdiğini belirten VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü′nden Dr. Hilda Çerçi Özkan, bir haftadan büyük sağlıklı bir bebeğin uçağa binmesinde sakınca olmadığını söyledi. Uçakla seyahat edecek olan bebekli ailelerin endişelenmemeleri gerektiğini belirten VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü′nden Dr. Hilda Çerçi Özkan, “Uçakların içindeki basınç genellikle 250 metre yükseklikteki atmosfer [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bebekle yapılacak uçak yolculuğunun bir çok aileyi endişelendirdiğini belirten VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü′nden Dr. Hilda Çerçi Özkan, bir haftadan büyük sağlıklı bir bebeğin uçağa binmesinde sakınca olmadığını söyledi.</p>
<p>Uçakla seyahat edecek olan bebekli ailelerin endişelenmemeleri gerektiğini belirten VKV Amerikan Hastanesi Pediatri Bölümü′nden Dr. Hilda Çerçi Özkan, “Uçakların içindeki basınç genellikle 250 metre yükseklikteki atmosfer basıncına ayarlanır. Sağlık sorunu olmayan kişiler ve hatta yenidoğan bebekler 250 metre yüksekliğe ayarlanan kabin içi basıncında hiçbir problem yaşamazlar” dedi.</p>
<p>Bir çok havayolu şirketi bir haftadan küçük bebeklerin uçuşunu acil tıbbi bir neden olmazsa kabul etmez. Bazı havayolları ise bebek bir haftadan küçükse uçmasında sakınca olmadığına dair doktor raporu isteyebilir.</p>
<p><strong>Uçak yolculuğunun sakıncalı olduğu durumlar nelerdir?</strong></p>
<p>İleri derecede kansızlığı olan, doğumsal kalp hastalığı, ağır akciğer hastalığı gibi hastalıkları olan kişilerin uçak yolculuğu sakıncalı olabilir. Bu kişilerin uçakla seyahat öncesi mutlaka doktoruna danışması önerilir. Aktif enfeksiyonu olan çocukların hem kendileri için hem de diğer yolculara da enfeksiyonu bulaştırabilecekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar uçmaması gerekir. Özellikle bir kulak enfeksiyonu varsa kabin içi basınç değişiklikleri şiddetli kulak ağrılarına yol açabilir. Sinüzitli çocuklarda da aynı şekilde şiddetli baş ağrıları oluşabilir. İshali olan çocukların uzun süren uçak yolculuklarında sıvı kaybedebileceği için ishal düzelene kadar uçmaları önerilmez.</p>
<p><strong>Uçak yolculuğu enfeksiyon riskini artırır mı?</strong></p>
<p>Bebekler için uçak yolculuğunun enfeksiyon açısından riski artırdığı yönünde kesin bir kanıt olmasa da yolculuk sırasında kabin içi havanın sürekli sirkülasyona girmesi, çok sayıda kişinin dar ve kapalı bir alanda bulunması. Kabin içi havanın kuruluğunun enfeksiyonların bulaşması açısından kolaylaştırıcı faktör olabileceği düşünülüyor.</p>
<p><strong>Bebeğinizle daha güvenli bir uçak yolculuğu yapabilmek için:</strong></p>
<p>Uçak temizliği gece yapıldığından, sabah uçuşlarını tercih edin.<br />
Yakınınızda hasta bir kişi oturuyorsa ve başka boş yerler varsa oraya geçin.<br />
Uçağın kalkış ve inişlerinde kabin memurlarının direktiflerine göre mutlaka bebeğinizi kucağınıza alın ve ona da kemer takın.</p>
<p>Kulak ağrısını önlemek için kalkış ve inişlerde ya emzirin ya da biberon verin. Emme hareketi orta kulak basınçlarının eşitlenmesini kolaylaştırır ve bebeği rahatlatır. Daha büyük çocuklara da sevdikleri içecekler içirilmesi ya da ciklet çiğnetilmesi de aynı etkiyi sağlar.<br />
Bebeğinizin tıbbi sorunları varsa, doktoruna danışmadan uçak yolculuğu da dahil hiçbir yolculuğa çıkarmayın.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebekler-ucaga-binebilir-mi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarla uçak yolculuğu o kadar da zor değil.</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocuklarla-ucak-yolculugu-o-kadar-da-zor-degil.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocuklarla-ucak-yolculugu-o-kadar-da-zor-degil.html#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 07 Mar 2012 13:22:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6567</guid>
		<description><![CDATA[Tatile çıkmak isteyen bebekli ailelere uçak yolculuğu yapmaya çekiniyorlar. Acıbadem Hastanesi Bakırköy Yenidoğan Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Palabıyık, &#8220;bazı pratik uygulamalarla, çocuklarla yapılan uçak yolculuğunun hem daha konforlu hem de daha güvenli geçmesini sağlayabilirsiniz.&#8221; diyor. Bebekler kaçıncı aydan itibaren uçabilirler? Dr. Murat Palabıyık: Bazen doğumdan hemen sonra bile bebeğin yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tatile çıkmak isteyen bebekli ailelere uçak yolculuğu yapmaya çekiniyorlar. Acıbadem Hastanesi Bakırköy Yenidoğan Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Palabıyık, &#8220;bazı pratik uygulamalarla, çocuklarla yapılan uçak yolculuğunun hem daha konforlu hem de daha güvenli geçmesini sağlayabilirsiniz.&#8221; diyor.</p>
<p><strong>Bebekler kaçıncı aydan itibaren uçabilirler?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık: Bazen doğumdan hemen sonra bile bebeğin yoğun bakım ünitesi olan bir hastaneye hava yolu ile nakledilmesi gerekebilir. Yani zorunlu durumlarda bebekler doğar doğmaz bile uçabilirler. Ancak uçuş konforu ve risklerin en aza indirilebilmesi için sağlıklı bir bebeğin ilk ayını doldurduktan sonra uçması önerilir.&#8221;</p>
<p><strong>Uçak yolculuğu hangi sağlık sorunlarına yol açabilir, bunları nasıl önleyebiliriz?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık: En önemli sorun kulaklarda olur. Özellikle kalkış ve iniş sırasında kabin içi basıncında olan değişikliklerden dolayı bebekler kulaklarında hissettikleri dolgunluk hissi ve ağrı nedeniyle şidetli bir şekilde ağlayabilirler. Bunu engellemek için yolculuk öncesinde bebeğin doktoruna da danışılarak genellikle soğuk algınlığı için kullanılan bir ağrı kesici şurubun verilmesi uygun olur. Bu sayede orta kulağın havalanmasını sağlayan östaki borusunun daha kolay açılması sağlanarak dolgunluk hissinin gelişmesi önlenebilir. Kulağı rahatlatacak başka bir önlem de yutkunmayı sağlamaktır. Bebekler de emerek yutkundukları için kalkış sırasında emzirilmeleri kulak ağrısı duymalarını engelleyebilir. Daha büyük çocuklara da sevdikleri içecekler içirilmesi ya da ciklet çiğnetilmesi de aynı etkiyi yapar. Uzun uçak yolculuklarında sürekli olarak huzursuz olan çocuklar uçakta verilen yiyecek ve içecekleri reddederler. Bu nedenle vücudun susuz kalması demek olan dehidratasyon tablosu gelişebilir. Bebeklerin sık sık emzirilmeleri, büyük çocukların da her zaman severek içtikleri içeceklerin yanlarında bulundurulması bu durumu önlemeye yardımcı olur.</p>
<p><strong>Uçakta nerede oturmak gerekir? Bebekler için ayrı bir koltuk almak gerekir mi?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık: Çocuklar genellikle kapalı ve hareket alanının kısıtlı olduğu ortamlarda kısa sürede huzursuzlanmaya başlarlar. Bu nedenle uçağın en önünde oturmak ve kabine en son girerek en erken çıkmak kabinde kalış süresini en aza indirir. Özellikle havaalanında yolcuların uçağa kabulü başlar başlamaz büyük çoğunluğun çıkış kapısına hücum ederek ayakta bekledikleri görülür. Çocuklar bu durumdan hiç hoşlanmazlar. Bu nedenle sakince beklemek ve çocuğun oyun oynamasına izin vermek, kapıdan geçen en son yolculardan olmak gerekir. Kabine sadece uçuş sırasında gerekecek çantaların alınması ve diğer tüm çantaların bagaja verilmesi havaalanı ve kabindeki hareket yeteneğimizi attırır. Bazı uçak modellerinde iki erişkin koltuğu arasında küçük çocuklar için özel koltuklar bulunur. 2 yaşını geçmiş olan çocukların bu koltuklarda oturması önerilir. Check-in işlemi sırasında bu koltukları seçmek yolculuğun daha rahat geçmesini sağlar. 2 yaşın altındaki bebekleri kısa mesafeli uçuşlarda kucağımızda taşıyabiliriz ancak mutlaka kabin ekibinden bebekler için özel kemerler istenmelidir. Uzun süreli uçuşlarda ise önünde duvar olan koltuklar seçilmelidir. Bir çok uçak modelinde bu duvarlara monte edilen bebek beşikleri bulunur. Bu koltuklar bilet alırken ve check-in sırasında görevlilerden talep edilebilir. Artık sıklıkla kulanılmaya başlanan on-line check-in ile uçuştan 24 saat önce internet ortamında koltuk seçimi yapılabilmektedir. Eğer sağ ve solda 3 sıra koltukları olan bir uçak modelinde önlerde bir sırada sadece her iki tarafta ikişer koltuk gözüküyorsa aralarında bir bebek koltuğu var demektir. 2 yaş üstü çocuklarla seyahat ederken bu koltukların seçilmesi büyük rahatlık sağlar. Bazı uçaklarda da acil çıkış kapılarının hizasındaki koltuk aralıkları çok geniştir. Check-in sırasında bu koltuklar da talep edilebilir.</p>
<p><strong>Yanımıza mutlaka almamız gereken şeyler nelerdir?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık:<br />
• Öncelikle rahat giysiler ve yedekleri. Ev ortamında giyilen kıyafetlerin giyilmesi çocukların huzursuzlanmalarını önler. Eğer yaramaz bir çocuğunuz varsa havaalanındaki kalabalıkta kaybolmasını önlemek için kolay farkedilen canlı renklerde giysiler giydirilmesi önerilir.<br />
• Uzun yolculuklarda en sevdikleri birkaç oyuncak, boyama kitapları ve kalemleri, masal kitapları<br />
• Uçakta verilen yiyecek ve içecekleri yok sayarak çocukların en sevdikleri içecek ve yiyeceklerden ihtiyacı kadar almak gerekir. Uzun yolculuklarda çocuk menüleri verilmesine rağmen bunları her zaman beğenmeyebilir çocuklar.<br />
• Biberonla beslenen bebekler için kısa süreli uçuşlarda en az 2, uzun süreli uçuşlarda da 3 temiz biberon bulundurmalıyız. Uçakta biberon sterilizatörü bulmak genellikle mümkün olmaz.<br />
• Yeterince alt bezi ve ıslak mendil. Eğer kabin memurlarından yardım istenirse uçağın tuvaletleri bez değişimi için uygun hale getirilir. Koku ve hijyen açısından kabinde alt değiştirmek önerilmez. Tuvaletler kullanılmalıdır.<br />
• Uzun süreli uçuşlarda yolculuk öncesinde ve her 4-6 saatte bir vermek üzere bir soğuk algınlığı şurubunun kullanılması çocukların rahatlamalarını ve sakinleşmelerini sağlar.</p>
<p><strong>Hangi çocukların uçağa binmemesi gerekir?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık: Aktif infeksiyonu olan çocuklar hem kendileri için hem de diğer yolculara da infeksiyonu bulaştırabilcekleri için çok zorunlu olmadıkça iyileşene kadar uçmamalıdır. Eğer bir kulak infeksiyonu varsa kabin içi basınç değişiklikleri çok şiddetli kulak ağrılarına yol açabilir. Sinüzitli çocuklarda da aynı şekilde şiddetli baş ağrıları oluşur. İshali olan çocuklar uzun süren uçak yolculuklarında aşırı sıvı kaybedebilir, bu nedenle ishal düzelene kadar uçmaları önerilmez. Kronik kalp ve akciğer hastalığı olan çocukların da uçuş öncesi doktor kontrolünden geçmeleri gereklidir.</p>
<p><strong>Günün hangi saatinde uçmalı, hangi uçaklar çocuklar için daha konforludur?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık: Uçuş saatinin çocuğun günlük uyku saatlerine denk gelmesi yolculuğun daha kolay geçmesini sağlar. Ancak uyku öncesi huzursuzlanmaları en aza indirmek ve uyku sırasında kulaklarda basınç hissetmemeleri için yaşlarına uygun dozlarda soğuk algınlığı için kullanılan şuruplardan vermek çok işe yarar. Eğer mümkün olursa büyük uçaklarda uçmak daha konforludur. Çünkü kabin içi basınç değişikliklerini daha az hisserderler ve daha az huzursuzlanırlar.</p>
<p><strong>Uçuş sonrasında nelere dikkat etmek gerekir?</strong><br />
Dr. Murat Palabıyık: Havaalanında bagaj teslimi sırasında herkes aceleyle eşyasını alıp bir an önce çıkmak ister. Bu telaşlı ortamda görevli yük taşıyıcılardan yardım istenmelidir. Uçuş sonrasında da her zaman olduğu gibi bol sıvı tüketilmesi çocukların daha kolay adapte olmalarını sağlar. Özellikle varılan yerde aşırı sıcak hava varsa sıvı tüketimi çok önem kazanır. Giysiler de gidilen yerdeki hava duruuna uygun olarak kısa sürede değiştirilmelidir.<br />
alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocuklarla-ucak-yolculugu-o-kadar-da-zor-degil.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeklerde Gaz Sancısı</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebeklerde-gaz-sancisi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebeklerde-gaz-sancisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Mar 2012 18:20:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6556</guid>
		<description><![CDATA[Bebeklerde Gaz Sancısı: Bebeklerde görülen gaz sancısına kolik adı verilir. Bu sancı 3 ayın altındaki bebeklerin ortalama %20′sinde görülür. Yeni doğan bebeklerde gaz sancısı 2 – 3 haftalıkken başlar ve genellikle bebek 3 aylık olduğunda büyük ölçüde geçer. Bununla birlikte, az sayıda bebekte 8 – 9 aylık olana ka Gaz Sancısı Olduğu Nasıl Anlaşılır? Bebek aç ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Bebeklerde Gaz Sancısı:</strong> Bebeklerde görülen gaz sancısına kolik adı verilir. Bu sancı 3 ayın altındaki bebeklerin ortalama %20′sinde görülür. Yeni doğan bebeklerde gaz sancısı 2 – 3 haftalıkken başlar ve genellikle bebek 3 aylık olduğunda büyük ölçüde geçer. Bununla birlikte, az sayıda bebekte 8 – 9 aylık olana ka<img class="alignnone" title="gaz" src="http://www.sagliklisite.net/wp-content/uploads/2011/01/massage.jpg" alt="" width="510" height="320" /></p>
<p><strong>Gaz Sancısı Olduğu Nasıl Anlaşılır?</strong> Bebek aç ve uykusuz olmamasına rağmen ayaklarını karnına çekip, ellerini sıkarak ve acı bir şekilde ağlıyorsa muhtemelen gaz sancısı çekiyor demektir. Aslında her bebek ağlar. Ağlamanın gaz sancısından kaynaklandığını anlamak için<strong>Bebeklerde Gaz Sancısının Belirtileri</strong> şöyle sayılabilir:</p>
<ul>
<li>Bebeğin sürekli ve 3 saatten fazla ağlaması,</li>
<li>Huzursuz oluşu,</li>
<li>Ağlarken bacaklarını karnına doğru çekerek ve acı çekiyormuş gibi ağlaması bebeklerde gaz sancısının en belirgin işaretleridir.</li>
</ul>
<p><strong>Bebeklerde Gaz Sancısının Nedenleri?</strong> Nedenleri kesin olarak bilinmemekle birlikte kolik oluşumuna etki eden faktörler; bebeğin sindirim sisteminin tam olgunlaşmamış olması, mama ya da anne sütündeki bazı maddelere alerji olarak sayılabilir. Bebeğe 6. aya kadar ek besin verilmemeli ve sadece <a>anne sütü</a> ile beslenmelidir. Buna rağmen, gaz sancısı çeken bebeğe, mama yediriliyorsa mamanın içeriğindeki bazı maddeler bebekte gaz oluşumuna neden oluyor olabilir. Sadece anne sütü vermek, bu mümkün değilse mamayı değiştirmek faydalı olabilir. Emziren anneler yedikleri bazı besinlerin bebekte gaz yaptığını fark edebilirler. Bu durumda, bu besinlere ara vermeleri bebeğin şikâyetlerini azaltmayayardımcı olacaktır.</p>
<p><strong>Bebeklerde Gaz Sancısı Nasıl Giderilir?</strong> Kolik, bir hastalık olmadığı için tedavisinden söz etmek mümkün değildir. Bununla birlikte, gaz sancısını azaltmanın bazı yöntemleri vardır. Öncelikle bebek emzirilirken meme ucunu iyice kavramasına ve hava yutmamasına dikkat etmek gerekir. Ek besinlere erken başlamak, gereğinden fazla meyve suyu vs. vermek gaz sancılarını arttırır. Bebeği kundaklamak ve hareketlerini kısıtlamak da gaz çıkışını engelleyebilir.</p>
<p><strong>Bebeklerde Gaz Çıkarma Nasıl Yapılır?</strong> Bebeğin gaz sancısı çekmemesi için her beslenmeden sonra gazı çıkarmak önemlidir. Bunun için bebek omuza doğru yatırılıp, sırtı hafifçe ovalanır. Karnına hafif masajlar yapmak, ayakları üzerine bastırmak da gaz çıkarmasına yardımcı olur. Ayrıca, <a>Rezene çayı</a> bebeklerde gaz çıkarmayı kolaylaştırıcı etki gösterir.<br />
alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebeklerde-gaz-sancisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebekler Kaç Saat Uyumalıdır ?</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebekler-kac-saat-uyumalidir.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebekler-kac-saat-uyumalidir.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 03 Mar 2012 17:18:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6541</guid>
		<description><![CDATA[Bir çok ebeveyn bebeklerinin ne kadar uyuması gerektiği sorusunu merak eder. Primadunyasi.com sitesinde Bebekler için ideal uyku süreleri için öneri tablosuna yer verildi. Sitede bebeklerin uyku ihtiyacı konusunda yer alan bilgilerin ayrıntıları şöyle: Bir bebeğin huzurlu şekilde uyuduğunu görmek kadar güzel bir şey yoktur. Fakat bu yeni ebebeynlerin çok fazla görmedikleri bir manzaradır, özellikle de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p style="text-align: center;"><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2012/03/bebek_zNu.jpg"><img class="size-medium wp-image-6542 aligncenter" title="bebek_zNu" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2012/03/bebek_zNu-300x193.jpg" alt="" width="300" height="193" /></a></p>
<p>Bir çok ebeveyn bebeklerinin ne kadar uyuması gerektiği sorusunu merak eder. Primadunyasi.com sitesinde Bebekler için ideal uyku süreleri için öneri tablosuna yer verildi. Sitede bebeklerin uyku ihtiyacı konusunda yer alan bilgilerin ayrıntıları şöyle:</p>
<p>Bir bebeğin huzurlu şekilde uyuduğunu görmek kadar güzel bir şey yoktur. Fakat bu yeni ebebeynlerin çok fazla görmedikleri bir manzaradır, özellikle de bebeklerinin ilk aylarındaki geceleri.</p>
<p>Bir bebeğin tüm gece uyuması her yeni ebeveynin ulaşmaya çalıştığı bir aşamadır. Kısa süre sonra her gece sıcak banyolar, kabarık pijamalar ve resimli hikayelerin pek çok kez okunması ailenin rutini ve aynı zamanda sevilen bir aile geleneği haline gelecektir.</p>
<p>Konu uyumaya ve kendi bebeklerine geldiğinde ebeveynlerin pek çok sorusu vardır. İlk ve en önemli olanı şudur: Bebeğimin ne kadar uyumaya ihtiyacı var? İşte bazı genel öneriler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<table width="59%" border="1" cellspacing="0" cellpadding="0">
<tbody>
<tr>
<td valign="top" width="24%"><strong>YAŞ</strong></td>
<td valign="top" width="75%"><strong>İhtiyaç duyulan yaklaşık uyku miktarı:</strong></td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">Yeni doğan</td>
<td valign="top" width="75%">Günde 16 &#8211; 18 saat</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">3 hafta</td>
<td valign="top" width="75%">günde 15 &#8211; 18 saat</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">6 hafta</td>
<td valign="top" width="75%">günde 15 &#8211; 16 saat</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">4 ay</td>
<td valign="top" width="75%">9 &#8211; 12 saat artı iki kısa uyku (her biri 2 – 3 saat)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">6 ay</td>
<td valign="top" width="75%">10 &#8211; 11 saat artı iki kısa uyku (her biri 2 – 3 saat)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">9 ay</td>
<td valign="top" width="75%">10 &#8211; 12 saat artı iki kısa uyku (her biri 1 – 2 saat)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">1 yaş</td>
<td valign="top" width="75%">10 &#8211; 11 saat artı bir – iki kısa uyku (her biri 1 – 2 saat)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">18 ay</td>
<td valign="top" width="75%">10 &#8211; 12 saat artı genellikle bir kısa uyku (1 &#8211; 2 saat)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">2 yaş</td>
<td valign="top" width="75%">11 &#8211; 12 saat artı bir kısa uyku (1 &#8211; 2 saat)</td>
</tr>
<tr>
<td valign="top" width="24%">3 yaş</td>
<td valign="top" width="75%">10 &#8211; 11 saat artı muhtemelen bir kısa uyku (2 saat)</td>
</tr>
</tbody>
</table>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tabloda görüldüğü gibi, toplam gündüz ve gece uykusu yaşamın ilk üç yılında hızla azalmaktadır (günde 15/16 saatten 11/12 saate). Bu yaş itibariyle uyku ihtiyacı, yetişkinlerde olduğu gibi, bebeğe göre değişmektedir. Örneğin, bazı 6 aylık bebekler halen 14 – 16 saat uykuya ihtiyaç duyarken, diğerleri 13 saatle gayet güzel idare ediyor görünmektedir. Eğer uyku miktarı bundan azsa, çoğu kez uyuma güçlüğü nedeniyledir ve bebeğinizin gün içinde ne kadar uyanık ve etkileşime açık olduğunu etkileyebilir.</p>
<p>Bebeğinizin uyanık olduğu periyodlar 6 haftalıkken yaklaşık 2 saat olup 6 aylık olduğunda 3 buçuk saate çıkmıştır ve genellikle öğleden sonra geç saatlerdedir (eğer babalar eve vaktinde gelebildilerse onlar için harikadır). 6. ayda hemen hemen tüm bebekler gündüz 2 veya 3 kısa uykuya yatarlar, 1. yaşlarında bebeklerin sadece yarısı günde birden fazla kısa uykuya yatar. 2. yaş itibariyle bebeklerin çoğu genellikle öğleden sonra sadece tek bir kısa uykuya yatacaktır.</p>
<p>Eğer erkek çocuğunuz varsa uyku problemi yaşayacağınız şeklindeki yaygın inanışa da kulak asmayın – pek çok büyük araştırma erkekler ve kızlar arasında yaşamlarının ilk 3 yılında uyku miktarları ve gece uyanmaları açısından hiçbir fark olmadığını göstermiştirç</p>
<p>Bebeğinizin ne zaman gece boyunca uyumasını bekleyebileceğiniz hakkında “gerçekçi beklentiler” için bebeğinizin yaşına tıklayın.</p>
<p><strong>Gerçekçi Beklentiler:</strong></p>
<p>Uykuyla ilgili en büyük aşama bebeğinizin gece boyunca uyuduğu ilk gecedir (gece yarısı ve 6 A.M. arasında). Aslında siz yine de büyük ihtimalle uyanıp bebeğinizin iyi olup olmadığını kontrol edeceksiniz.</p>
<p>Bazı bebekler ilk 3 ay içerisinde gece boyunca uyur, diğerleri hala birinci yılın sonuna doğru veya daha uzun bir süre mücadele etmektedir. O zaman bebeğiniz ne zaman gece boyunca uyuyabilmelidir?</p>
<p>Bebeğin uyku yapısı, yani uykunun beyinde nasıl düzenlendiği, 6. ay itibariyle bir yetişkininkine benzerdir. Bebeklere 6. aydan başlayarak gece boyunca uyumaları öğretilebilir. 6 aydan önce gece boyunca uyumalarını beklemek gerçekçi değildir.</p>
<p>Bazı bebekler için (hepsi bireysel olarak farklıdır) geceleri uyumak daha zordur ve bunu yapmak için daha fazla (fakat doğru) yardıma ihtiyaç duyarlar. Düzenli bir uyuma rutinine ihtiyaçları olacaktır.</p>
<p>Emzirilen bebekler geceleri daha sık uyanmaktadır. Bunun nedeni anne sütünün daha hızlı geçiş süresinin olması ve emzirilen bebeklerin gece bile olsa daha fazla beslenmeye ihtiyacı olmasıdır. Ancak eğer emzirebiliyorsanız, anne sütü en iyisidir. Gece uyuma süresini uzatmak için yatmadan önce emzirmek gibi ipuçları vardır. Uzun vadede emzirilen veya biberondan beslenen bebeklerin uyku alışkanlıkları arasında hiç bir fark kalmaz.</p>
<p>Yeni doğan</p>
<p>Bebekler gece boyunca uyuma kabiliyetiyle birlikte doğmazlar. İlk 3 &#8211; 6 ayda, kilolarını iki katına çıkarmaları için, gece dahil olmak üzere, sık sık uyanıp durmaksızın beslenmeye ihtiyaçları vardır. Yeni doğan bebeğiniz gece ve gündüz arasındaki farkı bilemez. Bunu öğrenmesi gerekmektedir. Genel olarak, yeni doğan bebeğiniz 24 saatin yaklaşık 16 – 18 saatinde uyuyacaktır. Bir yeni doğan genellikle bir seferde durmaksızın 2 – 4 saat uyur ve aç olarak uyanır.</p>
<p>Farklı zamanlarda farklı şekillerde davranarak bebeğinize gece ve gündüz farkını öğretmeye başlayabilirsiniz. Gündüzleri bebeğinizi beslerken onunla konuşun. Geceleri daha sessiz olun. Ayrıca gece onu beslerken ışığı açmayın fakat sadece soluk bir ışık kaynağı kullanın. Işık, ses ve aktivitedeki farklılıklar bir gündüz-gece ritiminin oluşturulmasında en etkili faktörlerdir. Bebeğiniz sonunda alışacak ve geceleri daha çok uyumaya başlayacaktır.</p>
<p>İpucu: Bebeğiniz rahminizdeyken yürüme hareketleriniz onu yatıştırarak uyutuyordu. Bu yüzden yeni doğan bebeğinizin hala hafifçe sallanmaktan hoşlanması sürpriz değildir. Sallanmak kendini “evde” hissetmesini de sağlar. Pek çok bebek müzikle de rahatlamaktadır.</p>
<p>3 hafta</p>
<p>Bebeğiniz beslenmek için hala gece uyanmasına rağmen, kesintisiz uyku süreleri muhtemelen uzamaktadır, belki üç veya dört saat boyunca. Ve de daha uzun sürelerde uyanık kalmaya başlayacaktır. Yaşamının ilk 4 haftasından başlamak üzere, geceleri daha fazla uyumaya başlayacak ve gündüz uykusunda azalmaya doğru kayacaktır.</p>
<p>Unutmayın, eğer emziriyorsanız, hormonlarınız uyku düzeninizi bebeğinizinkine uydurmak üzere tekrar düzenleyecektir. Bu hormonlar uykusuz kalmaktan kaçınmanıza yardımcı olabilir. Yine de, pek az anne uyku düzenindeki değişikliği hisseder ve tüm taleplerle ilgilenmeyi hemen hemen başarabildiklerini görür. Gündüz-gece farkını yavaş yavaş oluşturmaya başlamanız önemlidir – bunu ne kadar erken yaparsanız gece uykunuzu o kadar erken almaya başlarsınız. Formül mamayla beslenen bebekler daha fazla uyuyabilir çünkü mama midelerinde daha fazla kalma eğilimindedir, fakat genel olarak uyku düzenleri emzirilen bebeklerinki gibidir.</p>
<p>İpucu: Eğer bebeğiniz tüm gün boyunca uyuma eğilimindeyse, beslenmelerinde uyuyakalıyorsa, beslenmesi için onu uyandırmayı deneyin. En uzun uyku periyodunun gece boyunca olduğunu öğrenmeye ihtiyacı vardır. Bu noktada, uykusunun daha düzenli olmasına yardımcı olmak için 4 p.m. civarında onu uyanık tutmaya çalışın Uyuyakalsa bile onu dik olarak bir bebek sandalyesinde, taşıyıcıda veya yaylı sandalyesinde tutun. Daha sonra 7 veya 8 p.m. civarında ona banyo yaptırın. Bu aynı zamanda onu uyanık tutacak ve onu bekleyen uzun uyku için gevşetecektir.</p>
<p>2 ay</p>
<p>Bebeğiniz kendini uykuya dalmak için hazırlamaya başlamaktadır fakat yine de gece beslenmesi için uyandırılmaya ihtiyacı vardır. Bu kalıbın kendini düzenlemeye başlamasına rağmen, yine de gündüz ve gece arasında açık bir fark olduğunu belirtirken onu izlemeniz gerekmektedir. Bir zaman çizelgesi için çok erkendir ve onu çok katı bir tarifeye zorlamaya çalışmak sağlıklı olmayacaktır.</p>
<p>Bu yaştaki bebekler yeni doğanlara kıyasla her gün daha az uyurlar, ortalama olarak 14 – 16 saat. Bebeğiniz bu zamanın çoğunu geceleyin uyuyarak ve günde üç kısa uykuyla geçirmesine rağmen, gündüzleri daha uzun süreyle uyanık kalacaktır. Her zaman olduğu gibi, bu durum bebeğe göre değişmektedir.</p>
<p>2 aylık bebekler genellikle gece boyunca uyumazlar. Bu yaştaki bebekler arasında büyük farklılıklar vardır fakat tipik olarak 2 aylık bir bebeğin hala geceleri beslenmeye ihtiyacı vardır.</p>
<p>İpucu: Uyanıkken biraz şikayet etmesi normaldir. Ağladığında halen ona gitmenize rağmen, ona şikayet etmesi ve ağlaması için biraz zaman verin (beş dakika gibi). Kendi başına sakinleşecektir.</p>
<p>4 ay</p>
<p>Ortalama 4 aylık bir bebek her gece yaklaşık 9 – 11 saat uyumaktadır ve her gün yaklaşık 1 – 3 saat arasında kısa uykuya yatmaktadır. Bu, günlük 2 düzenli kısa uykuya doğru aşama aşama olan bir geçiştir.</p>
<p>Bebeğiniz artık uykuya dalmak için daha fazla şey yapabilmektedir. Geceleri ve kısa uykuları sırasında uykuya dalmasını sağlayacak bir kalıp oluşturma zamanı gelmiştir. Program 4 aylık bir bebek için çok önemlidir, o zaman kısa uykuların ve yatma vaktinin her gün aynı zamanda ve aynı şekilde olmasını garantilemeye çalışın. Katı olmanıza gerek yok, sadece olabildiği kadar tutarlı olun.</p>
<p>İpucu: Bebeğiniz artık bir miktar yuvarlanacak ve muhtemelen bebek karyolasında dolaşacaktır. Onu sırt üstü koyun. Eğer örtülerinin dışına çıkıyorsa &#8211; ve üşüyerek uyanıyorsa &#8211; battaniye şeklinde bir bebek tulumu kullanmayı düşünün.</p>
<p>İpucu: Onu bebek karyolasına uyanıkken koyun. Sesinizle veya müzikle ve hafif hafif sallayarak onu sakinleştirin fakat karyolasından dışarı çıkarmayın, onu sallayarak uyutun veya besleyerek uykuya dalmasını sağlayın. Kendi başlarına uykuya dalmayı öğrenmemiş olan bebekler geceleri uyandıklarında sadece sizin gelmeniz için ağlayabilirler.</p>
<p>6 ay</p>
<p>Herkesin uyku kalıpları farklıdır ve aynı şey 6 aylık bebeğiniz için de geçerlidir. Hastalık veya farklı bir yatakta uyumak gibi özel durumlar bebeğinizin uyku düzenini etkileyebilir; aksi halde uyku kalıpları oturmaktadır.</p>
<p>6 aylık bebek her gece ortalama yaklaşık 11 saat uyumaktadır ve genellikle sabah ve öğlen olmak üzere 1 &#8211; 2 saatlik iki kısa uykuya yatmaktadır.</p>
<p>Bebeğiniz zamanla daha inatçı olmaya başlamaktadır. Bu, onun karar verme sürecinin sesini duyuran bir parçası haline gelmeden önce, nerede ve nezaman uyumasını istediğinize karar vermeniz için son şansınızdır. Katı yatma zamanı rutinleri geliştirmek, onun kendi kendine uykuya dalmasına ve uykuda kalmasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>İpucu: Uyku düzenini oturtmak için bazı öneriler:</p>
<p>Bebeğinizi henüz uyanıkken yatağına koyun. Bu yolla kendi yatağında uykuya dalma pratiğine sahip olacaktır. Eğer beslenirse veya uykuya dalması için sallanırsa aynı davranışı gece uyandığında da bekleyecektir.</p>
<p>Akşamın erken saatlerinde uyumasına izin vermeyin (ör. 5-6 p.m.’ den sonra). Gece boyu uyuması için bebeğinizin yorgun olması gerekmektedir.</p>
<p>Bebeğinize, uyumasına yardımcı olması için, en sevdiği yumuşak oyuncağı veya “rahatlatıcıyı” verin. Bebeğinizin karyolasını oyuncaklarla doldurmadan özel bir battaniye veya tek bir doldurulmuş oyuncak kullanabilirsiniz. Bu bebeğinizin uyumak için rahatlamasına yardımcı olacaktır.</p>
<p>9 ay</p>
<p>Uyku endişeleri 8. veya 9. ayda çok yaygındır. Bebeğiniz daha önce gece boyunca uyuduktan sonra, gecenin bir yarısında uyanabilir ve sonra da evdeki herkesi uyandırabilir. Bu ebeveynlerin üzerinde büyük bir gerginlik yaratabilir ve küçük bebekleriyle olan yaşamlarının kötüleştiğini hissetmelerine neden olur.</p>
<p>9 aylık bebekler her gece yaklaşık 11 – 12 saat uyumaktadır. Bundan önce olduğu gibi, bebeğiniz tüm gece boyunca birkaç saatte bir uyanacaktır. Ancak artık farklı olan şey uyandığı zaman sizi hatırlaması ve özlemesidir. Bu, bağlarınızın kuvvetlendiğinin bir göstergesi ve ağladığı zaman anne veya babanın geldiğini ve oyun zamanı olduğunu öğrendikleri zamandır. Neden geceleri sadece benim olmuyorlar? Eğer bebeğiniz uykuya dalmak için sallanmaya ve ona sarılmanıza alışıksa aynı şeyi gecenin yarısında da bekleyecektir.</p>
<p>Bebeğiniz bu yaşta genellikle iki kısa uykuya yatacaktır. Hem sabah hem de öğleden sonra uykusu tipik olarak 1 &#8211; 2 saat sürer. Ebeveyni olarak bebeğinizin ne kadar uykuya ihtiyacı olduğunu en iyi siz bilirsiniz. Fakat kişisel ortalaması ne olursa olsun, eğer gün içinde ekstra uzun süreler uykuya yatarsa, geceleri daha az uyuyacaktır.</p>
<p>İpucu: Çocuklar hasta olduklarında daha fazla uyuma eğilimindedirler. Fakat normal kısa uykuya bir saatten fazlasını eklemek alışılmış değildir. Eğer bebeğiniz hastalığa bağlı olarak, normalden bir saat daha fazla uyuyorsa hemen doktorunuzu arayın.</p>
<p>1 yaş</p>
<p>1 yaşında yatma vakti mücadeleleri başlar. Bebeğiniz yeni yetenekleri nedeniyle o kadar heyecanlıdır ki, yatmaya gitmek daha da zorlaşmaktadır. Sizi kandırabilir ve gelip onu kucağınıza almanıza çalışabilir – ve o kadar tatlıdır ki karşı koymak zordur! Aynı zamanda sınırları da test etmektedir – ne kadarıyla paçayı kurtarabilirler. Bu yapı her ikinize de gelecek ay yardımcı olacağından, yatma vakti rutininizi sürdürün.</p>
<p>Tipik 1 yaşındaki bir çocuk geceleri 10 – 11 saat arasında uyuyacaktır ve gün içinde birkaç tane 1 &#8211; 2 saatlik kısa uykuya yatacaktır. Her zaman olduğu gibi, bir bebeğin ihtiyacı olan uyku miktarı bebeğe bağlıdır.</p>
<p>İpucu: Bebeğinizin öğleden sonra uykusunun gittikçe kısaldığını fark edebilirsiniz fakat gelip onu almanız için sizi çağırmadan önce karyolasında oynarken mutlu görünmektedir. Bu davranışı teşvik etmek için karyolasına birkaç küçük oyuncak koyabilirsiniz. Fakat bunların çok büyük olmadıklarından emin olun &#8211; bunları nasıl üst üste koyacağını ve de bu şekilde karyolasından çıkmayı öğrenebilir.</p>
<p>18 ay</p>
<p>Hayat bir buçuk yaşındaki çocuğunuz için o kadar eğlenceli ve yoğundur ki yatmaya gitmek yapmak istediği en son şeydir. Gece sakinleşmek ve dinlenmek için sizin yardımınıza ihtiyacı vardır.</p>
<p>18 aylık bebekler 24 saatin 12 – 13 saatinde uyumaya ihtiyaç duyarlar. Bu, çoğu kez ebeveynlerinin ihtiyacı olduğunu düşündüğünden – ve dilediklerinden- daha az bir süredir.</p>
<p>Uyku ihtiyaçları çocuktan çocuğa değiştiğine göre, çocuğunuz için neyin doğru olduğunu siz bulacaksınız. Yardımcı olacak bazı öneriler:</p>
<p>Çocuğunuz kısa süre sonra her gün sadece bir kısa uykuya ihtiyaç duyacaktır. Fakat biri kısa olsa bile, iki dinlenme periyoduna ihtiyaç duyacaktır.</p>
<p>Kreşte olan veya yanında bir bakıcı olan pek çok çocuk ihtiyaçları olmasa bile iki kısa uykuya yatabilir, ve bazıları sadece bir kısa uykuya yatacaktır. Kreşten çocuğunuzu ne sıklıkla uyuduğunu öğrenin. Eğer çok fazla uyuyorsa ve geç yatağa gitme veya erken uyanma vaktiyle uğraşmak istemiyorsanız, yeni yürümeye başlayan çocuğunuzun gün içindeki uyuma miktarını değiştirmek için bakıcınızla veya kreş personeliyle konuşabilirsiniz.</p>
<p>Eğer daha büyük bir çocuğunuz varsa, gerçekte küçük kardeşinden daha erken yatağa gitmeye ihtiyacı olabilir. Bu, daha büyük olan gün içinde kısa uykuya yatmıyorsa geçerlidir. Bebeğinizin kısa uyku vakti, yeni yürümeye başlayan çocuğunuzla birebir ilgilenmek için iyi bir fırsattır.</p>
<p>İpucu: Gece beslenmek için biberon kullanmak kötü bir alışkanlıktır. Yeni yürümeye başlayan çocuğunuzun dişleri için kötüdür ve eğer rutininin bir parçası haline gelirse, uyumak için her zaman buna ihtiyacı olacaktır, gecenin bir yarısında uyansa bile. Eğer geceleri biberon bulunması kalıcı hale gelirse, geceleri yatağını ıslatması daha sık olacaktır.</p>
<p>2 yaş</p>
<p>2 yaşındaki çocuğunuz hala kuralları esnetmeye çalışmaktadır ve yatmaya gitme mücadeleleri yaygındır. Yeni yürümeye başlayan çocuğunuz sizi veya heyecanlı gününü bırakmak istememektedir. Ne yapmalı? Yatma vakti için ritüeller ve rutinler oluşturun. Bu, iyi uyuma alışkanlıklarını teşvik etmek için en iyi yoldur.</p>
<p>Farklı yeni yürümeye başlayan çocuklar farklı miktarda uykuya ihtiyaç duyarlar. Fakat genel olarak, 24 saatte 12-13 saate ihtiyaç duyarlar. Tipik olarak geceleri 11 – 12 saat uyuyacaklardır, her öğleden sonra 1 &#8211; 2 saatlik bir kısa uykuya yatabilirler.</p>
<p>Yeni yürümeye başlayan çocuklar yatağa gitmeyi reddetmede iyidirler. Çocuğunuza iyi uyku alışkanlıklarını öğretmek ve bu işi sizin için daha kolaylaştırmak için en iyi yol yatma vakti kuralları ve rutinleri hakkında her gün tutarlı olmaktır. Bazı ipuçları:</p>
<p>Akşam yemeğinden sonra dinlenmeye başlayın. Kendiniz ve çocuğunuz için hızı yavaşlatmak yatma vaktine geçişi daha kolaylaştıracaktır. Okumak, şarkı söylemek ve sessizce oyun oynamak etrafta koşmaktan daha iyidir. Babalar ve yeni yürümeye başlayan çocukları çoğu kez boğuşmadan hoşlanırlar fakat bunun uyku vaktinden 1 saat önce olmasına izin vermeyin.</p>
<p>Yatmadan önceki rutininizi kısa ve tatlı tutun. Yıkanmak, diş fırçalamak ve tuvalete gitmek yaklaşık yarım saatten fazla sürmemelidir. Daha uzun sürerse çocuğunuz gerilmeye başlayacak ve siz de kızmaya başlayacaksınız.</p>
<p>Yeni yürümeye başlayan çocuğunuz bazı zamanlarda yatağa gitmeyi muhtemelen reddedecektir. Yatma vakti kuralları hakkında katı ve tutarlı olun.</p>
<p>Yeni yürümeye başlayan çocukların kendi odalarının olmasına ihtiyaç yoktur. Aslında, bu yaştaki pek çok çocuk odada bir başkası varken daha iyi uyumaktadır. 3 -5 yaşları arasındaki bir başka çocuk iyi bir oda arkadaşı olacaktır. Daha büyük çocuklar hemen her tür gürültü patırtıda genellikle iyi uyumaktadırlar.</p>
<p>İpucu: Çocuğunuzun yatağına bir kitap veya küçük bir oyuncak bırakın ki uyandıktan sonra kısa bir süre için kendini eğlendirebilsin. “Çok erken” kavramını anlayamaz fakat ona pencereden ışık girene kadar veya sizin “günaydın” (veya diğer bir spesifik işaret) dediğinizi duyana kadar odasında kalmasını öğretebilirsiniz.</p>
<p>3 yaş</p>
<p>3 yaşındaki bir çocuk her gün ortalama yaklaşık 12 saat uyumaktadır. Bu genellikle gecede 10 veya 11 saat ve 1 &#8211; 2 saatlik bir kısa uyku anlamına gelmektedir. Ancak, kısa uyku süreleri 3 yaşındaki çocuklar için, 2 yaşındakilere kıyasla daha değişkendir ve bazıları bazı günlerde kısa uykuya yatmamaya başlamaktadır. 3 yaşındaki çocuğunuz günün olaylarına, bir hastalığa, rutinindeki değişikliklere veya içinde bulunduğu herhangi bir gelişimsel değişikliğe bağlı olarak daha fazla veya daha az uykuya ihtiyaç duyabilir. Çocuğunuzun bir günde doğal olarak uyuduğu süre onun ihtiyacı olduğu miktardır.</p>
<p>3 yaşındaki çocuğunuz gelişen dil kabiliyetleri ve aktif hayal gücü tarafından ateşlenen çok meşgul bir yaşam sürmektedir. Bunlar geceleri canlı rüyalara ve kabuslara neden olabilir. 3 ve 7 yaş arasındaki pek çok çocuk kabus görmektedir ve bu normal bir gelişimsel fazdır. Kabuslarını önleyemezsiniz ve önlememelisiniz; bunlar, günün zorluklarıyla başa çıkmalarına yardımcı olmaktadır. Fakat yatağa gitme rutinini sakin ve basit tutarak uyumasına yardımcı olabilirsiniz</p>
<p>Alıntı: <a href="http://www.primadunyasi.com/" target="_blank">http://www.primadunyasi.com/</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebekler-kac-saat-uyumalidir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>3</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocuklarda Kabızlık</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocuklarda-kabizlik.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocuklarda-kabizlik.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 07:51:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6522</guid>
		<description><![CDATA[ÇOCUKLARDA KABIZLIK Çocuklarda kabızlık, gaita sıklığından çok gaitanın sertliği veya yapmadaki zorlukla tanımlanır. Çünkü gaita sıklığı çocuktan çocuğa ve bebeklik, çocukluk döneminin belli zamanlarında farklı olabilmektedir. Bebekler, özellikle anne sütüyle beslenenler, her gün çok sayıda bez kirletirler. Bebek büyüdükçe sayı azalacak, 2 yaşında ortalama günde 2, 4 yaşında ortalama günde 1 kaka yapacaktır. Eğer, alışılmış sıklıkta [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>ÇOCUKLARDA KABIZLIK</p>
<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2012/03/419514_316025448456263_149902615068548_902597_1392756153_n.jpg"><img class="alignright" title="419514_316025448456263_149902615068548_902597_1392756153_n" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2012/03/419514_316025448456263_149902615068548_902597_1392756153_n.jpg" alt="" width="172" height="151" /></a>Çocuklarda kabızlık, gaita sıklığından çok gaitanın sertliği veya yapmadaki zorlukla tanımlanır. Çünkü gaita sıklığı çocuktan çocuğa ve bebeklik, çocukluk döneminin belli zamanlarında farklı olabilmektedir. Bebekler, özellikle anne sütüyle beslenenler, her gün çok sayıda bez kirletirler. Bebek büyüdükçe sayı azalacak, 2 yaşında ortalama günde 2, 4 yaşında ortalama günde 1 kaka yapacaktır. Eğer, alışılmış sıklıkta kaka yapmıyor ve kakası sert, kuruysa, yaparken zorlanıp canı yanıyorsa kabız olduğundan söz edebiliriz.</p>
<p>Kabızlığın Nedenleri :<br />
Beslenme : Anne sütünden ek gıdalara geçiş veya yeni bir mamaya başlama kabızlığa sebep olabilir. Daha büyük çocuklar ise, genellikle tercih ettikleri gıdalar lifden fakir, barsakta posa bırakmayan gıdalar olduğu ve yeterince su içmedikleri için kabız olurlar. Ayrıca inek sütü ve süt ürünleri bazı çocuklara kabızlığa neden olmaktadır.</p>
<p>Erken Tuvalet Eğitimi : Çocuk henüz hazır olmadığı bir dönemde tuvalet eğitimine zorlanırsa, protesto edip kakasını tutmaya başlayabilir.</p>
<p>Tuvalet İhtiyacını Erteleme : Eğer çocuğunuz, oyunu veya seyrettiği çizgi filmi bırakıp tuvalete gitmiyor, ihtiyacını erteliyorsa, bu durum kabızlığa sebep olacaktır.</p>
<p>Hastalıklar : Bazı barsak hastalıkları, tiroid bezinin az çalışması ( hipotiroidi), gıda allerjileri kabızlığa yol açabilir.</p>
<p>İlaçlar : Kullandığı bazı ilaçlar kabızlığa neden olabilir.</p>
<p>Kabızlığa Yaklaşım :<br />
Kabız olan çocuk, gaita yaparken çok zorlanıp canı yandığı için bundan kaçınmaya başlar. Böylece de, gaita giderek sertleşir, bir sonraki seferde canı daha çok yanar. Hatta bazen makatta çatlaklar oluşup kanamaya neden olabilir. Böylece, bir kısır döngü başlar. Çocuğu rahatlatmak için bu kısır döngüyü kırmak gereklidir. İlk adım olarak beslenme düzenini değiştirmek uygundur. Bol sebze, meyve, posalı gıdalar yedirmek, beyaz un mamülleri, muz, pilav, patates, süt ürünlerini azaltmak, bol su içmesini sağlamak yararlı olacaktır. Tuvalet ihtiyacını ertelemeden, hergün belli bir saatte ( özellikle kahvaltı, yemek sonrası) tuvalete oturmasını sağlamak alışkanlık kazanmasını sağlayacaktır. Bu önlemlerle sonuç alınamıyorsa, doktorunuz bazı ilaçlar da önerebilir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocuklarda-kabizlik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Güne Kadar Bebek Bakımı Hakkında Yanlış Bilinen Gerçekler</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bu-gune-kadar-bebek-bakimi-hakkinda-yanlis-bilinen-gercekler-2.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bu-gune-kadar-bebek-bakimi-hakkinda-yanlis-bilinen-gercekler-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 02 Mar 2012 07:43:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6517</guid>
		<description><![CDATA[Bebeğin kırkı: &#8220;Bebeğin kırkı çıkmadan dışarı çıkarılmaz, tırnakları kesilmez, kırkı çıkana kadar başında biri bekler, vs.&#8221; Tırnaklarını ilk kestiğimde 1 haftalıktı. İlk dışarı çıktığında 9 günlüktü. Yatağının, yatış şeklinin, örtülerinin güvenli olduğundan emin olduktan sonra başında beklemeye de gerek yok. Ama aylarca beklenen o minik mis kokulu canlıyı her dakika izlemeye hevesli birileri olabilir, engel [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bebeğin kırkı: &#8220;Bebeğin kırkı çıkmadan dışarı çıkarılmaz, tırnakları kesilmez, kırkı çıkana kadar başında biri bekler, vs.&#8221; Tırnaklarını ilk kestiğimde 1 haftalıktı. İlk dışarı çıktığında 9 günlüktü. Yatağının, yatış şeklinin, örtülerinin güvenli olduğundan emin olduktan sonra başında beklemeye de gerek yok. Ama aylarca beklenen o minik mis kokulu canlıyı her dakika izlemeye hevesli birileri olabilir, engel olmaya da gerek yok sanırım . Küçük bebeklerin dışarı çıkartılması: Bizim toplumumuzda küçük bebeklere ev hapsi cezası çok yaygın. Doktorumuz hastaneden ayrılırken, bebeği dışarı açık havaya çıkartın, hiç olmazsa balkona bahçeye çıkartın, yalnız alışveriş merkezleri gibi kapalı kalabalık mekanlara götürmeyin demişti. Bir forumda bir hanımın &#8220;Lütfen bebeklerinizi 1 yaşına kadar alışveriş merkezlerine götürmeyin&#8221; şeklinde bir uyarısını gördüm. Doktor uyarılarını genelleyip uzatmaya pek meraklıyız. Oğlum 7 haftalıkken semt pazarında beni durdurup şaşkın şaşkın &#8220;kaç haftalık&#8221; diye soran bir hanım da 3 aylık bebeğini henüz dışarı çıkartmadığını söylemişti. O da okul zamanını bekliyordu sanırım. Küçük bir bebeği sokakta ağlarken gördüklerinde annesine kötü kötü bakıyor bizim insanlarımız. Sanki bebekler evde ağlamıyorlar. Dışarı çıkıp insan içine karışmanın hem anneye hem de bebeğe çok yararı var. Kötü bakışlara aldırmayın. Bebeğimiz 13 şubatta doğdu, aşağıdaki fotoğraf 22 şubatta Çengelköy Çınaraltı çay bahçesinde çekildi. Keyfi yerinde gözüküyor değil mi? Bebeğin ısı ayarı: &#8220;Bebeği kat kat giydir üşür.&#8221; &#8220;Bebek uyanınca üstüne bişey giydir.&#8221; &#8220;Bebek başından üşür şapka tak.&#8221; &#8220;Bebeğin kulağı üşürse kulak enfeksiyonu olur.&#8221; &#8220;Evde bebek var, evi hamam gibi yap.&#8221; &#8220;Rüzgar girer beşiğin her tarafını ört, türbeye çevir.&#8221; &#8220;Bebeğe atkı sar, şapka giydir.&#8221; &#8220;Rüzgar esiyor(hafif bir meltem için) kulaklarını ört, enfeksiyon alır.&#8221; &#8220;Yattığı yerde bişey daha yak.&#8221; Listeyi uzatmak mümkün. Bebeğin yanaklarını al basacak kadar paketle. Evi kendin kısa kolluyla terleyecek kadar ısıt, bebeğin üstüne fazladan battaniye ört. İsilik ilacını hazırda bulundur. Biz Türkler bebeğe gelebilecek en büyük kötülüğün sıcaktan olduğunu sanıyoruz. Belki de bebek ağzını açıp da üşüdüm terledim diyemediği için.  Halbuki Türkiye&#8217;nin her yerinde her mevsimde çocuk büyüyor. Yenidoğan bebeklerin ihtiyacı olan yetişkinlere oranla bir kat daha fazla giydirilmek. Isısını kontrol etmek de hiç zor değil. Doktorumuz ellerinin çabuk üşüdüğü için soğuk olabileceğini, bunu önemsememizi, ısı kontrolünü koynundan yapmamızı önermişti. Çok şüpheye düştüyseniz ateşini ölçün. Ama koltukaltından ölçüyorsanız karşılaştırmak için kendinizinkini de ölçün. Geçen gece bizim yaptığımız gibi, 35,4 ateş ölçüp, ateşini düşürelim derken üşüttük çocuğu diye üzülmeyin boş yere (biraz telaş yaptıktan sonra kendi ateşlerimizi ölçmek geldi aklımıza ve evde 35.1&#8242;n üstünde ateş çıkmadı ve üşüyen de yoktu). Dokunma duyusunun gelişebilmesi için eldiven giydirmek önerilmiyor. Bir arkadaşım belki bu yüzden aramızdan bi piyanist, bi heykeltraş çıkmadı, labut gibi yattık eldivenlerin içinde demişti. Benim dikkat ettiğim tek şey bebeğimden her zaman bir kat ince giyinmek. Böylece evin ısısını ayarlayabiliyorum. Sadece yerde emeklerken biraz daha kalın giydiriyorum. Yatırılma biçimleri ile ilgili: Ani bebek ölümü sendromundan korunmak için bebeklerin sırtüstü yatırılması gerekiyor. Başını bir tarafa doğru yan çeviriyorsunuz. Yan, yüzüstü yatırmak, başını yan çevirmek için olanlar dahil yastık kullanılması yasak. 2-3 yıl öncesine kadar bu yastıklar öneriliyormuş. Sizinkinden büyük bebeği olan arkadaşlarınız bu yastıkları önerse de doktorunuza sormadan kullanmayın, tıp çabuk gelişiyor. Yalnız özellikle siz uyanıkken bebeğin başının yönünü sürekli değiştirmenizi tavsiye ederim. Bebeklerin kafatası yumuşak olduğu ve çabuk şekil aldığı için bu sırtüstü yatırma işi fena halde kafa yamultuyor. Biz çok dert edinmiştik kendimize bu durumu, neyseki oturmaya, yüzüstü oynamaya başladıkça hızla düzeliyor. Bebekleri sallamak: Özellikle gazı varsa bebeği sallamanın iyi geldiği doğru. Ancak, bu sallama yumuşacık bir sallama. Bebeği sersemleterek uyutacak kadar değil. Bir yerde bebekleri sallamanın beyin zarlarındaki kılcak damarlarda kanamalara yol açabildiğini okudum. Bebeklerde kansızlığa bile yol açabiliyormuş. Bebeğin gazı var, uyursa iyi gelir gibi önerilere aldanıp bebeğinizi ayakta battaniyede falan sallamaya kalkışmayın. Bebeklerin yataklarında uyuyakalmayı öğrenmeleri gerekiyor. Böylece gece uyandıklarında kendi kendilerine dalmaları da daha kolay oluyor. Bunun içinde kucakta sallanarak değil yataklarında uyutulmaları gerekiyor. Başlarda zor olabilir ama zaman geçtikçe bu alışkanlık size kesintisiz gece uykuları olarak geri dönecektir. Bebeklerin boş bir beyinle dünyaya geldiklerini unutmayın. Siz bir konuda ne yaparsanız bu işin normali olarak onu öğreniyorlar. Özellikle yemek yeme, uyuma gibi temel konulardaki alışkanlıları sonradan değiştirmek zor olabiliyor. Gaz çıkartmak: Bebeklerin yuttukları havalar rahatsızlık ve sanal bir tokluk verebiliyor. Bu yüzden özellikle yenidoğan bebeklerin dik tutulup sırtlarına pıtpıt vurularak gazlarının çıkartılması öneriliyor. Ancak geğirmeyi becerebilen ve emdikten sonra rahatça uyuyan bir bebek için bu artık gereksiz bir işlem. Ilgaz koca bebek olmuşken (2.5 falan) gazdan ağlıyordu. Bir teyze, &#8220;dik tut sırtını sıvazla sancısı var onun ondan ağlıyor&#8221; demişti. Pozisyon değişikliği gaz sancısının geçmesine yarayabilir ama artık bağırsaklara inmiş gazın, sırt okşama sureti ile ağızdan çıkartılabilmesi bana biraz optimistik bir yaklaşım gibi geliyor. &#8220;Bebeği kucakta fazla gezdirirsen ölçmek gerekir.&#8221; Büyüklerin yaptıkları bir çeşit jimnastik hareketi seti bu ölçme işi. Zararı olacağını sanmıyorum. Usulüne göre yapmak isteyenler için internette bebek jimnastiği hareketleri bulmak çok kolay. Bebeğin kucakta gezmekle kemiklerine bir şey olacağı falan yok elbette. &#8220;Bebeğe su ver.&#8221; Yalnızca anne sütü ile beslenen bebeklere su verilmiyor. Daha fazla detay için Yanlış bilinenler (2) &#8211; emzirme yazısına bakın. &#8220;Bebeğin kulağına su kaçarsa kulak enfeksiyonu olur.&#8221; Doğru değil. Bebeği yıkarken kulaklarını kapatsın diye bir kişiyi daha bloke etmenize gerek yok. Sadece suyu direk kulaklara tutmayın. Başının arkasından dökülen su ile akarak yıkanması yetecektir. &#8220;Yüzüne örtü ört sarılık olmasın, sarı giydir sarılık olmasın.&#8221; Yenidoğan sarılığını bu şekilde önlemek maalesef mümkün değil. Bebeklerde sarılığa dikkat! &#8220;Bebeği her ağladığında emzir.&#8221;: Bu ifade günümüz doktorları tarafından kullanılıyor. Ve maalesef anneler tarafından yine uç noktalara çekiliyor. Burada kastedilen bebeğin kendi ihtiyaç duyduğu sıklıkta emzirilmesi. Ve yenidoğan bebeklerin anne sıcaklığı ile rahatlatılması. Ama 2 aylık olmuş bebeği bu söze dayanarak her yarım saatte bir emzirmek doğru değil. Bebek her ağladığında da acıktığı anlamına gelmiyor. Eğitimdeki doktorumuz bebeğinizin neden ağladığını anlayabileceğiniz hale gelene her ağladığında emzirin demişti.  Bebeğin ağzına memeyi tıkmadan önce &#8220;bu bebek neden ağlıyor olabilir acaba?&#8221; diye biraz kafayı çalıştırmak gerekiyor. Bazen gaz sancısı yüzünden ağlayan bir bebeği emzirmeye çalışmak onun hava yutarak rahatsız olmasına, biraz emip ağalayarak bırakması sırf önsüt içtiği için daha da çok gazlanmasına neden olabiliyor. Emzirmeden önce altını açmak, masaj yapmak, biraz kucakta sallamak (hafif) yararlı olabiliyor. Ayakta yavaşça dolanarak emzirmek de iyi gelebiliyor. Biz bebek ağladığında tok olduğunu düşünüyorsak önce altını açardık. Bu bebeğin rahatlamasını ve gazını kolay çıkarmasını sağlıyor. 5 vakanın 3&#8242;ünde işe yaramıştı. Etrafta insanlar varsa bebeğin ağlama sesi duyulur duyulmaz &#8220;acıktı o, emzir&#8221; emrini veren biri çıkacaktır. Aldırmayın. Alıntı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bu-gune-kadar-bebek-bakimi-hakkinda-yanlis-bilinen-gercekler-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İşte IQ&#8217;su Yüksek Kan Grubu!</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/iste-iqsu-yuksek-kan-grubu.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/iste-iqsu-yuksek-kan-grubu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 16 Jan 2012 17:00:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Spor ve Sağlıklı Yaşam]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6508</guid>
		<description><![CDATA[İşte IQ&#8217;su Yüksek Kan Grubu! Uzmanlar, kan grubunun kişinin karakterini ve hastalık risklerini belirleyen önemli bir faktör olduğunu ifade ediyor. Bunun yanı sıra kan grubu kişinin IQ&#8217;sunu da belirliyor. Araştırmalar A grubunda kanser, 0 grubunda ülser, B ve AB gruplarında daha çok ishal görüldüğünü ortaya koyuyor. Bazı Japon şirketler kan grubuna bakarak eleman seçerken, araştırmalar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>İşte IQ&#8217;su Yüksek Kan Grubu!</strong></p>
<p>Uzmanlar, kan grubunun kişinin karakterini ve hastalık risklerini belirleyen önemli bir faktör olduğunu ifade ediyor. Bunun yanı sıra kan grubu kişinin IQ&#8217;sunu da belirliyor.</p>
<p>Araştırmalar A grubunda kanser, 0 grubunda ülser, B ve AB gruplarında daha çok ishal görüldüğünü ortaya koyuyor. Bazı Japon şirketler kan grubuna bakarak eleman seçerken, araştırmalar 0 grubu kana sahip kişilerin diğer gruplara oranla daha çekimser olduğunu gösteriyor</p>
<p>Yapılan araştırmalar kan gruplarının, kişinin karakterini ve hastalık risklerini belirleyen önemli bir faktör olduğunu gösteriyor. Bilinen 8 kan grubu olduğunu ifade eden Memorial Şişli Hastanesi Klinik Laboratuvarlar Koordinatörü Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Kenan Keskin, kan gruplarının yüzde 40’a yakınının A, yüzde 30’a yakınının da B grubu olduğunu söylüyor. Keskin “Rh (-) kan grupları yüzde 1213 civarında. Bunlar arasında A Rh (-) kan grubuna sahip olma oranı yüzde 5, AB Rh (-) kan grubu ise yüzde 1. 0 grubu Rh (-) kan grubuna sahip kişilerin nüfusa oranı ise yüzde 3 4” diyor.</p>
<p><strong>O GRUBU ÇEKİMSER<br />
</strong>A ve B, karakter olarak baskın kan grupları olarak bilinirken 0 grubunun çekimser olduğu belirtiliyor. Negatif (-) kan gruplarının oranının daha az olmasının nedeninin, Rh faktörünün baskın bir karakter olmasından kaynaklandığına dikkat çeken Keskin, “Bireyde aynı özelliği kodlayan iki genden biri negatif diğeri pozitif ise, çocuk pozitif kan grubu ile doğuyor. Ancak anne babanın ikisi de negatifse o zaman çocuk da negatif oluyor” diyor.</p>
<p><strong>İŞE ALINMA KRİTERİ<br />
</strong>Yüksek rütbeli askerlerin kan grupları ile kişilik ilişkileri arasında yapılan bir araştırmanın ilginç sonuçları bulunuyor. Yapılan araştırma, askerlerin kişilik yapılarına dair önemli belirtiler içeriyor. Buna göre kan grubu 0 olan askerlerin performanslarının düşük ve çekimser olduğu ortaya çıkıyor. Bu kan grubuna sahip kişiler, kendilerinden beklenileni (A grubundakiler kadar) karşılayamıyor. Araştırma, aktif ve kritik görevde olan askerlerin A grubu olduğunu, bu kişilerin girişken, kendilerinden bekleneni veren, harekât planlaması ile hızlı ve doğru karar verme özelliklerine sahip olduğunu gösteriyor.<br />
Doç. Dr. Kenan Keskin, “Japonya’da şirketler, personel alımı dönemlerinde (özellikle reklam ve tanıtım çalışmalarında görev alacak kişileri seçerken) bu alanda yapılmış olan araştırmaların sonuçlarına bakarak karar veriyor” diyor. Bu kararda, A grubu kana sahip kişilerin daha aktif görevlerde bulunabilecekleri, 0 grubuna sahip olanların ise daha pasif olduklarına ilişkin çalışma sonuçları etkili oluyor.</p>
<p><strong>A GRUBUNUN IQ&#8217;SU DAHA YÜKSEK<br />
</strong>Kan grupları ile ilgili yapılan araştırmada; A grubunun alt grubu olan A 2’de IQ’nun daha yüksek olduğu, genele bakıldığında da A grubu kana sahip kişilerin IQ’ları içinde aynı şeyin olduğu sonucuna varılıyor. Bunun, A grubu olan herkesin zekâ seviyesinin 0 grubundan yüksek olduğu anlamına gelmediğine dikkat çeken Keskin, bu sonucun yapılan araştırmada istatistiksel olarak ortaya çıktığını bu nedenle genellenemeyeceğini belirtiyor. İngiltere’de yapılan bir araştırmada da, kan gruplarının sosyo -ekonomik açıdan nasıl bir dağılım gösterdikleri araştırılıyor ve A grubunun sosyo ekonomik seviyesinin daha yüksek olduğu görülüyor. Bu sonuç IQ’su yüksek ve aktif insanların çok daha başarılı olduklarını ve daha iyi yerlere geldiklerini gösteriyor. İngiltere’de bu konuda “A grubu lobisi” yapanlar bulunuyor.</p>
<p>Kaynak: Haberturk</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/iste-iqsu-yuksek-kan-grubu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gebeliğe Hazırlık &#8211; Gebelik Belirtisi &#8211; Hamilelik Belirtisi &#8211; Gebelik Belirtileri</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/gebelige-hazirlik-gebelik-belirtisi-hamilelik-belirtisi-gebelik-belirtileri.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/gebelige-hazirlik-gebelik-belirtisi-hamilelik-belirtisi-gebelik-belirtileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 14 Mar 2011 15:01:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6502</guid>
		<description><![CDATA[Gebeliğe Hazırlık &#8211; Gebelik Belirtisi &#8211; Hamilelik Belirtisi - Gebelik Belirtileri Hamilelik Belirtileri Nelerdir? &#160; Gebelik belirtileri ve şiddetleri kadından kadına ve her kadının farklı gebeliklerinde değişmektedir. En sık görülen, gebeliği düşündüren fakat kesin olmayan belirtiler,olası gebelik belirtileri hamilelik belirtileri, · Adet gecikmesi · Bulantı bazen kusma · Devamlı acıkma hissi · Sık idrara çıkma · [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Gebeliğe Hazırlık &#8211; Gebelik Belirtisi &#8211; Hamilelik Belirtisi - Gebelik Belirtileri</strong></p>
<p><strong> Hamilelik Belirtileri Nelerdir?</strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><img class="alignnone" title="gebe" src="http://i56.tinypic.com/jrqrsm.jpg" alt="gebelik" width="287" height="275" /></p>
<p><strong><br />
</strong></p>
<p><span style="color: #ff6600;">Gebelik belirtileri ve şiddetleri kadından kadına ve her kadının farklı gebeliklerinde  değişmektedir.</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;">En sık görülen, gebeliği düşündüren fakat kesin olmayan belirtiler,olası gebelik belirtileri hamilelik belirtileri,</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·     Adet gecikmesi</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Bulantı bazen kusma</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Devamlı acıkma hissi</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Sık idrara çıkma</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Memelerde hassasiyet, meme ucunda koyulaşma</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Halsizlik</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Sinirlilik</span></p>
<p><span style="color: #993300;">·         Karında gerginlik,şişkinlik,gaz şikayetleri</span></p>
<p>&nbsp;</p>
<p><span style="color: #993300;"><br />
</span></p>
<p><span style="color: #ff6600;">Gebeliğin kesin bulguları ise;</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">·         Gebeliğin kan testinde Pozitif çıkması</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">·         Ultrasonografide gebeliğin görülmesi</span></p>
<p><span style="color: #ff0000;">·         Bebeğin kalp atımlarının duyulması</span></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/gebelige-hazirlik-gebelik-belirtisi-hamilelik-belirtisi-gebelik-belirtileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Beslenmenin Tırnağınıza Etkileri</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/beslenmenin-tirnaginiza-etkileri.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/beslenmenin-tirnaginiza-etkileri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 22:37:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[El ve Ayak Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6489</guid>
		<description><![CDATA[•A Vitamini ve kalslvurn ekSikliği kuruluğ!! ve zayıflığa neden olur. Folik asid ve C vitamini eksikliği tırnak yüzeyine pürüzlü bir görünüm verir. •Tırnağın üzerindeki beyaz lekeler protein eksikliğinden kaynaklanır. •Tırnaklarınız soyuluyorsa hidroklorik asit eksikliği yaşıyorsunuz demektir. •Yetersiz beslenme ya da B12 eksikliği kuruluğa, şekil bozukluğuna, tırnak renginin koyulaşmasına sebebiyet verir. •Çinko eksikliği tırnak üzerinde beyaz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>•A Vitamini ve kalslvurn ekSikliği kuruluğ!! ve zayıflığa neden olur. Folik asid ve C vitamini eksikliği tırnak yüzeyine pürüzlü bir görünüm verir.<br />
•Tırnağın üzerindeki beyaz lekeler protein eksikliğinden kaynaklanır.<br />
•Tırnaklarınız soyuluyorsa hidroklorik asit eksikliği yaşıyorsunuz demektir.<br />
•Yetersiz beslenme ya da B12 eksikliği kuruluğa, şekil bozukluğuna, tırnak renginin koyulaşmasına sebebiyet verir.<br />
•Çinko eksikliği tırnak üzerinde beyaz noktalar oluşturur.<br />
•Tırnaktaki kurumalar ve çatlamalar daha fazla sıvı tüketmeniz gerektiğine işarettir.<br />
•Tırnak çevresindeki etlerdeki kızarıklık metabollzmarun zayıflığına ve temel yağ asitlerinin eksikliğine işarettir. <span id="more-6489"></span><br />
<strong>Bunun için: </strong><br />
•Vücudunuzun ihtiyaç duyduğu vitaminIeri, mineralleri ve enzimleri tamamlamak için tükettiğiniz gıdaların en az yüzde ellisi taze meyve ve sebze olmalıdır.<br />
•Silisyum ve kükürt bakımından zengin olan brokoli, balık ve soğan gibi yiyecekleri bol bol tüketin. Ayrıca soya ve baklagiller de biotin zengin¬likleri nedeniyle tüketilmesi gereken besinlerdir ve her zaman bol bol su için. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/beslenmenin-tirnaginiza-etkileri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Manikür-Pedikür Yaptırırken Hasta Olmayın!</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/manikur-pedikur-yaptirirken-hasta-olmayin.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/manikur-pedikur-yaptirirken-hasta-olmayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 22:35:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[El ve Ayak Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6486</guid>
		<description><![CDATA[El ve ayak bakımına özen gösteren ve bu yüzden manikür &#8211; pedikür yaptırmak için güzellik merkezlerine giden insanların sayısı her geçen gün artıyor. Ancak bu merkezlerin steril olmayan ortamları ya da ortak kullanılan setleri tırnak mantarından Hepatit &#8211; B&#8217;ye kadar pek çok ciddi hastalığa yol açabiliyor. Uzmanlar ortak kullanılan manikür &#8211; pedikür setlerinden kesinlikle uzak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/manikür-pedikür-yaparken-hasta-olmayın.jpg"><img class="size-medium wp-image-6487 alignnone" title="manikür-pedikür yaparken hasta olmayın" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/manikür-pedikür-yaparken-hasta-olmayın-300x211.jpg" alt="" width="300" height="211" /></a><br />
El ve ayak bakımına özen gösteren ve bu yüzden manikür &#8211; pedikür yaptırmak için güzellik merkezlerine giden insanların sayısı her geçen gün artıyor. Ancak bu merkezlerin steril olmayan ortamları ya da ortak kullanılan setleri tırnak mantarından Hepatit &#8211; B&#8217;ye kadar pek çok ciddi hastalığa yol açabiliyor.<span id="more-6486"></span><br />
Uzmanlar ortak kullanılan manikür &#8211; pedikür setlerinden kesinlikle uzak durulması gerektiğini söylüyorlar. Güzellik merkezine ya da kuaföre giderken kendi bakım setinizi götürmeniz veya tek kullanımlık setler kullanan merkezleri tercih etmeniz en doğrusu. Tırnak bakım setinin diş fırçası kadar kişiye özel aletler olduğunu vurgulayan uzmanlar, manikürve pediküryaptırmak için işinin ehli kişilere gitmemiz gerektiğinin de altını çiziyorlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/manikur-pedikur-yaptirirken-hasta-olmayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ayak Bakımı</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ayak-bakimi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ayak-bakimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 22:30:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[El ve Ayak Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6483</guid>
		<description><![CDATA[Bütün gün, özellikle kış aylarında, ayakkabıların içinde kalan ayaklarımızın bakıma ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Sağlıklı ve güzel görünmeleri için ayaklarımızı biraz şımartsak fena olmaz! Özellikle gün içinde çok yürüyenıerin akşam mutlaka ayaklarını dinlendirmeleri gerekir. Bunun için ayaklarınızı, içine antiseptik veya deniz tuzu kattığınız sıcak suda 15 dakika kadar bekletin. Ayaklarınızı sudan çıkarınca iyice kurulayın [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/ayak-bakımı.jpg"><img class="alignleft size-full wp-image-6484" title="ayak bakımı" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/ayak-bakımı.jpg" alt="" width="242" height="215" /></a>Bütün gün, özellikle kış aylarında, ayakkabıların içinde kalan ayaklarımızın bakıma ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu unutmamalıyız. Sağlıklı ve güzel görünmeleri için ayaklarımızı biraz şımartsak fena olmaz!<br />
Özellikle gün içinde çok yürüyenıerin akşam mutlaka ayaklarını dinlendirmeleri gerekir. Bunun için ayaklarınızı, içine antiseptik veya deniz tuzu kattığınız sıcak suda 15 dakika kadar bekletin. Ayaklarınızı sudan çıkarınca iyice kurulayın ve yorgunluk gidertel bir jel veya kremle masaj yapın. Tırnaklarınızı yuvarlak değil, düz kesmeye dikkat edin. Çabuk uzamaması için etlerinizi kesinlikle kesmeyin. Ayaklarınıza ponza taşı ile masaj yapın. Ağrıyan ve şişen ayak bileklerinizi, ılık suda dinlendirin. Kan dolaşımını düzene sokmak için ise ayak masajınızı ayaklardan dizlerinize doğru yapın.<br />
Ayaklarınıza özellikle topuk kısmına losyon ve nemlendirid ürünlerle masaj yapın. Krem sürerken tırnak etlerine sürmeyi ihmal etmeyin. Topuklarınız sert ise yatmadan vazelin sürün ve pamuklu çorap giyin. Ayaklarınızı dinlendirmek için sıcak su içine lavanta çiçeği yağı ekleyin, yorgunluğu alır. Ayaklardaki ölü deriler için peelingyapan bakım ürünleri kullanabilirsiniz.<span id="more-6483"></span><br />
<span style="text-decoration: underline;"> <strong>EVDE PEDİKÜR YAPARKEN </strong></span><br />
• Tırnak diplerini yumuşatmak için krem veya jel uygulayın. Daha sonra ayaklarınızı sıcak su dolu bir kapta dinlendirin, yumuşamalarını bekleyin. Suyun içine bitkisel maddeler atabilirsiniz.<br />
• Daha sonra tırnak diplerini iterek ölü dokuyu alın.<br />
• Tırnaklarınızı törpüleyin, üst kısmını da törpülemeyi ihmal etmeyin. Törpüleme işleminden sonra ayaklarınızı 3 dakika ılık suda bekletin.<br />
• Krem sürdükten sonra bir kat tırnak güçlendirici sürün.<br />
• Ponza taşı ile topuklarınızdaki ve ayak altındaki ölü hücreleri temizleyin, terlemeye karşı kokulu ayak pudrası kullanabilirsiniz. Pedikürünüz bittikten sonra, bakım kremi ve sprey kullanmayı da ihmal etmeyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ayak-bakimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>El Bakımı</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/el-bakimi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/el-bakimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 22:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[El ve Ayak Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6476</guid>
		<description><![CDATA[Eller ve ayaklar gün içinde en çok kullandığımız ve dolayısıyla en çok yıprattığımız uzuvlarımız. Onlara gereken özeni göstermek o kadar da zor değil. Ekipmanlarınızı tamamlayın ve onlara biraz zaman ayırın yeter! El bakımı Ellerimiz iletişim açısından gözlerimiz kadar değerlidir çünkü özellikle ilk intiba eller aracılığıyla kazanılır. Kurumuş, yıpranmış, tırnakları bakımsız kalmış bir el karşımızdaki kişinin [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/el-ve-ayak-bakımı.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6477" title="el ve ayak bakımı" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/el-ve-ayak-bakımı-300x260.jpg" alt="" width="300" height="260" /></a><strong>Eller ve ayaklar gün içinde en çok kullandığımız ve dolayısıyla en çok yıprattığımız uzuvlarımız. Onlara gereken özeni göstermek o kadar da zor değil. Ekipmanlarınızı tamamlayın ve onlara biraz zaman ayırın yeter!<br />
</strong><br />
<strong>El bakımı </strong><br />
Ellerimiz iletişim açısından gözlerimiz kadar değerlidir çünkü özellikle ilk intiba eller aracılığıyla kazanılır. Kurumuş, yıpranmış, tırnakları bakımsız kalmış bir el karşımızdaki kişinin hakkımızdaki fikirlerini olumsuz yönde etkiler. Üstelik vüzürnüz ne kadar genç görünürse görünsün ellerimize gereken özeni göstermediğimizde olduğumuzdan daha yaşlı algılanma riskimiz her zaman vardır.<span id="more-6476"></span><br />
Uygulayacağınız birkaç basit yöntem ve düzenli bir manikür ile sağlıklı, zarif ve güzelliğinizi tamamlayan ellere kavuşabilirsiniz &#8230; Ellerinizi öncelikle yıpratıcı dış etkenlerden korumalısınız. Deterjanlar ve diğer kimyasallardan olduğu kadar, dış dünyanın doğal değişiklikleri de ellerinize zarar verir. Mesela fazla sıcak su, fazla soğuk su, rüzgar, yağmur, deniz, toprak&#8230; ilk etapta suyla yapılacak işlerde lastik eldiven; ev işlerinde ise pamuklu eldiven kullanmak doğru bir yöntemdir.<br />
Ellerinizi temizlerken nemlendirici ya da krem içeren el sabunlarını tercih edin. Ellerinizi yıkadıktan sonra kuruluk hissediyorsanız, nemlendirici bir kremi masaj yaparak uygulayın. El derinizde sertleşme varsa, AHA&#8217;lı ürünlerle (meyve asidi) bu sorunu ortadan kaldırabilirsiniz. Leke oluşumunu engellemek için retinol, A, C ve E vitaminleri içeren bakım kremlerini kullanmanızda fayda var.<br />
Bakımlı ve zarif ellere sahip olmak için düzgün ve sağlıklı  tırnaklar vazgeçilmezdir. Yine ellerimiz gibi tırnaklarımızı da bakımdan önce koruma altına almalıyız. Haftada bir keserek tırnaklarımızın hasar görme riskini azaltabiliriz. Kullanacağımız nemlendirici kremler sayesinde tırnaklarımız güçlenir ve sağlıklı bir görünüme kavuşur. Ayrıca sürekli göz önünde olan tırnaklarımızın sararması da ayrı bir kabustur; bunu gidermek için de sadece bir limon yeterli! Evet, sadece bir limonla tırnaklannızı ovarak sararmış tırnaklarınızla vedalaşabilirsiniz!<br />
<strong></strong></p>
<p><strong><span style="text-decoration: underline;">EVDE MANİKÜR YAPARKEN </span><br />
</strong></p>
<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/manikür.jpg"><img class="alignright size-full wp-image-6478" title="manikür" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/manikür.jpg" alt="" width="180" height="220" /></a>• işe eski ojenizi çıkararak başlayın. Bu arada kullandığınız asetonun nemlendirici özelliği olmasına da dikkat edin; böylece tırnaklarınızı de beslemiş olursunuz. Hiçbir zaman yarısı çıkmış ojeli tırnaklarla dolaşmayın!<br />
• Tırnaklarınızı istediğiniz uzunlukta kesin. Ancak çok fazla dipten kesmemeye dikkat edin. Eğer tırnağınızı fazla derinden keserseniz, tırnak batması gibi sorunlaryaşayabilirsiniz. Bu arada tırnaklarınızın hepsinin aynı uzunlukta olmasına da özen göstermelisiniz. Uzun tırnaklar arasında birinin kısa olması göze hoş görünmeyecektir.<br />
• Tırnağınızı ne kadar iyi ve doğru şekilde törpülerseniz o kadar dayanıklı ve sağlıklı olur. Tırnaklarınızı sadece tek bir yönde törpüleyin; ileri &#8211; geri törpülemek tırnaklarınızı daha güçsüzleştireceğinden kırılmalara ve çatlamalara yol açacaktır.<br />
• Törpüleme işleminden sonra tırnak etlerinizi yumuşatmak için ellerlnizl ılık ve kremli bir suda 3 dakika kadar bekletin. Daha sonra da yumuşayan etleri bir makas yardımıyla fazla derine inmeden dikkatlice kesin. Eğer bununla uğraşmak istemiyorsanız iyice yumuşadıktan sonra etlerinizi tırnak diplerine doğru itebilirsiniz.<br />
• Sıra geldi şekil verdiğiniz tırnaklarınıza oje sürerek bakımınızı tamamlamaya &#8230; Unutmayın ki ojesiz tırnaklar korunmasızdır bu yüzden koyu renkleri sevmeseniz de en<br />
azından bir kat cila sürmeyi ihmal etmeyin.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/el-bakimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Nar ile Gelen Cilt Güzelliği</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/nar-ile-gelen-cilt-guzelligi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/nar-ile-gelen-cilt-guzelligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 21:47:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzellik (cilt,maske)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6471</guid>
		<description><![CDATA[Modern moleküler biyolojik araştırmalar hiçbir meyvede narda olduğu kadar sağlık bulunmadığını Ispatlıyor. Acaba Afrodit Kıbrıs&#8217;ta ne kadar değerli bir ağaç diktiğini biliyor muydu? Antik çağda canlılık ve ebedi gençliğin sembolü olan nar, ticarette &#8220;nar şurubu&#8221; olarak biliniyordu. Kırmızı taneleri ile sadece şurup ya da gıda katkı maddesi olarak değil, aynı zamanda cildi güzelleştiren mucizevi bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/nar-ile-mucize.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6472" title="nar ile mucize" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/nar-ile-mucize-200x300.jpg" alt="" width="200" height="300" /></a>Modern moleküler biyolojik araştırmalar hiçbir meyvede narda olduğu kadar sağlık bulunmadığını Ispatlıyor. Acaba Afrodit Kıbrıs&#8217;ta ne kadar değerli bir ağaç diktiğini biliyor muydu?</strong><br />
Antik çağda canlılık ve ebedi gençliğin sembolü olan nar, ticarette <strong>&#8220;nar şurubu&#8221;</strong> olarak biliniyordu. Kırmızı taneleri ile sadece şurup ya da gıda katkı maddesi olarak değil, aynı zamanda cildi güzelleştiren mucizevi bir bitki olduğu sonraki yıllarda keşfedildi. Günümüzde ise sağlıklı ve göz alıcı bir tene sahip olmak isteyen kadınların en önemli sırlarından biri. ..<br />
<strong>Ekşi güzelleştirir </strong><br />
Nar (punica granatum) duş jellerine, şampuanlara ve besleyici kremlere girmesini öncelikle tatlı- ekşi tohumlarından elde edilen çekirdek yağına borçlu. Muhtelif vita-minler ile potasyum, selenyum ve çinko gibi kıymetli minerallerden meydana gelen yüksek değerli içeriği sayesinde enerji veriyor ve cildinize canlılık kazandırıyor. Güçlü antioksidanlar olarak etki eden yağ asitleri, cildinizi serbest radikallerden koruyor ve böylelikle çok sayıda metabolizma sürecini pozitif etkiliyor.<br />
Nar çekirdeği yağı hem kadınlar hem de erkekler için tam bir gençlik iksiri!<br />
Genç yaşlarda kullanıldığında kınşık oluşumunu önleyen bu yağ, orta yaş ve sonrası için de kırışık giderici bir etki yaratıyor. Üstelik cildi yenileyen özelliği sayesinde ölü hücrelerden arınmanızı sağlıyor.<span id="more-6471"></span><br />
<strong>Temiz olmayan cilt için </strong><br />
Bütün bunlar yetmiyormuş gibi narın köselemsi kabuğunun öğütülmüş hali de faydalı bir güzelleştirici! Biraz suyla karıştırıldığında kolaylıkla akne ve siyah noktalara karşı yumuşak, etkili bir peeling kremi olarak kullanılabiliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/nar-ile-gelen-cilt-guzelligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cilt</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cilt.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cilt.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 21:41:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Güzellik (cilt,maske)]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6468</guid>
		<description><![CDATA[Mevsime uygun Bakım Bu gibi deri hasarları zamnında ve doğru bakım daha başlamadan çok iyi bir şekilde önlenebilir. Bu nedenle dermatologlar özellikle cilt temizliğinde mevsimine uygun ürünler kullanılmasını tasvsiye ediyorlar. Cildimizin mümkün olduğunca az nem ve yağ eksilmesi için aşındırıcı sabunlar ve alkol içeren yüz toniklerini banyodan uzaklaştırmanız gerekiyor. Burıların yerine yüzünüzü hassas ciltler için [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/cilt.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6469" title="cilt" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/cilt-281x300.jpg" alt="" width="281" height="300" /></a><strong>Mevsime uygun Bakım </strong><br />
Bu gibi deri hasarları zamnında ve doğru bakım daha başlamadan çok iyi bir şekilde önlenebilir.<br />
Bu nedenle dermatologlar özellikle  cilt temizliğinde mevsimine uygun ürünler kullanılmasını tasvsiye<br />
ediyorlar.<br />
Cildimizin  mümkün olduğunca az nem ve yağ eksilmesi için aşındırıcı sabunlar ve alkol içeren yüz toniklerini banyodan uzaklaştırmanız gerekiyor. Burıların yerine yüzünüzü hassas ciltler için geliştirilen birtemizleme sütü, temizleme köpüğü veya koruyucu  bir cilt  yağı ile temizlemelisiniz. Yine aynı şekilde duş alırken  de mümkün olduğunes yumuşak, yağlanma sağlayan ürünler Kullanmanızda ,sonrasında cilt tipinize uygun bir kremle cildiniz baştan aşağı nemlendirmenizde fayda var.<br />
Kış ayları için krcmler ve losyonlar yazın kullanılanlardam daha yoğun olmalı ve biraz daha fazla yağ içermelidirier. Özellikle kuru clltlerin bakımında, içerdikleri maddelerin sadece eksik olan yağı tamamlaması ve daha fazla nemlendirmesi değil, aynı zamanda deri yüzeyinde artan su kaybının  önlemesine de engel olması gerekiyor.<span id="more-6468"></span><br />
<strong>Göz, ağız çevresi ve el bakımı </strong><br />
(ildinizi sadece nemlendirici kremlerle korumak her zaman yeterli değildir. Özellikle giysiler ve kalorifer havası ile soğuktan korunamayan gôz ve ağız çevresi ile eller gibi cildin son derece ince, yağ bezlerinin az olduğu kısımlar biraz daha fazla ihtiyaç duyarlar.<br />
Düzenli olarak bir dudak yumuşatıcı, şımartıcı bir yüz maskesi veya ara sıra vitaminIerden yana zengin bir ampul göz damlası kullanılması gibi ufak tefek bakım kürleri, sizi kuru zamanlarda hissedilir şekilde daha yumuşak, kadifemsi bir cilt hissi ile ödüllendirir.<br />
Sertleşmiş, çatlamış ellerini hızla yeniden kontrol altına almak isteyenler, onlara akşamları bir <strong>&#8220;bakım paketi&#8221; </strong>sunabilirsiniz: yağlı bir el kremi veya cilt yağı sürün, üzerine pamuklu eldivenler giyerek gece boyunca etki etmesini sağlayın.<br />
<strong>Nemlendirmeyi unutmayın! </strong><br />
lsmcılanrt yandığı dönemde cildi kurumaktan korumak için doğru bakımın yanı sıra dikkat edilmesi gereken birkaç küçük nokta daha var. Bu da hem içerden su takviyesi &#8211; her gün mutlaka iki litre sıvı içilmelidir. hem de harekettir. Temiz havada yarım saatlik bir yürüyüş kan dolaşımını harekete geçirir ve aynı zamanda yapılandırıcı besin maddelerinin cildin yıpranmış kısımlanna ulaşmalarını sağlar.<br />
Ayrıca iç mekanda havanın değişmesi için sabah ve akşam olmak üzere günde 2 defa 10 dakika havalandırmak temiz ve nemli bir havada çalışmanızı yaşamanızı sağlar. Bunun yanında hava nemlendirici kullanmak ya da kalorifer peteğinin üzerine içi su dolu bir kase koymak cildimize büyük bir ferahlık getirir.<br />
<strong>Soğukla savaşmanın püf noktaları </strong><br />
•Kış sporlauna meraklıysanız cilt sağlığınız için mutlaka bir koruyucu kullanın. Kar cilde zarar veren güneş ışınlarını yoğun bir şekilde yansıttığı için yeterli düzeyde UV -A ve B filtresi olan kremleri tercih edin.<br />
•Kış aylannda koruyucu ürünleri sıcak mekanlardan çıkmadan :30 dakika önce sürerseniz emilimi kolaylaşır.<br />
•Soğuk havanın yıpratıcı etkilerini giderebilmek için pek çok kadının başvurduğu yağlı gece kremlerini gündüz kullanmak doğru bir güzellik hilesidir &#8230;<br />
•Parıldayan bir ten için cildinizi maskelerle şımartmayı deneyin.<br />
•Muz bitkileri, sazlar ve odalarda yetiştirilen ıhlamur ısıtılan iç mekanlarda havanın doğal yollardan nemlendirilmesine yardımcı olurlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cilt.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Hangi Çay Hangi Derde Deva?</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/hangi-cay-hangi-derde-deva.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/hangi-cay-hangi-derde-deva.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 21:00:05 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Şifalı Bitkiler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6463</guid>
		<description><![CDATA[Bitki hükümdarlığından gelen &#8220;yeşil ilaçlar&#8221; günümüzde tüketiciler tarafından yoğun ilgi görüyor. Pek çok kişi şifa veren bir çaydan zarar gelmez diye düşünüyor. Oysa şifa bulmak için içtiğimiz bu çaylar aslında bir nevi ilaç sayılır ve uygun şekilde kullanılmadıklarında zarar getirirler! Bitkilerin iyileştirici güçlerine ilişkin ilim insanlık kadar eski. Binlerce yıl öncesine dayanan Babil, eski Mısır, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/bitki-çayları.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6464" title="bitki çayları" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/bitki-çayları-300x279.jpg" alt="" width="300" height="279" /></a>Bitki hükümdarlığından gelen<strong> &#8220;yeşil ilaçlar&#8221;</strong> günümüzde tüketiciler tarafından yoğun ilgi görüyor. Pek çok kişi şifa veren bir çaydan zarar gelmez diye düşünüyor. Oysa şifa bulmak için içtiğimiz bu çaylar aslında bir nevi ilaç sayılır ve uygun şekilde kullanılmadıklarında zarar getirirler! Bitkilerin iyileştirici güçlerine ilişkin ilim insanlık kadar eski. Binlerce yıl öncesine dayanan Babil, eski Mısır, Hintve Çin metinlerinde tedavi edici bitkilerden bahsedildiğini, hatta bunların yetiştirilmelerine ilişkin uyarılarda bulunulduğunu biliyoruz. Yunanlı Dioskurides M.S. i. yüzyılda, yeniçağa kadar geçerliliğini korumuş olan ve temelinde tedavi edici bitkiler olan bir ilaç öğretisi kaleme almış. Ortaçağ tıbbı da manastırların bahçelerinde yetişen baharatlar olmadan düşünülemez tabii ki.<br />
Bugün tedavi edici baharatlar ikinci baharlarını yaşıyorlar. Allenbach Kamuoyu Araştırma Enstitüsü&#8217;nün bir<br />
anketine göre Almanların yüzde 73&#8242;ü düzenli olarak ya da zaman zaman doğal tedavi edici ilaçlar kullanıyorlar. <span id="more-6463"></span>Tedavi edici çaylar kolay sindirilebilir ve yan etkileri az olan alternatifler olarak kabul ediliyorlar<br />
<strong>Mühim olan dozajı! </strong><br />
Şifa kaynağı bu bitkilerin yan etkileri az ama yine de dozu aşmamak gerekiyor! Bitkisel çayların da her preparatta olduğu gibi kullanım talimatları bulunuyor; yan etkileri ve hatta başka ilaçlarla birlikte içildiğinde etkileşimleri olabiliyor. Bir sağlık çayını kullanım talimatlarına uygun dozajda hazırlamanız gerekli çünkü vücudunuz için yararlı olan etken maddeleri ancak bu şekilde açığa çıkarak tedavi edici etki yapabiliyorlar. Ancak ve ancak önerilen miktara, sıcaklık değerlerine ve nasıl içilmesi gerektiğine dair verilere itinayla uyarsanız bitkilerin sağlıklı dünyasına girebilirsiniz &#8230;<br />
<strong>Kendi kendine tedavinin de bir sınırı var! </strong><br />
Demlenmiş bitkilerden yapılan çayları pek çok rahatsızlığımız için kullanıyoruz. Bitkilerden elde edilen ilaçlar kısmen eşdeğerli olarak sentetik ilaçların yerini alabiliyor, kısmen de tıbbi tedaviyi destekleyici olabiliyorlar. Ancak kendi kendini tedavinin de bir sınırı var!<br />
<strong>&#8220;Bitkileri tanıyan biri olarak bir sağlık çayını doğadan ya da kendi bahçemden topladığım otlarla oluşturabilir miyim?&#8221; </strong>sık rastlanan bir soru ve cevabı kesinlikle olumsuz. Çünkü toplanan otların hepsi sabit bir etken madde içermez ve bu nedenle tecrübesiz olanlar için karışım miktarını ayarlayabilmek neredeyse imkansız.<br />
<span style="text-decoration: underline; color: #ff0000;"><strong>Hangi çay hangi derde deva? </strong></span><br />
<strong>Solunum yolu hastalıkları </strong><br />
Gribal enfeksiyon gibi solunum yolu hastalıkları çay kürlerinin alanına girer. çay yapılan en önemli bitkiler anason, gül hatmi yaprakları ve kökleri, rezene tohumları, mürver çiçeği, izlanda yosunu, ıhlamur çiçeği, su rezenesi, ebegümeci çiçeği, nane, çuha çiçeği, sinirotu, kekik, meyan köküdür. Bunların içerdikleri maddeler yatıştırıcı, kramp çözücü, balgam inceItici, iltihap kurutucu, balgam sökücü, kısmen de antiseptik ve ateş düşürücü etki yaparlar.<br />
<strong><br />
Sindirim bozuklukları </strong><br />
Melekotu kökü, anason, kızılkantaran çiçeği kökü, rezene, papatya, kimyon, devedikeni sütü, melisa, nane, adaçayı, meyan kökü ve civanperçemi çayları yardımcı olur. Bunlar iştah açıcı, safrayı harekete geçirici, sindirimi düzenleyici, şişkinlik giderici, iltihap kurutucu ve kramp çözücü etki yapar.<br />
<strong>İdrar yolu hastalıkları </strong><br />
Mesane iltihabı gibi idrar yolu hastalıklarında vücudun arınması çok önemlidir. Bunun için ilaç niteliğindeki idrar söktürücü, antibiyotik etkisi yapan, arıtıcı ve iltihap kurutucu<br />
etkisi olan çaylar kullanılabilir. ldrar yolu hastalıklarında ayı üzürnü yaprakları, huş ağacı yaprakları, ısırgan, Yahudi otu, kayışkıran, adaçayı, atkuyruğu bitkileri tedavi edicidirler.<br />
<strong>Sinirlilik ve uyku bozuklukları </strong><br />
Sinirlilik, huzursuzluk ve uyku bo¬zuklukları bilinçaltında yatan psişik şikayetlerin belirtileridir. Bazı tedavi edici bitkiler sakinleştirici, gerginlik giderici, motive edicidirler ve bunun da ötesinde mükemmel sindirilebilirler. Huzursuzluk ve uyku problemlerine karşı demlenmiş kediotu, şerbetçi otu, lavanta, melisa ve tutku çiçeği çayları yardımcı olurlar. Depresyon tedavisine ise kılıç otu uygundur.<br />
<strong>Kalp ve dolaşım sistemi problemleri </strong><br />
Erken evre kalp ve dolaşım sistemi bozuklukları için aralarında tedavi edici çayların da bulunduğu bitkisel ilaçlar büyük önem taşırlar. Karabuğday, alıç ve pelin (doz aşımı risklidir!) çayları kalbi güçlendirir, kan dolaşımını hızlandırarak tedaviye yardımcı olurlar.<br />
<strong>Açık, poşette ya da suda çözülür? </strong><br />
ilaç niteliğindeki bitkisel çayları nereden aldığımız ve hazırlanma şekilleri de diğer önemli bir faktör. Bilirkişi tarafından ilgili hastalık tablosuna tam olarak uygun çay karışımı hazırlanabilir, ancak endüstriyel olarak hazırlanmış ilaç niteliğindeki çaylar daha kullanışlıdırlar.<br />
<strong>Dökme çaylar: </strong>Bireysel karışım hazırlanması ve doz ayarlanması bakımından avantajlıdırlar ancak kulla¬nılmaları daha zordur. Bu çaylarda tarife tam olarak dikkat edilmesi gerekir.<br />
<strong>Poşet çaylar: </strong>Tam standart olma avantajına sahip olmakla birlikte ince kıyıImış olmaları nedeniyle uçucu yağlarında kayıplar meydana gelir.<br />
<strong>Suda çözülür çaylar:</strong> Etken madde suda çözün ür bir granüle dönüştürülür ve hazırlanmaları çok kolaydır. Ancak granüller sakarozdan<strong> (tatlandırıcı madde) </strong>meydana geldikleri için özellikle şeker hastaları için sorun teşkil ederler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/hangi-cay-hangi-derde-deva.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Alerji (polen alerjisi)</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/alerji-polen-alerjisi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/alerji-polen-alerjisi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 20:39:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hastalıklar ve Tedavileri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6461</guid>
		<description><![CDATA[Polenler Gelmeden önleminizi alın! Tabiat kıştan sonra yeni bir yaşama uyanırken,her yıl pek çok insan polen alerjisi ile mücadeleye başlıyor.Ancak birkaç önlemle bahar mevsimi kabusa dönüşmeden atılabilir. Aslında ilkbahar güneşin kendini göstermesi, tabiatın yeşermesi, renkli çiçeklerin açması yazı müjdeleyen keyifli bir mevsimdir. Ancak polen alerjisi olanlar için ilkbahar korkulu günler anlamına geliyor. Maalesef mikroskobik küçüklükte [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Polenler Gelmeden önleminizi alın!</strong><br />
<strong>Tabiat kıştan sonra yeni bir yaşama uyanırken,her yıl pek çok insan polen alerjisi ile mücadeleye başlıyor.Ancak birkaç önlemle bahar mevsimi kabusa dönüşmeden atılabilir.</strong><br />
Aslında ilkbahar güneşin kendini göstermesi, tabiatın yeşermesi, renkli çiçeklerin açması yazı müjdeleyen keyifli bir mevsimdir. Ancak polen alerjisi olanlar için ilkbahar korkulu günler anlamına geliyor. Maalesef mikroskobik küçüklükte olan çiçek tozlarından kaçış yolu yok ama birkaç tedbir ve ilaçla etkileri biraz hafifletilebiliyor.<br />
Her 5 kişiden 1&#8242;inde görülen polen alerjisi, hapşırma atakları na neden oluyor ve saman nezlesi yapıyor, gözlerde kaşınma, kızarma oluşuyor. Astım hastaları için de kriz sebeplerinden biri yine polen alerjisi.<br />
Alerji hassasiyetin derecesine göre daha yılın başlarında başlayabilir, çünkü fındık ve kızılağaç Şubat ayında çiçek açar. Pek çokları için alerji sezonu çimen ve çavdar çiçekleri ile Mayıs ve Haziran aylarında en üst seviyesine ulaşır ama yüksek alerjen oluşturan Ambrosia bitkisinin ve Kavak ağacının yetiştiği yerlerde sıkıntılı zamanlar sonbahara kadar uzayabiliyor &#8230;<span id="more-6461"></span><br />
<strong>ilave zorlanmalar </strong><br />
Alerjisi olanlar için iklimsel dengeslzlikler de önemli bir roloynuyor. Kış aylarında havaların sıcak olması, çimen ve ağaçlardaki polenlerin erken olgunlaşmalarına sebep oluyor. Bunlar daha erken uçuşmaya başlıyor ve problemlerin de daha erken başlamalarına sebep oluyorlar.<br />
Ayrıca uzmanlar havadaki karbondioksit ve ince toz yükündeki artışın da polenleri daha agresif hale getirdiklerini tahmin ediyor.<br />
Polen sezonunun çevresel değişiklikler nedeniyle erken başlaması maalesef daha erken bitmesini sağlamıyor. Bilakis süreci daha da uzatıyor. Çavdar çiçeğinin polenlere alerjisi olanların çoğunda Mayıs&#8217;tan Haziran&#8217;a kadar solunum zorluğuna sebep oluyor.<br />
<strong>Bağışıklık sistemi çıldırırsa </strong><br />
Polen alerjisi bağışıklık sisteminin aşırı reaksiyonudur. Bağışıklık sistemi bir hata yaparak çiçek polenleri gibi zararsız çevresel bir maddeyi mikrop olarak algılıyor ve özel antikorlar üretiyor. Alerjenlerle yeniden temas meydana gelir gelmez bağışıklık sistemini geliştirici hücreler histamin maddesi ile diğer inflamatuar maddeler salgılamaya başlıyor. Bununla birlikte burun akmaya başlıyor ve gözler yanıyor.<br />
Bu dönemlerde alerjenlerden mümkün olduğunca kaçınılması, alerjik reaksiyonları sınırda tutabilmenin en iyi yolu. Alerji uzmanları yatak odası penceresinin, po-lenierin en çok uçuştukları zamanlarda kapalı tutulma¬sını, saçların daha sık yıkanmasını, elektrik süpürgesi ile tozların emilmesini ve çarşafların sık sık değiştiril¬mesini tavsiye ediyorlar.<br />
Polenlere temastan tamamen kaçınılması mümkün değil ama yine de bu dönemde tabiatta yapılan sportif aktivitelere ara vermekte de fayda var. Bu nedenle uzmanlar alerjisi olanlara semptomları hafifletebilmek için antihistaminik tabletler ve kortizonlu burun spreyleri veriyorlar.<br />
<strong>Türkiye&#8217;de polen alerjisi </strong><br />
Tüm dünyada hazırlanan polen haritaları ülkemizde de hazırlanıyor ve bu haritaların alerjik vakaların çözümünde büyük katkısı oluyor. Ülkemizde Burdur, Samsun, istanbul, Ankara, Bursa ve Kütahya bölgelerinde ağaç ve çayır polenlerine yaygın olarak rastlanıyar. Baharla birlikte hapşırma, burun akıntısı ve tıkanıklığı, geniz akıntısı, kuru öksürük, boğaz, burun ve kulakta şiddetli kaşıntı ya da gözlerde kaşıntı ve sulanma gibi belirtilerle saman nezlesi baş gösteriyor. Önlem alınmazsa ileri vakalarda yorgunluk, iştahsızlik, sinirlilik, baş ağrısı, sinüzit, orta kulak iltihabı, bronşit veya astım ağrısı  gibi hastalıklara dönüşme riski de var.<br />
<strong>Alerji tedavisi nasıl yapılıyor? </strong><br />
Desensitizasyon (azdan başlayıp giderek arttırılan dozlarda alerjen verilmesiyle uygulanan tedavi yön¬temi) tedavisi olarak da bilinen spesifik bağışıklık tedavisi (SIT), saman nezlesine karşı etkili bir tedavi yöntemi olarak biliniyor. Bu tedavi aynı zamanda<strong> &#8220;basamak değişikliği&#8221;</strong> olarak da tanımlanan alerjik astımı önlüyor. Tedavi süresi üç yılı buluyor. Doktor belli aralıklarla deri altına alerjen enjekte ediyor, bağışıklık sistemi de yavaş yavaş alerjiye sebep olan maddelere alışarak, yeniden etkilenmez hale getiriliyor. Örneğin çimen poleni alerjisinde bu tedavinin başarı oranı yüzde 8o&#8217;in üzerinde. iğne olmaktan korkanlar için SIT&#8217;in tabletleri de çıktı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/alerji-polen-alerjisi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Saçlar</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/saclar.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/saclar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 20:01:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Saç Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6445</guid>
		<description><![CDATA[Gün boyunca dış koşullardan yıpranan saçlarımız, bazen de bizim dikkatsiztiğimizden yıpranıyor. Uygunsuz saç kesme makasından, fırça ve tarak seçimine, dikkatsiz fırçalamadan, saç kurutma makinelerine, sıcak taraktan, saç lastiğine kadar saça uygulanan tüm işlemler saçımızı olumsuz etkileyebitiyor. Üstelik saça uygulanan kimyasal işlemler, permanant, boya, defrize, röfle ve meç gibi işlemler saçın yapısını bozduğu gibi yıpranmayı da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/saçlar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6448" title="saçlar" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/saçlar-300x280.jpg" alt="" width="300" height="280" /></a>Gün boyunca dış koşullardan yıpranan saçlarımız, bazen de bizim dikkatsiztiğimizden yıpranıyor. Uygunsuz saç kesme makasından, fırça ve tarak seçimine, dikkatsiz fırçalamadan, saç kurutma makinelerine, sıcak taraktan, saç lastiğine kadar saça uygulanan tüm işlemler saçımızı olumsuz etkileyebitiyor. Üstelik saça uygulanan kimyasal işlemler, permanant, boya, defrize, röfle ve meç gibi işlemler saçın yapısını bozduğu gibi yıpranmayı da hızlandırıyor.<br />
Peki, bu durumda saça işlem yaparken nelere dikkat etmek gerekiyor?<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Saç kurutma ve fön </strong></span><br />
Saçı, kurutma makinesiyle kuruttu-ğunuz zaman, itk olarak saç tetteri arasındaki fazla su buharlaşıyor. Bu aşamada, saçın ısısı düşük bir seviyede oluyor. Saç tetteri arasındaki fazla su tamamen buharlaştıktan sonra, saç ısınmaya başlıyor. Bu sırada, saç kökleri de kurutma makinesinden gelen kuru ve sıcak havaya adapte olabilmek için, gereğinden fazla nem kaybediyor.<span id="more-6445"></span><br />
Sonuç olarak saçınızı sıradan bir saç kurutma makinesiyle kurutursanız, saçınız doğal nemini kaybediyor. Saçınız aşırı kuruduğunda, elastikiyeti ve parlaklığı da gidiyor. Bu da saçlarınızı şekillendirmede zorluk yaşamanıza ve ne yazık ki cansız bir görünüm elde etmenize neden oluyor. Saç derisine yakın fön çekmek de saça zararveriyor. Saç kuru ise daha da kuruyor, yağlıysa daha da yağlanıyor. Hatta saçlar ısı yüzünden çoğu zaman daha çabuk kirleniyor<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Saç düzleştiriciler </strong></span><br />
Saç düzleştirici makineler hayatımızı kolaylaştırdığı gibi saçlarınızı da önemli ölçüde tahrip ediyor. Her gün saç düzleştirici kullanmak saçlarınızın nemini kaybetmesine, dökülmesine ve kırılmasına yol açıyor. Bu nedenle saç düzleştirme makinesi alırken dikkat etmeniz gereken önemli noktaları göz ardı etmeyin!<br />
Öncelikle, saç düzleştiricide bulunan plakanın seramik olup olmadığına dikkat etmelisiniz. Seramik plakalı olanlar saçlarınızı daha az yıpratır. Saç düzleştiricinin ısı termometresi olması gerekir. Çünkü saç yoğun luğunuza bağlı olarak ısı derecesini yükseltmeniz ya da azaltmanız gerekebilir. ince telli saçlara sahipseniz 200 derece ısınmış saç düzleştirici saçlarınızın uçlarını kıracaktır. Bu yüzden her saç yoğunluğuna özelısı ayarı olması gerekir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Perma </strong></span><br />
Perma yaptırmak oldukça ciddi bir adımdır, çünkü perma sırasında uygulanan işlemlerin geri dörıdürüle¬mez etkileri vardır. Saç kimyasal maddeler ve biçimlendirme bigudileri ile tamamen değişik bir biçim almak üzere yeniden ya-pılandırılır.Perma ve gölge işlemi saç yapısı için zararlıdır, ikisinin birlikte uygulan¬masının bu zararı ikiye katlamak an¬amına geldiğini unutmayın. Bu işlemlere maruz kalan saç telleri, zayıflayıp kuruduğu için dökülebilir. Perma yaptınlırken en çok dikkat edilecek hususlardan biri de, &#8220;perma yaptırdım artık saçımı yıkayıp rahatça dışan çıkacağım&#8221; yanılgısına kapılmaktır. Perma ile birlikte saçınızı yıkadıktan sonra güzelce taramalı, köpük ya da jöle, hatta nemlendirid sürüp saçınızı dlfüzörle kuaförünüzün gösterdiği gibi kurutmalısınız. En çok dikkat edilmesi gereken de saç kurutulurken şekil verdikten sonra kurutma işlemi boyunca saçınızla fazla oynamamanızdır.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Defrize </strong></span><br />
Kıvırcık ve dalgalı saçların ilaçla düzeltilmesi işlemine <strong>&#8220;defrize&#8221; </strong>denir. Permanant ilaçlarının bileşimindeki kimyasal maddeler, düz saçlara dalga ve kıvırcık şekiller verdiği gibi, kıvırcık saçların düzleştirilmesinde de aynı etkiyi gösterdiği için defrize işlemi de permanant ilaçları ile yapılmaya çalışılıyor. Dekolore boya (saç rengi açma), meç ve röfle yapılarak yıpranmış ince hassas saçlara defrize yapılması çok sakıncalıdır. Bu konuda yapılacak bir yanlışlık bütün saçların dipten kopmasına sebep olabilir. Burada önemli olan, ilaç seçimidir. iıaç seçiminde saç sağlığını korumak, kuaföre düşen önemli bir görev. Permanant ilaçları (içine yabancı madde katılmadan), defrize uygulamasında kullanılabilir.</p>
<p>Defrize için özel hazırlanmış krem ve yanındaki ikinci ilacı<strong> (fiksatör) </strong>kullanmak en uygun harekettir.Defrize yapılacak saçın temiz olması gereklidir ancak, ilacın saç derisine yapacağı olumsuz etki ile tarak ve fırça hareketlerinden saç diplerinin rahatsız olacağı düşünülerek, derideki koruyucu görevi olan yağlı tabakanın tamamen temizlenmemesi için saç iyi bir şampuanla ve diplere masaj yapmadan yıkanmalıdır. Saçtaki sular havlu ile iyice alındıktan sonra, saçlar muntazam parçalara ayrılır.<br />
ilk defa defrize yaptıracak müşterinin ila ca karşı, alerjisi olup olmadığını kontrol etmek için kulak arkasında saç dibine biraz ilaç sürülerek deneme yapılır. Herhangi bir şekilde zayıflamış hassas<br />
saçlarla, saç diplerinde çizik, sivilce, et beni bulunan kişilere kesinlikle defrize yapılmaz. Defrize yapılmış bir saça ikinci kez defrize yapılması için, en az 3 aylık zaman geçmesi gereklidir. ikinci uygulamada ilaç sadece dipten çıkan kısımlara sürülmelidir<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Saç yıkama ve tarama </strong></span><br />
Sağlıklı saçlara sahip olmak için düzenli biçimde yıkamalısınız. Normal bir saçın haftada en az bir ya da iki kez yıkanması gerekir.<br />
Yağlı saçları ise daha sık yıkayabilirsiniz. Saçların yıkanması için kullanılan sabunların ve şampuanların esasını kolay çözünebilir özellikteki yağ eritici bir madde oluşturur. Şampuanlara ayrıca koku, renk ve yoğunlaştırıcı maddeler eklenir. Bu ek maddeler saçlı deride tahrişe yol açabilir, alerjik reaksiyonlara da maruz kalabilirsiniz. Bu yüzden şampuan seçiminde, niteliği bilinmeyen maddelerden kaçının. Saç diplerinde kepek varsa, sık sık çok sıcak olmayan su ve kepeğe karşı özel geliştirilmiş ya da medikal şampuanlarla yıkamak en iyisidir.<br />
Saçlarınızın fırçalanması işlemi dökülen saçları, kir ve tozları kafanızdan uzaklaştırır. Saçlarınızı temiz su ile iyice durulandıktan sonra, kurutmadan önce nazik bir biçimde tarayın. Saçı kurularken özellikle yumuşak bir havlu kullanmaya özen gösterin. Kurulama işlemi de yumuşak olmalıdır. Eğer sert bir havlu kullanılır ya da çok şiddetli ovulursa saçların uçları çatallanır. Saçlar elektrikli kurutucularla kurutulabilir. Ancak kurutucuyu saça çok yakın tutmayın. Bu durumda saçlı deri ve saçlar fazla sıcaktan olumsuz etkilenir.<br />
Saç bakımında temiz fırça ve tarak kullanmaya özen gösterin. Kirli ve başkalarına ait fırça ve tarak enfek-siyon riski doğurabilir. Saçı kökten uca fırçalamak, saçlı derideki kan dolaşımını güçlendirir. Böylece saç dibi kanla iyi beslenerek dökülmez. Saçlı deriye elle masaj yapmak da, saç sağlığı bakımından çok önem-lidir. Saçlı deri esnek, normal yağlı, yumuşak kaldığı sürece saç sağlığı da korunmuş olur. Yeterli ve dengeli beslenme, temizlik, başın dış etkenlerden ve di¬rekt güneş ışınlarından korunması, saç sağlığı yönünden son derece önemlidir.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>Kaynak </strong></span><br />
Piyasada saç kaynağı için birçok alternatif bulabilirsiniz fakat bunların içerisinden doğru saçı ve malzemeyi bulmak oldukça zor. En fazla dikkat edilmesi gereken hususlardan bir tanesi saç kalitesinin yükek olması ve boyama veya açma işlemleri için uygun saçın seçilmesidir. Yanlış seçim sonrasında saçlarda kopma veya grileşme gibi istenmeyen durumlar oraya çıkabilir. Uygulama için boyasız saç tercih edin. Kaynak yapılacak olan saçın kalınlığına ve yapısal olarak saçınıza uyumlu olmasına da özen göstermeniz gerekiyor. Ayrıca işçilik de çok önemli; güvendiğiniz bir kuaföre gitmenizde fayda var.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/saclar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeni Nesil Babalar</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/6439.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/6439.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 19:33:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6439</guid>
		<description><![CDATA[Günümüz babalarına artık sadece eve para getiren biri olmak yetmiyor. Onlar evde daha aktif olmak istiyorlar. Anneler izin verirlerse oluyorlar da. Bu rol değişimi başarılı olursa, bundan bütün aile karlı çıkıyor! Gazeteler yeni babalar hakkında haberlerle dolu. Ama beklenenin aksine genelde olumsuz ifadeler var. Genç babalar bazen sözde bez değiştiren &#8220;light&#8221; erkeklere dönüşüyorlar, bazen de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/yeni-nesil-babalar.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6440" title="yeni nesil babalar" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/yeni-nesil-babalar-224x300.jpg" alt="" width="224" height="300" /></a><strong>Günümüz babalarına artık sadece eve para getiren biri olmak yetmiyor. Onlar evde daha aktif olmak istiyorlar. Anneler izin verirlerse oluyorlar da. Bu rol değişimi başarılı olursa, bundan bütün aile karlı çıkıyor! </strong><br />
Gazeteler yeni babalar hakkında haberlerle dolu. Ama beklenenin aksine genelde olumsuz ifadeler var. Genç babalar bazen sözde bez değiştiren &#8220;light&#8221; erkeklere dönüşüyorlar, bazen de çamaşır makinesinin nasıl çalıştığını bile bilmiyorlar. Bazen artık sadece bebek bezi markalarından bahsediyorlar, kimi zaman da bez bile değiştiremiyorlar. Yeni nesil annelerin durumları da pek farklı değil aslında; kah &#8220;sadece ev hanımı&#8221; kah &#8220;çocukları ile ilgilenmeyen anne&#8221; diye eleştiriliyor.<br />
<strong>Olumlu değişim </strong><br />
Bitmek tükenmek bilmeyen sızlanmalara inat her şeyden önce olumlu yönde bir toplumsal değişim gerçekleşiyor!<br />
Hafızanızı canlandırmak için biraz geriye gidelim: Son yüzyılda &#8220;babasız toplum&#8221;dan şikayet ediliyordu, zira önce &#8220;iki dünya savaşı&#8221;, sonra da &#8220;ekonomi mucizesi&#8221; çocuklardan babalarıyla birlikte büyüme olanağını çalmışlardı. Daha 19so&#8217;lerde babaların çocuklarıyla duygusal bir bağ oluşturabilecekleri açıkça reddediliyor ve kendilerinde bunun gereği olan biyolojik koşulların bulunmadığı iddia ediliyordu. Her ne kadar 191o&#8217;de bu tez kendi kendini çürütrnüş olsa da pek çok klinik hala baba adaylarını doğum odasından kovuyordu.<span id="more-6439"></span></p>
<p>Daha sonra kadın &#8211; erkek eşitliği hareketi farklı bir düşünce tarzı başlattı. 1986&#8242;da bir önceki yüzyıldan erkeklerin ve kadınların rollerinin anlaşılmasına ilişkin ardı ardına yapılan 200 araştırma değerlendirildiklerinde anne ve baba olmayı da kapsayan bir tutum değişikliği meydana geldi.<br />
<strong>Her beş babadan biri doğum izni alıyor </strong><br />
2010&#8242;da artık çocuk arabalarını süren, kum havuzunun başında oturan ve taksicilik oynayan babalar olağan dışı değiller. &#8220;Anne &#8211; çocuk&#8221; jimnastiği pek çok yerde adı konmaksızın &#8220;ebeveyn &#8211; çocuk&#8221; jimnastiğine dönüşüyor. Avrupa&#8217;da babaların yüzde 90&#8217;1 çocuklarının doğumuna giriyorlar. Avrupa&#8217;da bile doğum izni alan erkekler hala gazetelerde haber olsa da bu sayı git gide artıyor. Mesela Almanya&#8217;da 2001 yılında babaların yüzde 1,5&#8242;i eğitim izni aldı. Daha sonra ebeveyn parası geldi. 2008&#8242;de -çoğu 1-2 ay için de olsa- hemen he¬men her beş babadan biri doğum iznine ayrıldı.<br />
<strong>Birlikte geçirilen zamanın kalitesi </strong><br />
Araştırmaların da gösterdiği gibi annelerin meslek sahibi olmalarının çocuk üzerinde &#8211; örneğin daha fazla bağımsızlık gibi &#8211; olumlu etkileri olabilirken, yapılan araştırmalarda olumlu bir baba &#8211; çocuk ilişkisi için ille de birlikte geçirilen zamanın uzunluğu değil yoğunluğu belirleyici oluyor.<br />
Bugüne kadar anneleri tarafından büyütülen çocuklar üzerinde yapılan araştırmalarda babanın olmamasının özellikle erkekler çocuklar üzeinde ne kadar ciddi sonuçlar doğurduğunu gördük. Erkek çocuklar, emekleme döneminden okul dönemine kadar eğitmen olarak öncelikle kadın bakıcılar ve kadın öğretmenlerle beraber olduklarından ihtiyaç duydukları rol modellerinin eksikliği ortaya çıkıyor; bu da dış kaynaklı feminizasyona sebep oluyor. Ayrıca pedagogların tavsiyeleri doğrultusunda hep rahat hissedecekleri bir ortamda yaşamaları<br />
nedeniyle, ruhsal gelişimleri için muhakkak gerekli olan güç ölçme ve kendilerini ispatlama alanı daraltılıyor.&#8221;Çocukların babalarına ihtiyaçları var&#8221; kitabının yazarı Markus Hofer ise erkek çocukların erkek olarak onaylanmaya ihtiyaçları olduğunu; büyümekte olan kızların ise babalarının onları nasıl gördüklerinin önemli olduğunu vurguluyor. Tam da ergenlik çağında babalar önemli birer muhatap: erkek çocuklar için rol model, kızlar için ise diğer cinsin tepkilerinin deneme sahnesi &#8230;<br />
<strong>Mahkeme kararları değişiyor </strong><br />
Gün geçtikçe boşanma kararları da değişime uğruyor! Boşanma karar-larında baba &#8211; çocuk ilişkisinden önemli görülüyorken artık çocukların velayetini alan babalar git gide artıyor. Cochem&#8217;de bir hakim mahkemenin, avukatların ve savcıların çocuğun rahatı için ebeveynin iaşe ve ibate ile velayet konusunda fikir birliği içerisinde çözüm üretmelerini şart koşarak, birbirlerine çamur atmalarını yasaklayan yeni bir model oluşturdu. Her kim mahkeme huzurunda varılan anlaşmayı bozarsa, bu mutabakata uyuncaya kadar tekrar tekrar mahkeme önüne çıkartılıyor. Cochem modeli psikolojik travmayı önlemek için iyi bir alternatif. Onlarca yıldır Anayasa Mahkemesi huzurunda dahi babalar kısa çöpü çekmekteydiler. Hatta evli olmayan bir baba bunun için Avrupa insan Hakları Mahkemesine müracaat etmiş ve en sonunda hakkını kazanmıştı. Artık evlenmemiş babalar da boşanan babalardan daha kötü duruma düşmüyor: Onlar da çocuklarının müşterek velayet hakkına sahip olabiliyorlar.<br />
<strong>Başarı ve aile eşdeğer </strong><br />
Her ikii ebeveyn ile de aktif ilişkileri olması çocuklara iyi geliyor. Ayrıca ebeveynin birbirleri ile iyi ilişkiler içinde olmaları daha da iyi. Bunun için gayret sarf eden çiftler giderek artıyor. Araştırmacılar git gide babaların işlerinde daha başarılı olduğunu, eğitimi müşterek bir görev olarak görmeye başladıklarını ve zor mesleki şartlar altında olsalar da çocukları için zaman ayırmaya başladıklarını belirtiyor. Babalar konusunda araştırma yapan, beş çocuk babası Martin Verlinden: &#8220;Meslek ve başarıyı aile ve çocuklarıyla eşdeğer gören babaların sayısı artıyor&#8221; diyor. Meslek ve aileyi aktif olarak yaşayan babalar yaşam kalitelerinin belirgin bir şekilde yükseldiğini fark ediyorlar.<br />
<strong>&#8220;Takım&#8221; aile </strong><br />
Anne de, baba da çalışıyorsa ve işleri bölüşüyorlarsa çocuklar aileyi bir &#8220;takım&#8221; olarak algılıyor ve ev işlerini de müşterek bir şekilde üstleniyorlar. Ev işlerinin aile fertleri arasında bölüşüldüğü bir evde geri kalan işler varsa, onlar da kimseye ağır gelmiyor. Anneler de artık meslekleri, ev idaresi ve çocuk bakımı ile gereğinden fazla yük almıyorlar. Babalar da kendilerini ailenin bir kenarında izole edilmiş hissetmiyorlar. Çocuklarsa bağımsız oluyorlar, sorumluluk üstlenmeyi ve boş kalan zamanlarının keyfini ebeveynleri ile çıkartmayı öğreniyorlar.<br />
<strong>Türkiye&#8217;de baba olmak </strong><br />
Türkiye&#8217;de annelerin özellikle son 20 yılda rolünün iyiden iyiye değişmesi, annelerin evin dışında çalışmaları ve doğumdan kısa bir süre sonrasında<br />
iş yaşamına geri dönmeleri babaların çocuğun hayatında sadece &#8220;ekmek parası kazanan&#8221; kişi olmaktan daha başka sorumluluklar almasına, çocukla yakınlaşmasına ve çocuğu yetiştirme sorumluluğunu paylaş¬masına neden oldu. Boşanma sonucunda çocuğun velayetinin babada olduğu durumlar bizim toplumu¬muzda da görülüyor artık.<br />
Babalar bugüne kadar daha çok çocuklarla oynamayı ya da zamanı eğlenceli bir biçimde paylaşmayı tercih ederler ya da anne tarafında çocuğun disiplinini sağlamak amacı ile sert ve öfkeli otorite olarak gösterilirdi. Şimdilerde çocuklarının banyosuna yardımcı olan, alt değiştirmeyi kadın işi diye reddetmeyen babaların sayısı arttı.<br />
Babanın çocuğun yaşamını etkin paylaşımı çocuğun analitik düşünce yapısını, zekasını, sözel becerisini ve akademik başarısını olumlu etkiliyor. Bunun yanında çocuk daha çok içselodaklı kontrol geliştiriyor, daha olgun ve bağımsız davranışlar gösteriyor. Özellikle erkek çocuklar için cinsel kimlik modeli yani erkek olurken örnek alacağı kişi ile paylaşım içinde olmak çocuğun kendini dış dünya ile ilişkilerinde örneğin diğer erkek arkadaşlarının yanında da daha korunaklı ve güvende hissetmesine yardımcı oluyor.<br />
Babanın çocuğun yaşamında yer almasının başka bir etkisi de anne ve<br />
çocuk arasında doğum öncesi anne karnında iken oluşup doğum sonrasında devam eden bağın bağımlılığa dönüşmesini engellernesi. Böylece çocuk iki ebeveynden de sevgi, bakım ve ilgi görüyor, her ikisi ile de sağlıklı bağlar kuruyor. Annenin eteklerine yapışan çocuk riski azalıyor.<br />
Ülkemizdeki araştırmalar babaların çocukları ile çok az iletişim kurduklarını, daha çok çocukla ileriye yönelik kararların alınmasında sorumuluk taşıdıkları gösteriyor. Babaların hala en çok önemsedikleri rol maddi bakımdan çocuğa bakabilmek, sevgi ve şefkat göstermek &#8230; En az önemsedikleri rolleri ise çocukla oynamak ve çocuğun günlük ihtiyaçlarını karşılamak.<br />
Oysa bir babanın erkek modeli olarak çocukla oynayışı annenin oynayışından çok farklı olduğundan sağladığı katkı da oldukça farklı. Belki bedensel itişli kakışlı ve anneye göre çocuğun bir yanına bir şey olacak dedirtecek kadar sert ama yarartı. Babanın çocuğun hayatının her noktasında anne kadar etkin olması, özelllkle iletişim içinde olması babanın çocuğa verebileceği en önemli katkı.<br />
Sadece eleştiren veya cezalandıran baba fıgürü, çocuğun babadan onay ve kabul görmeden büyümesine, babayı ulaşılamayacak kadar uzak görmesine ve kendinde yetersizlik ve becerisizlik duygusu geliştirerek yetişkin hayatına da yansımasına neden oluyor.<br />
Ebeveynlerin bir yanlış düşünceleri de çocukların bebeklik dönemindeyken baba ile ilişki kurma ihtiyacında olmadığı, 3-4 yaş sonrasında ilişkinin gelişmesi gerektiği ile ilgilidir. Oysa tüm yapılan araştırma sonuçları bebeğin günlük bakımı yani alt değişimi, banyosu, doyurulması ve oyun oynanması, eğitimi ile babanın da ilgilenmesi durumunda ileriye dönük ilişkinin daha olumlu geliştiği gösteriyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/6439.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgililer Günü Makyajı</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/6425.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/6425.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 17:03:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6425</guid>
		<description><![CDATA[gününde nerde olursanız olun, akşam yemeğinde şık bir şeyler giyip özenli bir makyaj yapmak şart. Bakır renkleriyle birlikte doğallığın ön planda olduğu kış mevsimi makyaj trendinin feminen ve baştan çıkarıcı etkisi sevgililer gününde de devam edecek. Sade yüzler, doğal kaşlar, bakır tonları ve eyetiner ile belirginleştirilmiş gözler ve elbette kırmızı tonlardaki çarpıcı dudaklar. .. •Cilt [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #ff0000;"><strong>gününde nerde olursanız olun, akşam yemeğinde şık bir şeyler giyip özenli bir makyaj yapmak şart. Bakır renkleriyle birlikte doğallığın ön planda olduğu kış mevsimi makyaj trendinin feminen ve baştan çıkarıcı etkisi sevgililer gününde de devam edecek. Sade yüzler, doğal kaşlar, bakır tonları ve eyetiner ile belirginleştirilmiş gözler ve elbette kırmızı tonlardaki çarpıcı dudaklar. .. </strong></span><br />
•Cilt tipinize uygun bir ürünle yüzünüzü temizleyin ve nemlendirin,<br />
•Cildinizin rengine uygun fondöteni tüm yüzünüze ve boyun bölgenize uygulayın,<br />
•Ten renginizle aynı tonda pudrayı fondötenin üstüne uygulayın,<br />
•Göz çevreniz için yine çok belirgin olmayacak tonlarda kapatıcı kullanabilirsiniz,<br />
•Elbisenize uygun renkleri bronz gölgelerle hareketlendirebileceğiniz gibi sezonun moda rengi bakır tonlarını da <span id="more-6425"></span>kullanabilirsiniz,<br />
•Bu senenin olmazsa olmazı eyetinerınızı kalın ve belirgin bir şekilde çekin,<br />
•Göz makyajınızın tamamlayıcısı olan maskaranızı dipten uca doğru uygulayın,<br />
•Son olarak dudaklarınızı kırmızı ya da vişne rengi rujunuzu sürün ve dudak fırçası yardımıyla kalıcı olmasını sağlayın. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/6425.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgilinizi Şaşırtın!</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/sevgilinizi-sasirtin.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/sevgilinizi-sasirtin.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 16:47:22 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6419</guid>
		<description><![CDATA[Eğer sevgilinizi şaşırtmak, sürprizlerle aklını başından almak ve beraber eğlence dolu bir sevgililer günü geçirmek istiyorsanız merak etmeyin sizin için de alternatif önerilerimiz var &#8230; Eğer sevgilinizi şaşırtmak, sürprizlerle aklını başından almak ve beraber eğlence dolu bir sevgililer günü ge-çirmek istiyorsanız merak etmeyin sizin için de alternatif önerilerimiz var &#8230; •Eğer resim yapabiliyorsanız ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/sevgilinizi-şaşırtın.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6420" title="sevgilinizi şaşırtın" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/sevgilinizi-şaşırtın-300x236.jpg" alt="" width="300" height="236" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>Eğer sevgilinizi şaşırtmak, sürprizlerle aklını başından almak ve beraber eğlence dolu bir sevgililer günü geçirmek istiyorsanız merak etmeyin sizin için de alternatif önerilerimiz var &#8230; </strong></span><br />
Eğer sevgilinizi şaşırtmak, sürprizlerle aklını başından almak ve beraber eğlence dolu bir sevgililer günü ge-çirmek istiyorsanız merak etmeyin sizin için de alternatif önerilerimiz var &#8230;<br />
•Eğer resim yapabiliyorsanız ya da çiziminiz kuvvetliyse, aşkınızı kağıda yansıtmaya ne dersiniz? ilişkinizi mutlu sonla bitiren bir çizgi roman, hem sıra dışı hem de eğlenceli olabilir.<br />
•Ona aldığınız hediyenin ucuna üzerinde <strong>&#8220;seni seviyorum&#8221; </strong>yazan kocaman bir balon bağlayıp yatak odasında yatağın üzerine koyabilirsiniz.<br />
•Eğer maddi durumunuz elveriyorsa, evinizin yakınlarında billboard kiralayın ve ona oradan aşkınızı ilan edin.<br />
•O gün birlikte bir mağazaya alışverişe gidin, sonra birden ortadan yok olun ve onu ne kadar çok sevdiğinizi mağazada mikrofonlar aracılığıyla anons edin. Elbette tüm bunları mağaza yetkilileriyle önceden organize etmeyi unutmayın.<span id="more-6419"></span><br />
•Evinizin giriş kapısından başlayarak yatak odanıza kadar yere küçük, renkli mumlar yerleştirerek bir &#8216;mum yolu yaratın. Eşiniz yatağınızın kenarındaki son muma ulaştığında kendisini orada bekliyor olun.<br />
•En sevdiği renklerden oluşan bir atkı veya bere örüp, soğuk kış aylarında içinin ısınmasını sağlayabilirsiniz.<br />
•Arabasına çiçekler, çikolatalar ve aşk sözcüklerinin bulunduğu minik notlar yerleştirin. Sonra da bir bahane uydurup onu arabaya gönderin.<br />
•Eve dev bir dünya haritası alın ve en sevdiği ülkeleri kalplerle işaretleyin. Bir kalbin içine de &#8216;çekmeceye bak&#8217; ya da benzeri bir not yazın. Çekmeceye de o ülkeye gitmek için iki tane uçak bileti koyun.<br />
•Belki diğer günlerde de bunu yapıyorsunuz, ama çiçekler, aşk sözlerinin bulunduğu minik kartlar ve küçük bir hediye eşliğinde bu özel günde yapılacak kahvaltı da özelolacaktır.<br />
•imkanınız varsa küçük bir uçak ya da helikopterle ona tur attırın ve hediyenizi &#8220;yükseklerde&#8221; verin.<br />
•Nasıl tanıştığınızı ve onu ne kadar çok sevdiğinizi satırlara döküp bunu küçük bir kitapçık olarak bastırabilirsiniz.<br />
•Alternatif geziler araştırın. Mesela sevgililer gününe bir deniz fenerinde girmeye ne dersiniz?</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/sevgilinizi-sasirtin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Burçlara Göre Çiçek</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/burclara-gore-cicek.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/burclara-gore-cicek.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 16:37:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6414</guid>
		<description><![CDATA[Sürekli kırmızı gül almaktan sıkıldım, değişik bir çiçekte şaşıttmak istiyorum diyorsamz burçlara göre çiçek tablomuza bir göz atın. Koç : Lale, papatya Boğa : Kırmızı gül, pembe karanfil ikizler: Gardenya, yasemin ve sümbül Yengeç: Nilüfer, beyaz gül ve zambak Aslan : Kırmızı gül, sarı krizantem ve orkide Başak : Açelya, sarı menekşe Terazi : Pembe [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/burçlara-göre-çiçek.jpg"><img class="size-medium wp-image-6415 alignnone" title="burçlara göre çiçek" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/burçlara-göre-çiçek-273x300.jpg" alt="" width="273" height="300" /></a></p>
<p><span style="color: #ff0000;"><strong>Sürekli kırmızı gül almaktan sıkıldım, değişik bir çiçekte şaşıttmak istiyorum diyorsamz burçlara göre çiçek tablomuza bir göz atın.</strong></span><br />
<strong>Koç 	: </strong>Lale, papatya<br />
<strong>Boğa : </strong>Kırmızı gül, pembe karanfil<br />
<strong>ikizler: </strong>Gardenya, yasemin ve sümbül<br />
<strong>Yengeç:</strong> Nilüfer, beyaz gül ve zambak<span id="more-6414"></span><br />
<strong>Aslan : </strong>Kırmızı gül, sarı krizantem ve orkide<br />
<strong>Başak :</strong> Açelya, sarı menekşe<br />
<strong>Terazi :</strong> Pembe krizantem, pembe gül Akrep : Kırmızı karanfil, hanımeli<br />
<strong>Yay :</strong> Leylak ve mor menekşe Oğlak : Siyah gül, kadife çiçeği, kamelya<br />
<strong>Kova :</strong> Zennen,menekşe,kartopu, Balık : inci çiçeği, zambak</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/burclara-gore-cicek.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sevgilime Ne Alsam?</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/sevgilime-ne-alsam.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/sevgilime-ne-alsam.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 16:29:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6410</guid>
		<description><![CDATA[Sevgilinize hediye almakta zorlandığınıza eminim; hediye bulamamak değil de daha çok bu kadar seçenek arasında en güzelini seçmek zor olsa gerek &#8230; Alternatif hediye önerilerimizle unuttuğunuz seçenekleri hatırlamanıza yardım edelim. 14 Şubat&#8217;ın vazgeçilmez tercihlerinden biri tabii ki baş başa bir akşam yemeği organizasyonu yapmak. Zevkinize ve bütçenize uygun bir restaurantta romantik ışıklar ve aşk şarkıları [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/sevgilime-ne-alsam.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6411" title="sevgilime ne alsam" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/sevgilime-ne-alsam-300x257.jpg" alt="" width="300" height="257" /></a><strong><span style="color: #ff0000;">Sevgilinize hediye almakta zorlandığınıza eminim; hediye bulamamak değil de daha çok bu kadar seçenek arasında en güzelini seçmek zor olsa gerek &#8230; Alternatif hediye önerilerimizle unuttuğunuz seçenekleri hatırlamanıza yardım edelim. </span></strong><br />
14 Şubat&#8217;ın vazgeçilmez tercihlerinden biri tabii ki baş başa bir akşam yemeği organizasyonu yapmak. Zevkinize ve bütçenize uygun bir restaurantta romantik ışıklar ve aşk şarkıları eşliğinde bir gece geçirebilirsiniz &#8230; Eğer daha da özel bir gece olsun, kalabalıkların içine karışmayalım derseniz, bu özel geceyi evinizde hazırlayacağınız ortamla unutulmaz kılabilirsiniz. Sevgilinizin damak zevkine uygun yemeklerle donattığınız ve özenle hazırlanmış sürprizli sofrada geceye başlayabilirsiniz. Sonra çekilmiş güzel fotoğraflarınızı ya da videalarınızı güzel bir kolajla sinema sisteminde izleyebilir ve güzel günlerinizi yad ederek, gelecek için planlar yapmaya başlayabilirsiniz.<br />
Çiçek, mücevher, kol saati, ayna, çikolata gibi hediyeler her zaman kadınların yüzlerini güldürür.<span id="more-6410"></span></p>
<p>erkekler içinse kol düğmesi, saat, çakmak ya da cüzdan asla hayır denmeyecek tamamlayıcı aksesuarlardır.<br />
Bu saydıklarımız klasik hediyeler, her zaman değerlidirler ama günümüzde her şeyin olduğu gibi hediyenin de trendi var. Bu yılın trendi ise <strong>&#8220;kişiye özel hediye&#8221;! Y</strong>ani hediyenizin üstünde sevgilinizin adı, ikinizin adının baş harfleri ya da fotoğrafınız olacak. Gelişen teknoloji bu tür bir hediye için sayılamayacak kadar çok fırsat sunuyor.<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>KADINLAR İÇİN;</strong></span><br />
*isim yazılı kolye<br />
*içinde ikinizin adı yazılı yüzük ya da onun isminn baş harfi olan bir yüzük<br />
*özel battaniye<br />
*isimlerin baş harflerinin işlendiği havlular<br />
*üstünde fotoğrafınızın olduğu kutunun içinde özel mesajlı çikolatalar<br />
* isminin yazılı olduğu seksi bir gecelik ya da iç çamaşır takımı<br />
*değişik esansların kullanıldığı  sadece ona özel parfüm<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>ERKEKLER İÇİN;</strong></span><br />
*İsminin baş harflerinin bulunduğu kol düğmesi<br />
*isim yazıı kartvizitlik<br />
*özel mesajlı köstekli saat<br />
*isim yazılı kıravat<br />
*tuttuğu futbol takımının ambleminin bulunduğu  kravat iğnesi<br />
*kutusunun üzerinde isminin yazdığı şık bir dolma kalem seti.<br />
<span style="text-decoration: underline; color: #000000;"><strong>AKTİVİTE</strong></span><br />
<strong>Günümüzde giderek artan hediye trendlerinden biri de aktivite hediye almak </strong><br />
*yemek kursu<br />
*çikolata yapım kursu<br />
*kurabiye ve pasta yapım kursu<br />
*şarap tadım kursu<br />
*barmenlik ve miksoloji kursu<br />
*latin dansları ya da tango kursu<br />
*yoga ya da pilates kursu<br />
*yabancı dil kursu<br />
<span style="text-decoration: underline;"><strong>KEYİF</strong></span><br />
enteresan hediyelerden bir diğeri  ise keyif hediye etmek.Nasıl yani dediğinizi duyar gibiyim .İşte şu  şekilde<br />
*cilt bakım ve makyaj<br />
*vücut bakımı<br />
*saç bakımı<br />
*aromaterapi,sıcak taş ya da çikolatayla masaj<br />
*SPA ile rahatlama<br />
*hamam sefası</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/sevgilime-ne-alsam.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Size Özel Sevgililer Günü</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/size-ozel-sevgililer-gunu.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/size-ozel-sevgililer-gunu.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 27 Feb 2011 16:09:39 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Sevgililer Günü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6407</guid>
		<description><![CDATA[14 Şubat sevgililer günü heyecanı başladı. Kırmızı güller, çikolatalar, çok sürprizli kutlamalarda yerinizi almaya hazır mısınız? Peki bu sevgililer gününü hepsinden farklı ve size özel kılmak için değişiklik yapmaya ne dersiniz? Yüzyıllardır süregelen bir gelenek olan ve dünyanın dört bir yanında kutlanan sevgililer gününü bu yıl unutulmaz ve masaısı bir aşka dönüştürebilirsiniz. Sevgililer gününde her [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/sevgililer-günü.jpg"><img class="alignleft size-medium wp-image-6408" title="sevgililer günü" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/sevgililer-günü-300x277.jpg" alt="" width="300" height="277" /></a><span style="color: #ff0000;"><strong>14 Şubat sevgililer günü heyecanı başladı. Kırmızı güller, çikolatalar, çok sürprizli kutlamalarda yerinizi almaya hazır mısınız? Peki bu sevgililer gününü hepsinden farklı ve size özel kılmak için değişiklik yapmaya ne dersiniz?</strong></span></p>
<p>Yüzyıllardır süregelen bir gelenek olan ve dünyanın dört bir yanında kutlanan sevgililer gününü bu yıl unutulmaz ve masaısı bir aşka dönüştürebilirsiniz. Sevgililer gününde her ne yapıyorsanız yapın, şık bir restaurantta mum ışığınde romantik bir akşam yemeği, evde sinema keyfi, sevgiliniz için yemek yepmstııtı tadı ya da küçük sürprizler yaparak geçireceğiniz eğlenceli bir gün kendinizden özgün bir şeyler katın ve bu günü ölümsüzleştirin &#8230; Biz seçenekleri sunduk, gerisi sizin hayal gücünüzle zenginleştirmenize kaldı.<br />
14 Şubat&#8221;<br />
<strong>Neden Sevgililer Günü? </strong><br />
Sevgiler Günü&#8217;nün başlangıç tarihi eski Roma zamanına dek uzanıyor. Eski Roma&#8217;da 14 Şubat günü bütün Roma halkı için önemli bir gündü. Roma tanrı ve tanrıçalarının kraliçesi sayılan lunc&#8217;va duyulan saygıdan ötürü bu günde tatil yapılırdı. Iuno, Roma halkı tarafından kadınlık ve evlilik tanrıçası olarak biliniyordu. Bu günü takip eden 15 Şubat gününde ise Lupercalia Bayramı başlıyordu.<span id="more-6407"></span><br />
Bu bayram gençler için önemliydi. Yaşantıları kesin kurallar ile sırurtandırılmış, bunun doğal sonucu olarak bir birliktelik yaşama şansı olmayan gençler, sadece bu bayram süresince birbirlerinin partneri oluyorlardı.<br />
Hangi genç bayanın hangi genç erkekle bir çift oluşturacağı eski bir gelenek olan ve Lupercalia Bayramı&#8217;nın arife günü yapılan bir çekiliş ile belli oluyordu. Romalı genç kızlar isimlerini küçük kağıt parçalarının üzerine yazıp bir kavanoza koyardı. Genç Romalı erkekler ise kavanozdan bu kağıtları çekerek üzerinde hangi kızın ismi yazıyorsa o kızla bayram boyu beraber oluyorlardı. Bu birliktelikler birbirine aşık olan çiftler için bayram sonunda genellikle evlilikle sonlanıyordu.<br />
o zamanın imparatoru 2. Claudius, Roma&#8217;yı kendi katı kuralları ile zalimce yöneten bir hükümdardı. Onun için en büyük problem ordusunda savaşacak asker bulamamaktı. Ona göre bu durumun tek sebebi Romalı erkeklerin aşklarını ve ailelerini bırakmak istememeleriydi. işte bu yüzden Roma&#8217;daki tüm nişan ve evlilikleri kaldırdı. Aziz Yalentine de Claudius&#8217;un hükümdarlığı zamanında Roma&#8217;da yaşayan bir papazdı. Kendisi gibi papaz olan Aziz Marius ile birlikte Claudius&#8217;un yasağına rağmen gizlice çiftleri evlendirmeye devam etti. Ancak imparator bu durumu bir süre sonra öğrendi.<br />
Aziz Yalentine insanları evlendirmeye devam ettiği için tutuklandı ve yaptıklarının cezası olarak sapa ile dövülerek öldürüldü. Milattan sonra 270 yılının 14 Şubat günü Hıristiyan şehitliğine gömüldü.<br />
Aynı zamanlarda Roma&#8217;daki putperestler, şubat ayı içinde kutlartan Lupercalia Bayramı&#8217;nı kendi putperest tanrıları için kutluyarlardı. Bayram öncesi yapılan geleneksel çekilişi ise seromoniye bağlı kalarak kendileri için uygulamaya başladılar. Hıristiyan Kilisesi&#8217;nin ilk kurulduğu yıllarda hizmet veren papazlar bu törenlerin, özellikle de evlenmemiş gençlerin putperestlerle birlikte anılmasından rahatsız oldukları için bir çözüm buldular. Bu gençlerin isimlerinin azizlerle birlikte anılmasını istedikleri için Lupercalia Bayramı&#8217;nın başladığı günü Aziz Yalentine Günü olarak kutlamaya başladılar. O gün bugündür her yılın 14 Şubat&#8217;ı Sevgililer Günü olarak kutlanmaya devam ediyor ve yeryüzünde kadın ve erkek beraber olduğu sürece de kutlanmaya devam edecek.<br />
<strong>Saint Valentine ve Sevgililer Günü </strong><br />
Milattan sonra ilk yüzyıllardan beri her yıl şubat ayının ondördünde kutlanan Sevgililer Günü&#8217;nün başlangıcı ile ilgili o günden günümüze kadar gelmiş çeşitli efsane ve hikayeler var. Kesin olmamakla birlikte bazı kaynaklara göre bu özel günün kutlanma sebebi Hıristiyanlığı seçtiği ve bu inancından vazgeçmediği için öldürülen Romalı Aziz Yalentine. 14 Şubat 270 yılında ölen Yalentine&#8217;nin ölüm günü o günden sonra Sevgililer Günü olarak kutlanıyor. Efsanenin başka bir yönü ise Aziz Valentine&#8217;nin imparator Claudius hükümdarlığı ile aynı dönemde bir tapınakta papaz olarak hizmet vermesi ile ilgili. Claudius Yalentine&#8217;i emirlerine uymadığı ve kendisine başkaldırdığı için tutuklatıp öldürdü. Bu olaydan 226 yıl sonra 496&#8242;da Papa Gelasius Aziz Yalentine&#8217;i onurlandırmak için Şubat 14&#8242;Ü Aziz Yalentine Günü olarak belirledi.<br />
14 Şubat aşıkların birbirlerine aşk mesajları yolladığı, şiirler okuduğu, beraber vakit geçirdiği bir gün olarak günümüze kadar geldi. Aziz Yalentine de bütün sevenlerin koruyucu azizi haline gelip böyle anılmaya başlandı. Sevgililer Günü, 1800 yıllardan sonra Amerika&#8217;da Esther Howland&#8217;ın ilk Sevgililer Günü kartını yollamasından bu yana daha da yaygınlaştı ve tüm insanların kutladığı toplumsal bir olay haline geldi.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/size-ozel-sevgililer-gunu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Lokal zayıflama (Erkekler)</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/lokal-zayiflama-erkekler.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/lokal-zayiflama-erkekler.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 26 Feb 2011 19:21:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diğer Konular]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=6395</guid>
		<description><![CDATA[Şikayet etme, Hareket et! Erkekler kadınlardan daha kolay kilo verirler ama galiba biraz üşengeçler! Fit bir vücuda sahip olmak isteseler de yaşam biçimlerini değiştirmeye pek yanaşmazlar. Oysa yapacakları birkaç küçük değişiklik hem estetik açıdan, hem de sağlık açısından mucizeler yaratacak cinsten! Aslında kilolu olmak sağlık açısından kadınlar için de erkekler için de büyük risk taşıyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><strong><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/lokal-zayıflama.jpg"><img class="size-medium wp-image-6398 alignleft" title="lokal zayıflama" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/lokal-zayıflama-300x193.jpg" alt="" width="300" height="193" /></a>Şikayet etme, Hareket et! </strong><br />
Erkekler kadınlardan daha kolay kilo verirler ama galiba biraz üşengeçler! Fit bir vücuda sahip olmak isteseler de yaşam biçimlerini değiştirmeye pek yanaşmazlar. Oysa yapacakları birkaç<br />
küçük değişiklik hem estetik açıdan, hem de sağlık açısından mucizeler yaratacak cinsten!<br />
Aslında kilolu olmak sağlık açısından kadınlar için de erkekler için de büyük risk taşıyor. Ancak erkeklerin özellikle 40 yaşından sonra kilolarına ve beslenme şekillerine çok dikkat etmesi gerekiyor. Çünkü erkeklerde karaciğeryağlanması, gut hastalığı, kolesterol yüksekliği, kanda yağ oranının yükselmesi ve göbek çevresindeki yağlanmanın fazla olmasına bağlı olarak kalp-damar hastalıklarına yakalanma riski kadınlara göre daha fazla.<br />
Erkeklerin metabolizmaları kadınlarınkinden hızlı olduğu için daha hızlı kilo verebiliyorlar. Erkeklerde görülen genel problem, karın bölgesindeki yağların onları <strong>&#8220;obez&#8221;</strong> yapması. Yani vücudun diğer bölümlerinde bir birikme olmasa da &#8220;göbek obezitesi&#8221;ne yakalanıyorlar. En az diğer türleri kadar tehlikeli olan göbek<span id="more-6395"></span> obezitesinde şeker ve kalp hastalıklarına yatkınlık daha fazla oluyor.<br />
Göbekte toplanan kilolar önemli hastalıkların habercisi ve ne yazık ki vücudun en zor eriyen yağları da bu bölgede toplanıyor. Özellikle 40 yaşından sonra ciddi sağlık problemleriyle karşı karşıya kalmak istemiyorsanız göbeğinizden zamanında yani şimdi kurtulmalısınız!<br />
<strong>Göbeğinizle vedalaşın! </strong><br />
Tek başına üstesinden gelemediğiniz göbeğinizi eritmek için özel tedaviler uygulayabilirsiniz. <strong>işte size üç farklı alternatif: </strong><br />
<strong>Planer Şok Tedavisi:</strong> Planer Şok tedavisinde, su ve mıknatıs yardımıyla üretilen kısa süreli ve yüksek akustik dalgalar, enerjiyi istenilen  bölgeye yoğunlaştırıyor. Planer Şok tedavisinin yüksek<br />
atılım gücü nanosaniyelerle ölçülebiliyar. Bu dalgalar uygulama alanındaki yağ dokusunun çok derinlerine kadar yayılarak parçalanma sürecini başlatıyor. Geçirgenliği arttırarak yağları yakan enzimlerin aktivitesini arttırıyor.<br />
<strong>Lipowave Terapi:</strong> Oldukça yeni ve etkili bir diğer uygulama olan Llpowave Terapi de göbek ve karın bölgesi sorunlarına yönelik uygulanan bir tedavi. Yağları parçalayan hipoosmalar sıvının geçirgenliği artırılan yağ hücrelerine enjeksiyonu ile uygulanıyor. Bu bölgelerdeki yağ hücrelerinin geçirgenliği ise dokunun 5 cm. derinlerine ulaşabilen akustik dalgalarla sağlanıyor. içi açılan yağ hücrelerine enjekte edilen hipoosmolar sıvı yağların parçalanma etkisini artırarak yağ hücrelerinin deliklerinden çıkmasını ve daha çok yağ parçalanmasını sağlıyor.<br />
<strong>Mezoterapi: </strong>Kalp krizi riskini arttıran göbek yağlarına yıllardır çözüm ortaklığı yapan mezoterapi yeni yöntemi olan pompalı sistemle ağrısız ve acısız bir şekilde karın ve göbek çevresi yağlarını eritiyor. Erkeklerin çok tercih ettiği bu tedavi, adını selülit tedavisindeki başarısı ile duyurdu.<br />
<strong>Sigarayı bırakmak kilo aldırır mı? </strong><br />
Sigarayı bıraktığınızda kilo alacağınız bir gerçek ama bu durumlar başa çıkmak hiç de zor değil. Sigarayı bıraktıktan sonra yaklaşık 5 kilo almak normaldir ve kolayca kontrol altına alınabilir.Sigarayı bırakınca neden kilo alıyoruz diye sorabilirsiniz.Sigarayı  bıraktığınızda iştahınız açılıyor çünkü sigara iştahı kesiyor.İçindeki karbonmonoksit miktarı  iştahı engelliyor.Ağzınızdaki pas,tat duygsunun götürüyor ve bu da iştahın kaybolmasına yol açıyor.</p>
<p>Ancak  sigaranın ardından alacağınız kioları zaten yerleşmemiş oldukları için kolayca verilebiliyor.Yapmanız gereken durumun farkıda olmak ve sigarayı bırakırken bir de diyet programına başlamak.Eş zamanlı olarak böyle bir değişiklik sizi halsiz bırakabilir ama 1 ay sonra geçer ve eskisinden daha sağlıklı bir bedene kavuşursunuz.</p>
<p><strong>Sporun saati olur mu ?</strong><br />
insan bedeninde 24 saat içerisinde faaliyet gösteren çeşitli biyolojik ritmler vardır bunları dikkate alarak hayatınızı programlamak işinizi kolaylaştırır.<br />
<strong>saat 01.00 </strong> vücut  kendini uykuya programlar.Dikkat azaldığından bu saatte çalışanların hata yapma olaslığı dolaysıyla iş ve trafik kazası riski artar.<br />
<strong>saat 02.00 </strong> en derin uyku halidir.<br />
<strong>saat 07.00</strong> kanbasıncının e keskin yükselmeye geçtiği andır .Vücut hala zayıf safhadadır.Bu nedenle spor yapmaktan kaçınılmalıdır.Spor yapıırsa kalp ve dolaşıma gereksiz yere yüklenilmiş olur.Sindirim organları bu saatte iyi çalışrı güzel bir kahvaltı için iyi bir zamandır.<br />
<strong>saat 08.00 </strong> nikotinin sağlığa en fazla zarar verdiği saattir.Kahvaltıdan sonra  içilen sigara damarları  her zamankinden daha da fazla daraltır.<br />
<strong>saat 09.00 </strong>bağırsak hareketliliği hızlanır.<br />
<strong>saat 10.00 </strong>vücut en yüksek ısısına ulaştığı için verimlilik en üst düzeydedir. Bellek dinamiktir. Ancak <strong>10.00-12.00</strong> arası kalp krizi riskine sık rastlanır<br />
<strong>saat 17.00</strong> tansiyon ve dolaşım için iyi bir saattri. Pankreas özellikle aktiftir.<br />
<strong>saat 21.00 </strong>uykuyu tetikleyen  melatonin salgılanmasının başlanma anıdır.Sindirim organlarının  günlük görevi sona erdiğinden bu vakitte yenilen her şey midede sabaha kadar hazmedilmeden kalır.<br />
<strong>22.30 </strong>bağırsak hareketliliği baskılanır.<br />
<strong>Beslenme Önerileri </strong><br />
Karaciğer,böbrek ve beyin gibi etler kolesterol içeriği hayli zengin gıdalardır ve uzak durulması gerekir bu dunun yerine sebze,meyve ve hububat tercihe edin.Kolesterol oranı düşük,az doymuş yağ bulunduran besinler ve tuzu azaltmak sizi kalp hastalıklarına karşı korur domates,yeşil çay ,muz,ananas,kivi ,elma,avakado,portakal ve greyfurt da kalp sağlığınızı koruyan besinlerdir.<br />
Doymuş yağların  en çok hayvansal besinlerde ve bazı bitkisel kaynaklarda bulunur.Doymuş yağlar kan kolesterol seviyenizi en çok arttıran nedendir.<br />
Kalp krizi başta olmak üzere koles-terole bağlı olarak ortaya çıkan has-talıkların önlenmesinde doymuş yağlardan ve kolesterolü düşük bes-lenme şekli geliştirmeniz sağlığınızı çok olumlu etkiler. ..<br />
• Hafta en az 2-3 defa balık yenil-melidir. En çok tavsiye edilen balık türleri ise: somon, levrek, lüfer ve kalkan.<br />
• Kırmızı eti haftada 2 defadan fazla tüketmemeye dikkat edin.<br />
• Kolesterolü en çok yükselten yiyecek peynirdir. Bu sebeple günde 50 gramdan fazla peyniryememeye ça-lışın. Koyun peyniri yerine de inek peynirini tercih edin.<br />
• Düzenli olarak en az bir öğün sebze yemeğe dikkat edin. Kalp-damar sağlığı açısından brokoli, bürüksel lahanası, bezelye, havuç, enginar, kereviz ve bamya en çok önerilen sebzeler.<br />
<strong>Andropoz dönemin nasıl beslenmeli? </strong><br />
Hayvansal besinlerle, özellikle de kırmızı etle beslenme, prostat ve kalp &#8211; damar hastalıklarını artırıyor. Andropozdan kaçınabilmek için özellikle kırmızı etten ve hayvansal yağdan uzak bir beslenme modeli seçmek en doğrusu. Ancak, protein önemli olduğu için kırmızı etin yerine geçebilecek proteini almak gerekiyor. Soyanın prostat kanserini önleyici etkisi kanıtlandığı için soya ve yan ürünleri uzmanlarca tavsiye ediliyor. Kurubaklagiller ve işlenmemiş (tam) tahıılardan zengin beslenme tarzı, bu dönemde çok daha fazla önemli. Ayrıca esmer ekmek, sebze, zeytinyağı sofranızdan eksik olmamalı.<br />
<strong>Yağ yakan besinler </strong><br />
<strong>Kırmızıbiber </strong><br />
içindeki acı madde &#8220;capeaicin&#8221;, vü-cudun kan dolaşımını hızlandırarak ısısını artırmasına neden oluyor. Vü-cut ısısı ne kadar artarsa yağ yakımı da o derece hızlanıyor.<br />
<strong>Hindiba </strong><br />
Hafif sarımsı bu sebze içinde kan damarlarına pozitif etkisi bulunan ve hazmı kolaylaştıran &#8216;intybin&#8217; ya da <strong>&#8216;taraxin&#8217;</strong> gibi çok özel keskin maddeler barındırıyor. Bu iki madde, vücuttaki asitlerin atılımında ve metabolizmanın düzenli çalışmasında önemli bir görev üstleniyor. Bu sayede tatlıya olan iştah azalıyor.<br />
<strong>Greyfurt </strong><br />
Bu meyve içeriğindeki ikincil bitkisel maddeler ve C vitaminiyle gerçek bir form dostu olduğunu kanıtlıyor. Vü-cudun enerjisini artırırken açlık krizlerini önleyici etkisi bulunuyor.<br />
<strong>Yoğurt </strong><br />
Kalsiyum olmadan metabolizmamız sadece sınırlı bir şekilde çalışmasını sürdürüyor. Bu yüzden iyi bir beslenme düzenine dikkat etmek, sağlıklı ve kusursuz bir vücuda sahip olmakla aynı anlama geliyor. Az yağlı yoğurt içerdiği yoğun mineraller sayesinde vücudun yağ yakılmasını da belirli bir oranda yükseltiyor.</p>
<p><strong>Uzak Durun! </strong><br />
•Hayvansal yağlar<br />
•Margarin<br />
•Tereyağı<br />
• Hindistancevizi<br />
•Kakao<br />
•Çikolata<br />
•Tam yağlı mandıra ürünleri (peynir, süt, dondurma)<br />
•Kanatlıların derisi<br />
•Yumurta sarısı<br />
•Hurma yağı<br />
•Hurma çekirdeği yağı</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/lokal-zayiflama-erkekler.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebeğiniz için</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebeginiz-icin.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebeginiz-icin.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 08 Feb 2011 14:03:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5801</guid>
		<description><![CDATA[Bebeğinizin zeka seviyesinin yüksek olması ve bağışıklık sisteminin gelişmesi için 0-2 yaş arasında şekerli besin vermeyiniz. M.B Çocukta Sinir ve Tik Normalde olmayan bir hareketin ortaya çıkışı olarak tanımlanabilen tik için esas nedenin ruhsal gerginlik olduğu ileri sürülüyor. Kişide endişe, kırgınlık, kaygı, öfke gibi duyguların bulunması, kişinin iç dünyasını ve başkalarıyla olan ilişkilerini olumsuz etkiliyor. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><a href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/cocuk-zekasi.jpg"><img class="size-medium wp-image-5803 alignleft" title="cocuk-zekasi" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2011/02/cocuk-zekasi-300x252.jpg" alt="" width="300" height="252" /></a>Bebeğinizin zeka seviyesinin yüksek olması ve bağışıklık sisteminin gelişmesi için<strong> 0-2 yaş arasında şekerli besin vermeyiniz.</strong></p>
<p><strong>M.B</strong></p>
<p><strong>Çocukta Sinir ve Tik</strong></p>
<p><ins></ins><ins id="google_ads_frame3_anchor"></ins></p>
<p>Normalde  olmayan bir hareketin ortaya çıkışı olarak tanımlanabilen tik için esas  nedenin ruhsal gerginlik olduğu ileri sürülüyor. Kişide endişe,  kırgınlık, kaygı, öfke gibi duyguların bulunması, kişinin iç dünyasını  ve başkalarıyla olan ilişkilerini olumsuz etkiliyor. Bastırılmış  duygular bir süre sonra tik şeklinde ortaya çıkıyor. Çoğunlukla çocuk yaşlarında başlayan bu takıntılı otomatik hareketler için çocukluk dönemi ruhsal baskıları suçlu bulunuyor.</p>
<p><ins></ins><ins id="google_ads_frame4_anchor"></ins></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/bebeginiz-icin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Elma Sirkesi İle Zayıflayın</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/elma-sirkesi-ile-zayiflayin.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/elma-sirkesi-ile-zayiflayin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 07 Dec 2009 18:01:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Diyet ve Diyet Yemekleri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5733</guid>
		<description><![CDATA[Arkadaşlar araştırdım ve bire bir uyguladım.Elma sirkesinin faydaları çok ben zayıflamak için kullanıyorum.Nasıl kullanacağını size basit bir şekilde anlatacağım.Her yemek vaktinden yaklaşık yarım saat önce aç karnına bir bardak sıcak suya 1 tatlı kaşığı elma sirkesi koyun ve tüketin faydasını göreceksiniz hazmı kolaylaştırıyor ve tokluk hissi veriyor. Ayrıca elma sirkesini evde de yapabilirsiniz.Nasıl mı? çok [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-5735" title="elma sirkesi" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2009/12/elma-sirkesi.jpg" alt="elma sirkesi" width="302" height="256" />Arkadaşlar araştırdım ve bire bir uyguladım.Elma sirkesinin faydaları çok ben zayıflamak için kullanıyorum.Nasıl kullanacağını size basit bir şekilde anlatacağım.Her yemek vaktinden yaklaşık yarım saat önce aç karnına bir bardak sıcak suya 1 tatlı kaşığı elma sirkesi koyun ve tüketin faydasını göreceksiniz hazmı kolaylaştırıyor ve tokluk hissi veriyor.<br />
Ayrıca elma sirkesini evde de yapabilirsiniz.Nasıl mı?<br />
çok basit 6-7 sarı elma ya da kırmızı elmayı temizleyip kabuklarıyla birlikte parçalara ayırın sıcak suya atın ve maya olarak marketten aldığınız sirkeyi de katarak (az miktarda) bu sirke oluşumunu hızlandırıyor.sonra 1 çay kaşığı tuz koyun bunu kola şişeleri var 2,5 litrelik onun içine koyabilirsiniz<span id="more-5733"></span> ağzını sıkıca kapatın uygun sıcaklıkta olan bir yerde muhafaza edebilirsiniz.Sirkenin oluşum süresi yaklaşık 5-6 haftadır zaten siz olup olmadığını tadından anlarsınız.Bu işlem fermantasyon (oksijensiz solunum) işlemidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/elma-sirkesi-ile-zayiflayin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>2</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çocukta Cinsel Eğitim</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocukta-cinsel-egitim-2.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocukta-cinsel-egitim-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 19:31:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5721</guid>
		<description><![CDATA[CinselEğitim Doğumdan Itibaren Başlaması Gereken Bir Eğitim Her ne kadar yetişkinlerden farklı şekilde ve anlamda da olsa, çocuk ilk yaşlarda vücudu ve karşı cins hakkında merak duyar. Çocuk, üç dört yaşlarında kendisi ve nereden geldiği hakkındaki soruları korkmadan ve çekinmeden sormaya başlayacaktır. Bu sorular, onun merakını giderecek ve yeterli bilgiyi verecek şekilde, doğru olarak yanıtlanmalıdır. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i43.tinypic.com/2nrdldt.jpg" alt="" width="200" height="198" />CinselEğitim Doğumdan Itibaren Başlaması Gereken Bir Eğitim Her ne kadar yetişkinlerden farklı şekilde ve anlamda da olsa, çocuk ilk yaşlarda vücudu ve karşı cins hakkında merak duyar.<a class="alignleft" title="çocuk" href="http://www.saglikliveguzelyasam.com/ergenlik-ve-cinsellik.html" target="_self"><strong> </strong></a><span class="alignleft">Çocuk</span>, üç dört yaşlarında kendisi ve nereden geldiği hakkındaki soruları korkmadan ve çekinmeden sormaya başlayacaktır. Bu sorular, onun merakını giderecek ve yeterli bilgiyi verecek şekilde, doğru olarak yanıtlanmalıdır. Bu ilk dönemlerde genellikle bir veya iki özetleyici açıklama yeterli olacaktır.</p>
<p>Cinsiyet, tabiatın devamlılığında temel unsuru meydana getirir.<br />
Çocuğun bu konuda merak duyması çok doğaldır. Gelişiminin ilk beş veya altı yılında olan bir çocuğun cinsiyet yönünden davranışları, bazı psikologları, cinsiyetin, bütün hayatın biçimlenmesinde ve gelişiminde en önemli faktörlerden biri olduğu sonucuna götürmüştür. Bu davranış hayatın gelişimi ile şekillenmeye başlar, yaşadığı her olay çocukta kalıcı izler bırakır. Bunun için bazı otoriteler, cinsel eğitimin evde ve doğumdan itibaren başladığını kabul ederler.<span id="more-5721"></span><br />
Evcillk oynamak, büyüklerin hareketlerini taklit etmek Anne ve babalar cinsiyet hakkında nasıl davranırlarsa, onların birbirlerine karşı tavırları nasılsa, çocuğa da öyle yansır. Eğer anne, cinsiyetin tiksindirici, tehlikeli ve doğum yapmak için katlanılan bir külfet olduğu duygusu ile hareket ederse, belki de çocuğun geleceğindeki sıkıntılı problemleri? tohumlarını ekmiş olacaktır. Ome&#8221; ğin, karısını aşağılayan bir baba, cinsiyet konusunda, çocukta yıllarca süren gizli iç çatışmalara yol açabilecek bir davranışa neden olabilir.<br />
Çocuk çok küçükten. kadın ve erkek arasındaki farkları seslerinden, görünüşlerinden, babasının sakalından, elbiselerinden, ana ve babanın ev içi işlevlerindeki farklılığından hisseder.<br />
Doğruluk, sevgi ve samimiyetin olduğu bir evde, çocuk, bu farklılıklar ve cinsel konular hakkında sorular sormakta kendisini özgür hisseder. Eğer ana-baba utangaç ve bağnaz ise veya cinsiyetle ilgili konuları, dokunulmaz yani tabu olarak nitelemişse, çocuk da cinsiyeti ve cinsel organlarını utanılacak ve iğrenç organlar olarak tanıyabilir. Zamanla çocuk, cinsiyeti, hayatın devamının doğal bir seyri yerine &#8220;kirli&#8221; bir olayolarak düşünür, Ana-babaların, çocuklarının sorularını cevaplamada karşılaştıkları en önemli zorluklardan biri de, konuşurken kullanacakları doğru terimlerin eksikliğidir.<br />
Çocuk genellikle diğer çocuklardan cinsiyet hakkında bir şeyler kaptığında, kelimeleri hoş olmayan kalıplarla karışmış bir biçimde öğrenir. Anne ve babalar bunu önlemek isterler, fakat genellikle doğru kelimeleri ve yaklaşımları bilmemeleri onları engeller. Doğru deyimlerin bilinmesi, ana ve babayı soruları anında, bir imaya ve de utanmaya yer vermeyen basitçe cevaplayabilir hale getirecektir. Cinsiyet, doğadaki her canlıda, bitkilerde, kuşlarda, hayvan hayatında vardır. Biyolojinin temelini kavramak, ana babalara sadece terimleri değil fakat konuya yaklaşım şeklini de öğretebilir.<br />
Cinsel öğretirnde bilimsel dil kullanılabilir. Fakat bu, özellikle ilk yıllarda adeta bir sanattır. Çocuğa,o sorana kadar bu konularda bir şey anlatılmamalıdır, gerçi sorduğunda gerçek söylenmelidir ama hepsini bir seferde anlatmaya gerek yoktur. 4-5 yaşlarında bir çocuk genellikle ayrıntılı bir açıklamayı istemez ve ayrıntıları ka vrayamaz. Ona anlatılacak gerçek, onun anlayabileceği gibi olmalıdır. Böylece kendi vücudunun nasıl annesinin vücudunda (içinde) olduğunu soran 5 yaşında bir çocuğa babasının, annesini sevmesinin bunun nedeni olduğunu söylemek yeterli olacaktır.<br />
Çocuğa ilk yıllardaki bir açıklamada (ergenlik çağında daha ayrıntılı) ne anlatılmalıdır?<br />
Cinsiyet hayatın bir parçasıdır ve bunun öğretiminde zaten duyarlı olan çocuğa gereksiz vurgulamalar yapılmamalıdır. Eğer çocuğa ilk yıllarda basit ve gerçek cevaplar verilirse, çocuk ergenlik çağında karşılaşacağı problemlere daha iyi hazırlanmış olacaktır. Gelişen bir genç kız ve delikanlı kendilerinde meydana gelen değişimin doğurduğu telaş ve korkuya karşı önceden aydınlanmış olur. Böylece herkeste beliren ve soyun devamı için gerekli olan cinsiyet dürtüsünü anlamakta güçlük çekmez.<br />
Böylelikle de çocuk, ergenlikteki değişimleri korkusuzca, utanmadan ve ürkmeden kabullenmeye hazırlanmış olur. Kızlar, erkeklerden daha erken gelişirler; adet kanamaları başlamadan önce, onları buna hazırlamak gerekecektir. Hazırlıklı olmayanlar için bu olay ürkütücü olabilir. Aynı şekilde erkek çocuklarda geceleri meni akıntısı başlaması da korkutucu ve iğrendirici olabilir. Başlangıçtan beri çocuğa bir cinsiyet eğitimi vermek isteyen anne ve babalar için bunun en uygun yolunun ne olduğu çözümlenmiş değildir. Bu konuda bazı kitaplar gösterilebilir ve örnekler verilebilir. Anne ve babanın cinsiyet hakkındaki davranışlarını uygun bir şekilde yerine getirmelerinin çocuğun gelişimi üzerinde çok önemli olduğu bilimsel açıdan da kabul edilmiş bir gerçektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/cocukta-cinsel-egitim-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Ergenlik ve Cinsellik</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ergenlik-ve-cinsellik.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ergenlik-ve-cinsellik.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 19:29:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5719</guid>
		<description><![CDATA[Ergenlik dönemi, kişinin yaşamında politika, aşk, ahlak, din gibi birçok önemli konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da fikirlerinin ve duygularının geliştiği kritik bir dönemdir. Cinsellik basit biyolojik bir olgu değildir. Kişinin cinsel davranışı, duyguları pek çok birbirinden farklı biçimler içerebilir ve cinselliğin gelişimi farklı psikolojik, sosyal ve kültürel etkilerle belirlenir. Cinselliğin üç bileşenden oluştuğu ileri [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft" src="http://i40.tinypic.com/2j3odfl.jpg" alt="" width="525" height="383" />Ergenlik dönemi, kişinin yaşamında politika, aşk, ahlak, din gibi birçok önemli konuda olduğu gibi cinsellik konusunda da fikirlerinin ve duygularının geliştiği kritik bir dönemdir. Cinsellik basit biyolojik bir olgu değildir. Kişinin cinsel davranışı, duyguları pek çok birbirinden farklı biçimler içerebilir ve cinselliğin gelişimi farklı psikolojik, sosyal ve kültürel etkilerle belirlenir. Cinselliğin üç bileşenden oluştuğu ileri sürülmektedir.<br />
Bunlar:<br />
1) Biyolojik-yapısal bileşen,<br />
2) Cinsel rol bileşeni,<br />
3) Cinsel-nesne tercihi bileşenidir.<br />
Genelolarak bireylerin hem psikolojik hem de biyolojik olarak ya erkek ya da dişi olacağı görüşü yaygın ise de giderek biyolojik alanda bu iki uç arasında basamaklar olduğu, psikolojik alan gibi diğer alanlarda ise hem erkek,hem dişi özelliklerinin birlikte varolabileceği görüşü hakim olmaktadır. Bu bileşenlerdeki farklılıklar bireylerin cinselliğe ilişkin olarak yukarıda sözedilen iki uç arasında aldığı yeri belirler.<br />
Tanım gereği bir &#8220;adolesan&#8221; yani ergen cinsel olugunluğa ulaşmış veya ulaşma sürecinde olan kişidir. Ergenlik dönemi cinsel uyanış dönemi olarak da düşünülebilir. Bu uyanış büyümeyi, bir beden duygusunun oluşmasını, erotik zevk veren şeylerin neler olduğunun tanınmasını, cinsel duygu ve davranışa ilişkin engellemeler ve bir miktar suçluluk duygusu ile başede bilme becerisini kazanmayı, kişinin kendisi, partneri ve topluma karşı cinsel sorumluluk kazanmasını, cinsel bir kişi olduğunu ve cinselliğin kendi yaşamındaki yerini giderek farketmesini ve erotizmi, bir başkasıyla yakınlığın bir yönü olarak yaşayabilme becerisini kazanmasını içerir.<br />
Ergenlik döneminde cinsel gelişimin psiko-sosyal yönünü ele alan başlıca teorik görüşler şöyle özetlenebilir:<br />
Psikanalitik Görüş: Freud&#8217;un gelişimsel kuramına göre ergenlik, latans döneminde bastırılmış olan cinsel dürtünün biyolojik değişikliklerin de etkisiyle gücünü artırdığı bir dönemdir. Bu dönemde ebeveynlere olan bağların da azalması beklenir.<br />
Öğrenme Teorisi:<br />
Bu teoriye göre taklit ve özdeşim. cinselliğin gelişiminde roloynar. Çocuklar aynı cinsten olan ebeveynin davranışlarını taklit ederek kendi cinsiyetlerine uygun davranışları öğrenirler. Ayrıca kitle iletişim araçları da ergenler için modeller sağlar. Gençler reklamlar ya da filmlerde gördükleri kişileri model alabilir ve taklit edebilirler.<span id="more-5719"></span><br />
Sosyolojik Teori: Sosyologlar cinsel etkileşimlerin belli kültürel etkenlerce belirlendiğini ileri sürerler. Sosyalizasyon süreci kişinin bu normlarla tanışması ve bunları benimsemesidir. Çocuklukta normlar aile tarafından aktarılırken ergenlikte akranlar, okul ve kitle iletişim araçları bu süreci etkilemeye başlar. Cinsellikle ilgili olarak kültürel değerler ve gelenekler bir uçta cinsel baskıcılık, diğer uçta cinsel serbestliğin yer aldığı bir dizi farklı dizgenin baskılayıcı ucuna daha yakınken endüstriyelleşme ile birlikte giderek daha izin verici olmuştur. Türk toplumu ise bu açıdan farklı değer yargıları içeren katmanlardan oluşmaktadır. Şu anda batı toplumlarına göre daha baskıcı eğilim ağırlıklıdır.<br />
Kişilerarası ılişkiler Teorisi: H.S. Sullivan&#8217;a göre gerçek genital ilginin ortaya çıkışı erken ergenlik döneminin başlangıcına işaret eder. Bu dönem cinsel davranışın şekillenişine kadar sürer. Yazar 1930&#8242;larda Amerikan toplumunun cinselliğe bakışını eleştirirken ebeveynlerin tutumları sonucunda gençlerin çoğunun bu döneme &#8220;cinselorganlarının kendi bedenlerinin bir parçası olduğunu reddetme duygusu&#8221; (primer genital fobi) ile girdiklerini söylemektedir. (Bu durumun ülkemizde halen geçerliliğini koruduğu söylenebilir.) Sullivan cinsel arzuyu hissenneye başlayan gencin bu yüzden, bu arzuyla ne yapacağını bilemez hale geldiğini, bu dönemde bu gereksinim çerçevesinde şekillenmesi gereken insan ilişkilerinin yine bu nedenle anlamsız ve kendi benlik saygısına katkısı olmayan bir hal aldığını söylemektedir.<br />
Genç bu durumda yakınlık ve güvenlik gereksinimleriyle bağdaşmayan bu duyguyu reddedebilir, ya da arzu duyacağı nesnelerle, yalnızlıktan kurtulmak için gereksinim duyacağı nesneleri ayırmak yolunu seçebilir. (Fahişe evlenilecek kız ayrımı). Sullivan&#8217;a göre kişi cinsel davranışına ilişkin tercihini yaptığı ve bunu yaşamının geri kalan kısmına nasıl yerleştireceğini fark ettiğinde ise geç ergenlik dönemine adım atar.<br />
Tüm bu teorilerin işaret ettiği gibi, yakın ilişkilerin kurulması ve cinsel davranışların gelişmesi ergenlik için önemli görevlerdir. Ancakk ikisi her zaman aynı şeyler değildirler. Yakınlığın iki ana boyutu vardır: fiziksel ve duygusal yakınlık. Cinsel yakınlık yalnızca fiziksel yakınlık olabilir ve duygusal yakınlıkla birlikte gitmediği zaman insan boşluk hissedebilir. İlişkinin fiziksel yönü üzerinde aşırı durulması diğer yönlerin ele alınmasını engeller. Aynı<br />
şekilde yakın ilişkilerin de mutlaka fiziksel bir cinsellik içermesi gerekmez. Yakınlık genellikle sevgi ile bağlantılıdır. Ergenlikte bireyler sevgiyi yönelttikleri kişilere göre farklılaşan ilişki biçimleri ile kavramsallaştırmayı öğrenir. Anababa sevgisi, kardeş sevgisi, romantik sevgi gibi. Yakınlık, sevme kapasitelerini anlamak için yarar sağlar.<br />
Ergenlerin ilk cinsel etkileşimleri yakınlık içermeyebilir, hatta bazen içermesi de istenmez.<br />
Ilişkinin kalitesi ise gencin cinselolguları yaşama biçimini belirlemek açısından çok önemlidir. Tüm yaşam için geçerli bu durum, özellikle birey, ilk cinsel davranışlarını deneyimliyorsa daha da önem kazanır. Bir kişi ile yakın, sıcak bir ilişki içinde olmak, beceriksizlik ve bilgisizlik duygularını yatıştırır. Bu nedenle, ilişkilerin bu tür yakınlıklar çerçevesinde kurulması, tercih edilen bir durum olarak ortaya çıkmaktadır. Kişiler arası yakınlık kurmanın en bilinen yolu &#8220;çıkmadır. ABD&#8217;de 1960&#8242;lardan beri yapılan araştırmalar herhangi bir zamanda ergenlerin yaklaşık üçte birinin birisiyle çıktığını ve bu oranın bugüne kadar yaklaşık olarak sabit<br />
kaldığını göstermiştir.<br />
Çıkma, romantik yakınlaşmalar gelişmesini sağlar. Ergenlikteki romantik ilişkiler, aile dışında tek bir insan olarak yakın ilişkilerde deneyim kazanılmasını gerçekleştirir. Bu tür romantik ilişkilerde gençler sevecenliklerini iletmeyi ve başkasınınkine karşılık vermeyi öğrenirler. Çıkan veya birbirine duygusal bağlılıkları olan çiftler. cinsel davranışları, sevgi ve saygı duyguları ile birleştirmeyi öğrenirler. Aşık olmak genellikle cinsel ilişkiyi meşrulaştırır ve suçluluk duygularını azaltır, böylece de cinsel öğrenme için daha uygun bir ortam sağlar.<br />
İkili ilişkiler veya kız erkek ilişkilerinin kurulmasında fiziksel çekicilik önemli yer tutar. Benzer değer yargıları ve tutumların paylaşılması da çok önemlidir. Gençler genellikle kendi çevrelerinden, kendi sosyal referans gruplarından bireylerle arkadaşlık kurma eğilimi gösterirler.<br />
Arkadaşlar ve akrabalar, gençlerin ilişkilerini onları aynı ortamlara davet etmek gibi yollarla destekleyebilir, böylece bazı birlikteliklerin seçiminde ve sürdürülmesinde filtre görevi yapabilirler. Gençlerle yapılan anket ve konuşmalarda Türkiye&#8217;de gençlerin % 85&#8242;inin karşı cinsle beğeni sınırları içinde kalan arkadaşlığı istemelerine karşın, ailelerin % 72&#8242;sinin bu tür bir arkadaşlığa bile engel oldukları görülmüştür. (Köknel, 1981). Cinselliğin tabu bir konu olduğu toplumlarda çocuklar ebeveynlerinden veya dini inançlarından kaynaklanan katı yargılar edinirler. Ergenlik döneminde cinsel ilgilerin uyanmasıyla daha önceki tutumlara uymayan davranışların ortaya çıkması kaçınılmazdır. Kişinin tutumlarına uymayan davranışlar göstermesi ise bu tutumların değişeceği anlamına gelmemektedir. Böyle bir çatışma ve onu saranbezginlikle başetmek özellikle düşünsel ve duygusal açıdan olgunlaşmamış gençler için çok zor olabilir.<br />
Gençlere cinsellik ile ilgili birbirinden çok farklı mesajların iletildiği bir ortamda yaşandığı açık. Bir yandan medya, kışkırtıcı giysiler içinde genç aktör ve aktrisler sunarak ergen cinselliğini körüklerken, ebeveynler bu tür aktiviteleri kısıtlamaya çalışıyorlar. Bu durumda gençlerin, bu farklı mesajları tutarak değişen bir kültürel cinsellik bağlamında uygun bir yol bulmaları gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ergenlik-ve-cinsellik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Sağlıklı Çocuk Büyütmek İçin Öneriler</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/saglikli-cocuk-buyutmek-icin-oneriler-2.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/saglikli-cocuk-buyutmek-icin-oneriler-2.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 19:27:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Gebelik ve Bebek Bakımı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5717</guid>
		<description><![CDATA[çocuğun bol meyve suları gibi sulu içeceklerden bol miktarda verilmelidir. Eğer hastalık ağır biçimde seyrediyorsa, çocuğun bir sağlık personelinin yardımına ve ishal paketine gereksinimi vardır. çocuğun kolayca iyileşebilmesi için ek öğünler de verilmelidir. UNICEF Türkiye temsilciliğinin yaptığı çalışmalar sonucunda özellikle ülkemiz, sağlık şartları göz önüne alınarak hazırlanan rapora göre; sağlıklı çocuk büyütmenin on şartı şunlardır: [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignleft size-full wp-image-5003" title="resim1" src="http://www.saglikliveguzelyasam.com/wp-content/uploads/2009/01/resim1.jpg" alt="resim1" width="357" height="360" />çocuğun bol meyve suları gibi sulu içeceklerden bol miktarda verilmelidir. Eğer hastalık ağır biçimde seyrediyorsa, çocuğun bir sağlık personelinin yardımına ve ishal paketine gereksinimi vardır. çocuğun kolayca iyileşebilmesi için ek öğünler de verilmelidir.<br />
UNICEF Türkiye temsilciliğinin yaptığı çalışmalar sonucunda özellikle ülkemiz, sağlık şartları göz önüne alınarak hazırlanan rapora göre; <strong>sağlıklı çocuk büyütmenin on şartı şunlardır:</strong><br />
1. Öncelikle annelerin doğum aralıkları önemlidir. İki çocuk arasındaki yaş farkının en az iki yıl olması, çocukların sağlıklı yetişmesi açısından önemlidir.<br />
2. Anne adaylarının belirli aralıklarla gebeliklerini kontrol ettirmeleri ve doğumlarının doktor veya diplomalı sağlık personelince yaptırılması, çocuk ve annenin sağlığı açısından önemlidir.<br />
3. Bebekler ilk aylarda mümkün olduğunca anne sütüyle beslenmeli. Bu konuda ideal süre 4 ay ile 6 ayarasında gösteriliyor. Bu aylardan sonra bebeğin başka yiyeceklere gereksinimi başlıyor.<br />
4. Üç yaşın altındaki çocukların beslenmelerine özen gösterilmelidir. Bu çocuklar günde beş veya altı kez beslenmeli ve yemekleri, sebze püreleri eklenerek özel olarak zenginleştirilmelidir.<br />
5. İshal, çocuğun vücudunda çok fazla su kaybına yol açarak öldürücü olabilir. İshalli her çocuğa su, anne sütü, ayran, açık çay, çorba, miktarda sulu şeyler yiyip içmesi sağlanmalıdır.<br />
6. Aşı, çocukları birçok hastalıktan korur. Çocuğun iki yaşında bütün aşılarının tamamlanması gerekir.<br />
Doğurganlık çağındaki bütün kadınlar tetanoza karşı aşılanmalıdır.<br />
7. Öksüren çocuk, normalden çok daha hızlı nefes alıp veriyorsa, vakit geçirilmeden sağlık kuruluşuna götürülmelidir. Öksürüğü ve nezlesi olan Sağlıklı çocuk büyütmenin uluslararası kriterleri saptanmış durumda.<br />
8. Birçok hastalık, ağızdan giren mikroplarla meydana gelir. Bu tür hastalıklar, yiyeceklere dokunmadan öncedensu ve sabunla yıkayarak, su ve yiyeceklerin temiz olmasını sağlayarak, içme suyunu kaynatarak önlenebilir.<br />
9. Hastalık, çocuğun büyümesini ve gelişmesini yavaşlatır. Hastalıktan sonra çocuğun açığını kapatabilmesi için her gün bir öğün fazla yemeğe gereksinimi vardır.<span id="more-5717"></span><br />
10. Çocuklar doğumdan itibaren bir yaşına kadar her ay, 1-3 yaş arasında iki ayda bir tartilmalıdır. İki ay boyunca kilosunda bir artış görülmezse, aksayan bir şey var demektir. Aile ve çocuğu izleyen sağlık personeli harekete geçmelidir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/saglikli-cocuk-buyutmek-icin-oneriler-2.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zehir</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/zehir.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/zehir.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 13:16:44 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[z]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5715</guid>
		<description><![CDATA[Zehir, yutma, soluma, deriden emilme, şınnga yoluyla ya da başka herhangi bir yolla vücuda girdikten sonra vücudun tümüne ya da bazı dokulara zarar vererek hastalığa ya da ölüme yol açan bir maddedir. Katı, sıvı ya da gaz durumunda olabilir. Yakın tarihlerde laboratuvarıarda elde edilmiş ve doğada karşıhğı bulunmayan birçok kimyasal bileşimin son derece zehirli olabildiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zehir, yutma, soluma, deriden emilme, şınnga yoluyla ya da başka herhangi bir yolla vücuda girdikten sonra vücudun tümüne ya da bazı dokulara zarar vererek hastalığa ya da ölüme yol açan bir maddedir. Katı, sıvı ya da gaz durumunda olabilir. Yakın tarihlerde laboratuvarıarda elde edilmiş ve doğada karşıhğı bulunmayan birçok kimyasal bileşimin son derece zehirli olabildiği görülmüştür. Böcek öldürücü olarak kullanılan organik fosfor bileşikleri de zehirlidir. Günlük yaşamda evlerde kullanılan sabun, şampuan ve boya gibi bazı maddeler de zehirli olabilirler. Normal ölçülerde alındıklarında yararlı olan ilaçlar, yanlış ölçülerde kullanıldıklarında zehirleyici etki gösterirler. Hatta bazı besinler bile zehirli olabilirler. Vücuda girdiğinde, vücuttaki kimyasal ve biyokimyasal tepkimeleri bozan her madde zehirlidir. Vücuttaki kimyasal ve biyokimyasal tepkimelerin bozulması hastalıklara hatta ölümeyol açar.<span id="more-5715"></span><br />
Zehir, vücuda çeşitli yollarla girebilir. Örneğin, yanlışlıkla zehirli bir besin yenebilir. Mantar toplarken dikkatli olmak gerekir. Çünkü zehirli mantarlar yenilebilir olanlara çok benzerler. Zehirli mantarlarda öldürücü ölçüde zehir vardır. Bu zehir karaciger ve bağırsaklara etki eder. Zehirır mantar yenildikten sonra en az sekiz saat hiç bir rahatsızhk duyulmaz. Bundan sonra, hasta kusturulsa bile zehir vücuttan atılamaz. Zehirli mantar yeme olaylarının çoğu ölümle sonuçlanır. Dikenli defne ve ökseotunun çileği andıran yemişleri güzel görünüşlü olmalarına karşın aslında çok zehirlidirler.<br />
Orta Avrupa ve Kaliforniya&#8217;da yetişen hintyağı bitkisinin fasulyeye benzeyen taneleri çiğnenecek olursa zehirlenmeye yol açarlar. Oysa bu tanelerden çıkarılan hintyağında zararlı kimyasal maddeler yoktur.Ravent bitkisinin gövdesi yenmek üzere pişirilmeden önce, tüm yapraklarının ayıklanması gerekir. Bazızehirler çürümüş yiyecek maddelerinde meydana gelirler. Bozuk bir besinin hoş olmayan bir görünüşü ve kokusu vardır. Fakat bazen zehirler, bakteri gibi çok küçük organizmalar tarafından üretilirler. Bu gibi durumlarda besinlerin bozulmuş oldugu kolay kolay anlaşılamaz.<br />
Tüm ilaçlar vücuttaki tepkimelere etki ettikleri için zehirleyici olabilirler. Yetişkin bir insan için zararsız olan bir ilaç, bir çocuk için tehlikeli olabilir. Çünkü çocuğun vücudu verilen ölçüdeki ilaç ile başa çıkacak kadar kuvvetli değildir. 1%5 yılında, Amerika Birleşik Devletlerinde görülen zehirlenme olaylarının yarısı ilaçlardan ileri gelmiştir. Ilaç zehirlenmelerinin büyük bir bölümünün nedeni de, evlerde çok kullanılan ve aşırı ölçüde vutulduğunda zehirlenmeye yol açan aspirindir.<br />
Evlerde kullanılan kimyasal maddeler normal olarak vücuda girmezler. Fakat başka etiket taşıyan şişelere konmuş beyaz ispirto gibi bazı kimyasal maddeler yanlışlıkla içilebilirler. Mobilya cilası, naftalin gibi evlerde kullanılan bazı maddeler küçük çocuklar tarafından ağıza alındıklarında tehlikeli olabilirler. Hamamböceği, tahtakurusu ve sivrisineklere karşı, toz olarak ya da püskürtülerek kullanılan böcek öldürücü ilaçlar titizlikle kullanılmalıdır. Çünkü bu tür ilaçlar insanlar için de zehirli olabilirler.<br />
Bazı zehirler deri volu ile vücuda girerler. Bu tür zehirler, örneğin, birböcek sokması sonucu vücudu etkilerler. Eşek arısı ya da bal arısı sokmaları zehirlenmelere yol açabilir. Fakat ancak 500 arı birden sokarsa ölüm olayı meydana gelir. Normal olarak vücut bu tür tehirlerle başa çıkacak güçtedir. Sokulan yer bir süre acı verirse de, hasta iyileşir. Fakat bazı kimseler bal arısı ve eşek arısı sokmaları na karşı duyarlılık gösterirler. Bu kişiler zehirlerde bulunarı kimyasal maddelere karşı çok duyarlıdıriar.<br />
Sadece bir arının sokması bile onları çok hasta eder, hatta öldürebilir. Bir zehirli yılan türü olan engerek, ısırdığı zaman zehrini akıtır. Yılanın çene kasları zehri vücudun içine zorlar. Yılan sokması insanlar için öldürücü olmayabilir. Bu gibi durumlarda ısırılan yer yıkanmalı, yaranın üzerindeki bölge bir sargı ile sıkı sıkıya baglanmalı ve vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır. Yılan sokmalarına karşı, zehrin etkisini durduran ve panzehir adı verilen kimyasal maddeler kullanılır. Bazı semenderler, ufak kelerler ve kara kurbagalar da zehirlidirler. Fakat bunların zehirlerini insanlara akıtma olanakları yoktur. Yenilmedikleri ya da kesik ellerle tutulmadıkları sürece zararsızdırIar.Bazı hayvanların kendilerini başka hayvanlardan zehirleriyle korurlar. Trakonya balığı zehirini sırtındaki dikenlerle şınnga eder.<br />
Norveç&#8217;ten Batı Afrika&#8217;ya kadar geniş bir bölgede yaşayan bu balık sığ sulardaki kumlarda saklanır. Farkında olmadan bahğın dikenlerine basan bir kişi, zehiri vücuduna almış olur.Denizanasının uzun dokunaçlarında zehir vardır. Bu zehir deride acı verici tahrişlere yol açar ve solunumu güçleştirebilir.Zehirli kimyasal maddeler solunum yolu ile de vücuda girebilirler. Çiftçiler böcekleri, zararlı hayvanları ve zararlı otları yok etmek için ekinler üzerine püskürttükleri zehirleri solunum yoluyla alabilirler. Bu tür zehirli kimyasal maddelerin yapıldığı fabrikalarda çalışan işçiler özel giysilerle zehiriri etkisinden korunurlar. Bu konuda önemli olan; zararlı havvan ve böcek öldürücü kimyasal maddelerin, insanlar için tehlikeyaratmadan kullanılabilecek bıçimde yapılmalarını sağlamaktır. Birçok sanayi dalında zehirli maddelerle çalışılmaktadır.<br />
Örneğin, ipek sanayiinde, bir sinir zehiri olan karbon sülfür kullanılır. Işçileri zehirlenmeden korumak için karbon sülfür kapalı kaplarda saklanır.Savaşta kullanılmak için zehirli gazlar geliştirilmiştir. Fosjen gazı, iperit gazr, klor gazı ve hidrojen siyanür gazları Birinci Dünya Savaşında kullanılmış olan gazlardır. Bu gazlar solunum sistemine ve akciğerler üzerine etki ederler. Büyük gösterilerde ya da şiddet olaylarında kalabalığı dağıtmak için kullanılan ve daha az zehirli olan bir başka gaz da gözler.de tahtişe yol açan göz yaşartıcı gazdır. Bununla birlikte, ne kadar az tehlikeli olursa olsun fazla ölçüde bir gazın uzun süre etkisi altında kalmak ölüme yol açabilir.<br />
Atmosfere her gün zehirli gazlar kanşmaktadır. Otomobillerin egzoslarından çıkan karbon monoksit gazı kandaki alyuvarlar &#8216;üzerine etki eder. Karbon monoksit, alyuvarların, vücut hücreleri için gerekli olan oksijeni taşımalarını engeller. Sanayi artıklarından çıkan başka gazlar da havaya karışarak hava kirlenmesine yol açarlar.<br />
Bir zehirin tehlikeli olup olmayışı vücuda hangi yolla girmiş oldugu na bağhdır. Örneğin. zararlı otlara karşi kullanılan bir zehir deriye bulaştığında zehirleyici etki göstermez; fakat yutulursa öldürücü olur. Prokain tıpta kulanılan uyuşturucu bir maddedir. Vücudun bir bölümüne şınnga edilecek olursa sinirler üzerine etki ederek hastanın acı duymamasını sağlar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/zehir.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Zaman</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/zaman.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/zaman.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 13:13:09 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[z]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5713</guid>
		<description><![CDATA[Zaman, olayların akışını, öncelik ya da sonralığını bildiren temel bir kavramdır.İnsanlar herhangi bir tanımlama olmaksızın zamanı sezgi yoluyla kavrarlar. Örneğin, bir öğrencinin günlük yaşantısına genel bir açıdan bakılırsa şöyle bir tablo görülür. Sabah saat yedide kalkılır. Sekiz sularında okul başlar. Her ders belli bir zaman sürer. Saat 12 ya da 13&#8242;de öğle yemeği yenir. Öğleden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zaman, olayların akışını, öncelik ya da sonralığını bildiren temel bir kavramdır.İnsanlar herhangi bir tanımlama olmaksızın zamanı sezgi yoluyla kavrarlar. Örneğin, bir öğrencinin günlük yaşantısına genel bir açıdan bakılırsa şöyle bir tablo görülür. Sabah saat yedide kalkılır. Sekiz sularında okul başlar. Her ders belli bir zaman sürer. Saat 12 ya da 13&#8242;de öğle yemeği yenir. Öğleden sonra yapılan bir çalışmadan sonra, akşam belli bir saatte akşam yemeği yenir, yatılır, vb. Böylece, her gün belirli bir zamanda belirli bir iş yapılıyor demektir. Öbür insanların da buna benzer bir yaşantıları vardır. Dünyanın bazı yörelerinde yaşayan insanlar, başka bir yöredeki insanların yattığı saatte uyanırlar. Bunun nedeni Dünyanın kendi ekseni çevresindeki dönüşüdür. Güneş yerküresinin bir yanını aydınlatırken, yerküresinin öbür yarısı karanlıkta kalmaktadır. <span id="more-5713"></span><br />
Zaman gerçek bir madde ya da olay değildir. Zamanı görmek, işitmek, dokunmak, tatmak ya da koklarnak olanaksızdır. Zaman bir ölçü türüdür. Bu ölçü, olayların ne zaman olduğunu, ne kadar sürdüğünü anlatır. Insanlar zaman ölçümünde çok çeşitli yöntemler bulmuşlardır.Zaman için birçok adlar kullanılır. Şimdiki zaman içinde bulunulan anı gösterir. Geçmiş zaman bundan önce olarılan anlatır. Gelecek zaman şirndikrzamandan sonra gelir. Yaşam, bir insanın varolduğu zaman süresidir. Farklı zamanlarda meydana gelen iki olayarasındaki süreye zaman aralığı denir.İki olayaynı zamanda oluyorsa buna eşzamanh adı verilir.<br />
Insan zamanı ölçmek için doğayı gözler. Gördüğü düzenli zaman aralıklarına ad verir. Buna göre, Dünya, Güneş çevresindeki her dönüşünü bir yılda tamamlar. Bu zaman mevsim, ay, hafta ve günlere bölünür. Dünya kendi ekseni çevresinde bir günde dönmektedir. Gün ise gece, gündüz, saat, dakika ve saniyelere bölünmüştür.<br />
Takvim yılın hangi ay ve gününde buIunulduğunu bildirir. Saat ise günün saat, dakika ve saniyelerini gösterir. Zaman ölçmekte kullanılan birçok aygıt geliştirilmiştir. Bunların her biri zamanın akışına düzenli olarak ayak uyduracak biçimde çalışırlar. Güneş saati ve kum saati bu tür aygıtların en eskileridir. Herkesin kolayca yapabileceği en basit zaman ölçme aygıtı sarkaçtır.<br />
Duvar saatlerinde bir sarkacın salınımları gözlenir. Kol saatlerinde zemberek denilen ince bir yayın hareketi kullanılır. Çok duvarlı zaman ölçebilen atom saatlerinde kristal atomlarının titreşimlerinden varartanılır.<br />
Yerkürenin yapısını ve tarihini inceleyen jeologlar milyonlarca yıllık zaman aralıklarını ölçmek zorundadırlar. Kayaların yaşını, dağlarm hangi zamanda oluştuğunu bilmek isterler. Önceleri bunu, kaba tahminlerle vapabilivorlardı. Bu amaçla, örneğin buzulların ve akarsuların yataklarını oyma miktannı ya da rüzgar ve yağmurun dağları aşındırrna miktarını gözlüyorlardı. Günümüzde ise yapay ve doğal birçok maddenin yaşı radyoaktivite yöntemiyle bulunabilmektedir.<br />
Her canlı varlığın yapısında radyoaktif karbon . bulunur. Radyoaktif karbon atomlarıgeçen za&#8221;tnana orantılı olarak avrışmava uğrayıp azota dönüşürler. Böylece örneğin, eski bir mezardan alınan bir tahta parçasında ne kadar radyoaktif karbon atomları kaldığı ölçülerek, o mezarın yaşı bulunabilir. Kayalarda ise bazı başka radyoaktif elementler bulunur.<br />
Fizik bilimlerin temelinde, zamanın her gözlemcive göre aynı, değişmez bir akış içinde olduğu varsayımı yatar. Ancak 1905 yılında Albert Einstein görecelik kuramını ortaya attığında, bu temel sarsıldı. Einstein&#8217;a göre hızları farklı olan gözlemcilere göre zaman akışı da farklı olmaktadır. Örneğin çok hızlı bir roket içindeki saatler ve radyoaktif bozunma gibi olaylar, yerdekinden daha yavaştır.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/zaman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yumurta</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yumurta.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yumurta.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 13:11:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5711</guid>
		<description><![CDATA[Yumurta, yumurtlayan hayvanların dışarıya verdikleri üreme gözesidir. Uygun koşullar altında tutulan yumurta gelişerek vavruvu meydana getirir.Tüm kuşlar sert kabuklu yumurta yumurtlarlar. Kaplumbağa, yılan, timsah, kelebek ve sinekler de yumurtlayan hayvanlardandır. Insanlar da yaşama bir yumurta olarak başlarlar. ama bu annelerinin karnında olur. Hayvanların çoğu yaşama birer yumurta olarak başlarlar.Yumurta, dişi hayvanların oluşturduğu cinsel bir gözedir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yumurta, yumurtlayan hayvanların dışarıya verdikleri üreme gözesidir. Uygun koşullar altında tutulan yumurta gelişerek vavruvu meydana getirir.Tüm kuşlar sert kabuklu yumurta yumurtlarlar. Kaplumbağa, yılan, timsah, kelebek ve sinekler de yumurtlayan hayvanlardandır. Insanlar da yaşama bir yumurta olarak başlarlar. ama bu annelerinin karnında olur. Hayvanların çoğu yaşama birer yumurta olarak başlarlar.Yumurta, dişi hayvanların oluşturduğu cinsel bir gözedir. Yumurtalar. dişllerin yumurtalık denilen özelorganlarında oluşurlar. Yeni bir canlının oluşabilmesi için dişi cinsel gözenin erkek cinsel göze ile karşılaşması ve birleşmesi gerekir. Bu birleşmeye döllenme denir. Döllenen yumurta bölünmeye başlar. Sonra küçük bir embriyon durumuna gelir, böylece yeni bir canlı varlığın oluşumu başlamış olur. Bu olaya, eşeyli üreme denir. Yumurta annenin yumurtalıklarında oluşurken içine besin depolanır. Embriyon bu besini kullanır. Yumurtada besin oranı ne kadar yüksek olursa ernbrivonun büyüme hızı da o kadar fazla olur. Kuş ve timsah gibi hayvanların yumurtalan çok besin içerir.<span id="more-5711"></span><br />
Yavru yumurtadan çıktığı zaman . oldukça gelişmiştir ve çok kısa bir süre sonunda gereksinimlerini karşıtavabilecek duruma gelir. Yavrular ana ve babalarının küçük birer kopyasıdırlar.Kurbağa ve kelebek gibi bazı hayvanların yumurtalarında fazla besin bulunmaz. Embriyonyumurtada kısa bir süre kalır. Embriyonun yumurtadan çıkan biçimine larva denir. Larva, ana babasına benzemez. Örneğin, tırtil kelebek larvası, tetari, kurbağa larvasıdır. Larva sonradan erginleşir.Dişi hayvanın yumurtladığı yumurta sayısı türden türe değişir. Bazı hayvanlar çok sayıda yumurta yumurtlarlar ama bunların çok az bir bölümü yaşayabilir.Bir hayvan ne kadar çok yumurta yumurtlarsa soyunun sürdürülmesine yetecek kadar yavrunun sağ kalma olasılığı da o kadar kuvvetli olur.<br />
Yavrularının sağ kalmasını sağlamak amacıyla hayvanlar yumurtalarına özen gösterirler.<br />
Köpekbalıkları yumurtalarını sağlam keseler içinde yumurtlarlar. Lahana kelebeği, yumurtasını bir yaprağa vumurtlar, sonra yumurtayı korumak için bu yaprağı yumurtanın üzerine katlar. Kurbağalar yumurtalarını peteğe benzeyen bir maddeyle sararlar. Bazı hayvanların vücutlarında ise yumurtaları koruyan özel keseler vardır. Örneğin, denizatlarında yumurtalar dışkılık uzantısı yoluyla dişiden çıkarak erkek denizatında bulunan kuluçka kesesine geçerler. Yumurtalar bu kese içinde ayrı ayrı bölmeciklere gömülerek korunurlar. Kaplumbağalar kumda derin çukurlar açıp yumurtalarını buralara gömerler.Kuşlar yumurtalarını yaptıkları yuvaların içinde saklar.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yumurta.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yıldızlar</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yildizlar.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yildizlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 13:08:02 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5709</guid>
		<description><![CDATA[Gökcisimleri arasında, Güneş gibi kendi başına ışık veren cisimlere yıldız denir. Öbür gökcisimleri arasında gezegenler (örneğin, Merih, Dünya, jüpiter), uydular (örneğin. Ay), göktaşları. kuyrukluyıldızlar ve nebulalar sayılabilir.Bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakıldığında görülen parlak noktalar, çok uzaklarda bulunan yıldızlardır. Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Oysa, görüldügünden çok daha fazla sayıda yıldız vardır. Gözle görülemeyen yıldızlar teleskop ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Gökcisimleri arasında, Güneş gibi kendi başına ışık veren cisimlere yıldız denir. Öbür gökcisimleri arasında gezegenler (örneğin, Merih, Dünya, jüpiter), uydular (örneğin. Ay), göktaşları. kuyrukluyıldızlar ve nebulalar sayılabilir.Bulutsuz bir gecede gökyüzüne bakıldığında görülen parlak noktalar, çok uzaklarda bulunan yıldızlardır. Bunlar sayılamayacak kadar çoktur. Oysa, görüldügünden çok daha fazla sayıda yıldız vardır. Gözle görülemeyen yıldızlar teleskop ve öbür bilimsel aygıtlarla gözlenirler. Ayrıca, bilimsel aygıtlarla bile görülemeyen ve belki de hiç gözlenemeyecek olan yıldızlar da vardır. Evrendeki toplam yıldız sayısı belli değildir. Yıldızlar Dünya atmosferi dışında ve çok uzaklarda bulunurlar. Dünyaya en yakın yıldız Güneştir. Güneş, Dünyadan 150 milyon kilometre uzaklıktadır.<span id="more-5709"></span><br />
Öbür yıldızlar Dünyadan ve birbirlerinden milyarlarca kilometre uzakta bulunurlar.Yıldız ıığı: Yıldızlar ışık yaydıkları için görülebiIirler. Bu ışık çok yüksek bir hızla (saniyede 300000 kilometre) yayılır. Uzayla ilgili hesaplamalarda uzaklıkları belirlemek için &#8220;ışık yılı&#8221; denilen bir birim kullanılır. lşığtn biryılda aldığı yola (yaklaşık 9,5 trilyon kilometre) bir ışık yılı denir. Örneğin, Güneş sistemine en yakın yıldız<br />
olan Proksima Centauri 4,3 ışık yılı uzaklıktadır. Ancak teleskoplarla gözlenebilen uzak yıldızlar ise, milyarlarca ışık yılı uzaklıktadırlar. Dernek ki bugün gözlenen yıldız IŞıgl gerçekte milyonlarca yıl önce o yıldızdan yola çıkmıştır ve yıldızın o zamanki durumunu yansıtmaktadır. IŞık, bir kaynaktan çıkan bir tür ışirum. yani enerji dalgasıdır. Yıldızlann vavdığı öbür ışınım türleri ısı, radyo dalgaları ve X ışinlandır.Zaman zaman yıldızların &#8220;göz kırptığından&#8221; söz edilir. Gerçekten de yıldız ışığı titremeler yapar. Bunun nedeni, ışığın bize ulaşmadan önce Dünvarım atmosferinden geçmesidir. Atmosferdeki dalgalanmalar yıldız ışığının &#8220;göz kırpma&#8221;sına yol açar.<br />
Bazı yıldızların parlaklığı ani ve büyük değişimler gösterir. Yaydıkları ışırum miktarı değişkendir. Çoğunlukla yıldızların ışığ: sabit ve kararlıdır. Yıldızlar gündüz de ışık verirler, ancak göğün mavi rengi görülmelerine engelolur. Bu mavi renk, Güneş ışrğmm havadaki gaz molekülleri tarafından dağıtılması sonucu ortaya çıkar:<br />
Güneş, yıldızlara verilebilecek iyi bir örnektir. Dünya gibi küresel biçimde, fakat çok daha büyüktür. Güneş, Dünya gibi katı durumda olmayıp, sıcak bir gaz küresidir.<br />
Çoğunluğu hidrojen olan bu gaz, sürekli hareket durumundadır. Güneş merkezindeki atomlar arasında &#8220;füzyon&#8221; denilen bir nükleer tepkime olagelmektedir. Bu tepkimede hidrojenin helyuma dönüşmesi sırasında nükleer enerji açığa. çıkar. Nükleer enerji ışınıma dönüşerek uzaya yayılır. Güneşin yaydığı enerji miktarı çok büyüktür. Milyonlarca yıldan beri ışırnakta olan Güneş henüz ömrünün gerileme çağına gelmemiştir.<br />
Güneş uzayda belirli bir yörüngede hareket etmektedir. Dünya da Güneşe bağlı olarak yer değiştirir. Öbür uzak yıldızlar da hareket ederler. Ancak uzaklık nedeniyle bu hareketin gözlenrnesi zordur. Gökyüzünde tüm yıldızlar doğudan batıya doğru hareket durumunda görünürler. Bu görünür hareket, gerçekte Dünyanın kendi ekseni çevresinde batıdan qOğuya doğru dönüşünün sonucudur.Yıldızların hareketi: Yıldızların uzaydaki konumlarını daha iyi anlayabilmek için gözyüzünü büyük bir küre olarak düşünmek gerekir. Bu kürenin merkezinde Dünya bulunur. Dünyadan bakıldığında kürenin yüzeyi içinden görülür. Tüm yıldızların bu küre yüzeyinde yer aldığı kabul edilir. Astronomide bu imgesel küreye &#8220;gökküresi&#8221; adı verilir.<br />
Herhangi bir zamanda yapılan gözlernde gökküresinin. bulunulan yatay düzlemin üstünde kalan yarımküresi görülebilir. Öbür yarımkürenin görülmesini Dünya engeller. Başka bir bölgede bulunan gözlemci gökküresinin başka bir bölümünü görür.Dünya döndükçe. gökküresinin öbür bölgeleri görüş alanına girer. Bir bölüm doğu ufkundan belirirken, başka bir bölüm batıdan kaybolur. Bu da, gökküresinin Dünya çevresinde döndüğü izlenimini verir. Gökküresinin dönme ekseninin kutupları Dünyanın kutuplanvla tam çakışmaz. Kuzey gök kutbu Kutup Yıldızı (Polaris) ile kabaca belirlenmiştir.<br />
Gökküresi üzerinde bir yıldızın konumu çok yavaş değişir. Hareketi yüzyıllar boyunca bile zor farkedilebilen uzak yıldızlara bu nedenle sabit yıldızlar da denir.Bazı yıldızlar gökküresi üzerinde takımlar oluştururlar. Burç denilen bu takımyıldızlara eski uygarlıklarda, benzetme yoluyla oğlak, yengeç, vb. adlar verilmiştir.En bilinen takımyıldız Büyük Ayıdır (Ursus Major). Büyük Ayı&#8217;nın en parlak yedi yıldızı bir cezveye benzetilir. Gökküresi üzerindeki yeri Kutup Yıldızına yakındır.Gökyüzünde görülen her parlak nokta yıldız değildir. Örneğin, Venüs çoğu kez yanlış olarak parlak bir yıldız sanılır. Oysa Venüs, Dünya gibi Güneş çevresinde dönen bir gezegendir. Gezegenlerin, yıldızlar gibi kendilerine özgü bir ıŞığı yoktur. Güneş ışığını yansıttıkları için parlak görünürler. Gezegenlerin yeri geceden geceye değişir.<br />
Insanlar yıldızların yerini saptamak için yüzyıllardan beri çalışmışlardır. Günümüzde astronomi bilimi yıldızlar hakkında, yerlerinin saptanmasından çok daha fazla bilgi verebilmektedir. Astronomi sözcüğü eski Yunancada &#8220;yıldız yasaları&#8221; anlanıma gelir.Günümüzde, yıldızların hareketleri çok daha iyi anlaşılmıştır: Yıldızlar galaksi denilen büyük kümeler içinde yer almaktadırlar. Her galakside milyonlarca yıldız bulunur. Galaksi içinde kütlesel çekim kuvveti yıldızları bir arada tutar. Galaksiler uzayda dev bir topaç gibi dönerler. Bizim Güneşimizin yer aldığı galaksive Samanyolu denir. Güneş, Samanyolu merkezi çevresinde bir dönüşünü 225 milyon yılda tamamlar.<br />
Yıldız grupları: Galaksilerdeki yıldızların tümü de bağımsız değildir. Bazı yıldızlar &#8220;iki li&#8221; ya da &#8220;çift&#8221; olur. Çıplak gözle bakıldığında tek bir yıldız gibi görünürse de gerçekte iki ayrı yıldızdan oluşurlar. Bazı ikililerin, teleskopla gözlenmesiyle, iki ayrı yıldızdan oluştukları görülebilir. Iki yıldız karşılıklı çekim kuvveti nedeniyle, birbiri çevresinde dönerek uzayda llerler.<br />
Akyıldız da denilen Sirius ikili bir yıldızdır; gökyüzünde gördüğümüz en parlak yıldızdır. Yanında-bir ikinci yıldız vardır. Büyükköpek takımyıldızında yer aları Akyıldız, diğer yıldızlardan farklı bir yörünge izler. 150 yılda aldığı yol Ayın &#8216;Çapı kadardır. Akyıldız, tek bir yıldız olsaydı bir doğru boyunca gitmesi gerekirdi. Oysa, salınımlar yapmaktadır. Bu salınım hareketi bulunduktan sonra Akyıldızın yanındaki yıldız da gözlenebildi ve bu iki yıldıza Sirius A ve Sirius B adları verildi.<br />
Ikili sistemlere başka bir örnek örten ikili yıldızlardır. Bu tür ikili, parlaklığı değişken bir tek yıldız gibi görünür. Iki yıldız birbiri çevresinde döndükçe yıldızlardan biri Dünya ile öbür yıldızın arasına girer ve çıkar. Birinci yıldız ikinciyi örttüğü zaman ışığın bir bölümünün bize ulaşmasını engeller ve biz yıldızı biraz sönük görürüz. Yine,<br />
ikinci yıldız birincinin önüne geçtiğinde. toplam ışıkta bir azalma olur. Yıldızlardan dahaparlak olan örtüldüğünde sönüklük daha belirgindir. Umacı (Algol) yıldızı &#8220;örten&#8221; ikililere örnektir. Yıldızlar üçlü, dörtlü ve daha fazla gruplar biçiminde bulunabilirler. Gerçekte pek az yıldız (Güneş gibi) tek başına bulunmaktadır. Güneşe en yakın yıldız olan Proksima Centauri üçlü bir sistemin üyesidir. Öbür iki yıldız çok parlak Alfa Centauri yıldızını oluştururlar.<br />
Bazı yıldızlar birbirine çok yakın gibi görünürler, ama gerçekte bu denli yakın değildirler. Bunun nedeni, bu yıldızların gözyüzünde aynı doğrultuda olmalarıdır. Bu yıldızların gerçekte aynı sistemde olup olmadıklarını bulmak için, her birinin Dürıvadan ne kadar uzakta olduğunu bilmek gerekir.Yıldızların görünür hareketleri ölçülerek uzaklıkları bulunabilir. Yakındaki bir yıldız yıl boyunca hareket ediyormuş gibi görünür. Dünya Güneş çevresinde dönerken, yıldız Dünya yörüngesinin çeşitli yerlerinde farklı doğrultularda gözlenir. Bu durumda, yıldızın görünür hareketi öbür uzak yıldızların bulunduğu bir fon üzerinde küçük bir çember ya da elips olur.<br />
Yıldızın bu görünür hareketine, o yıldızın paralaksı denir.<br />
Dünyanın kendi yörüngesinde aldığı yolun uzaklığı bilinmektedir. Bu uzaklık ile yıldızın paralaks açısı kullanılarak o yıldızın uzaklığı bulunur.Yıldız paralaksları çok küçük olup derecenin ondalık kesri kadardır. Yıldız 150 milyon ışık yılından daha uzakta ise, paralaks ölçülemiyecek kadar küçük olur. Bu durumda yıldızın uzaklığının başka yöntemlerle bulunması gerekir. Bir yıldızın parlakhğı, uzaklığı hakkında bir ipucu sayılır. ışığı ne kadar zayıfsa, yıldız o kadar uzak olabilir. Fakat ayrıca yıldızın gerçekte ne kadar parlak olduğu da bilinmelidir. Çünkü, sönük bir vıldızsa, yakında olsa bile görünmeyecektir. Buna karşılık, çok parlak bir yıldız çok uzaktan bile görünür.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yildizlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yerçekimi</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yercekimi.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yercekimi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 13:04:42 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5707</guid>
		<description><![CDATA[Dünyanın, yakınında bulunan bütün cisimleri kendi merkezine doğru çeken kuvvetine yerçekimi denir. Atmosferi, okyanusları ve yeryüzündeki öbür cisimleri tutan kuvvet bu yerçekimidir. Ay ve öteki yapma uyduların kendi yörüngelerinde dönmelerini sağlayan etkenyine yerçekimidir. Çekme kuvveti yalnız Dünyaya özgü değildir. Bir kütleve sahip her cisim, örneğin, dağ, kaya, toplu iğne, hatta bir atom, öbür maddeler üzerine [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dünyanın, yakınında bulunan bütün cisimleri kendi merkezine doğru çeken kuvvetine yerçekimi denir. Atmosferi, okyanusları ve yeryüzündeki öbür cisimleri tutan kuvvet bu yerçekimidir. Ay ve öteki yapma uyduların kendi yörüngelerinde dönmelerini sağlayan etkenyine yerçekimidir. Çekme kuvveti yalnız Dünyaya özgü değildir. Bir kütleve sahip her cisim, örneğin, dağ, kaya, toplu iğne, hatta bir atom, öbür maddeler üzerine çekim kuvveti uygular. Güneş, Dünyayı ve öbür gezegenleri yörüngelerinde tutmayı kendi çekim kuvveti ile başarmaktadır. Güneşin de ait bulunduğu, milyonlarca yıldız, gaz ve tozdan oluşan ve Galaksi denilen sistem de bu kütlelerin karşılıklı çekim kuvvetleriyle ayakta durur.Bir cismin çekim kuvveti, o cismin kütlesiyle artar. Kütle bir cismi oluşturan madde miktarıdır. <span id="more-5707"></span><br />
Örneğin, Güneşin kütlesi Dünyanın kütlesinden daha büyüktür ve bu nedenle Güneşin çekim kuvveti Dünyanın çekim kuvvetinden daha fazladır.Maddenin kütlesini ölçmekte kilogram ya da gram birimleri kullanılır. Bir cismin kütlesi arttıkça, onu harekete geçirmek zorlaşır. Düz yolda 10 tonluk bir kamyonu itmek, bir otomobili itmekten daha zordur. Tekerlekler sürtünmesiz dönse bile, bu kural geçerlidir. Bu durumda, kamyon un kütlesi otomobilin kütlesinden daha büyüktür, denir. Lokomotif çok daha büyük bir kütleye sahiptir. Onu harekete geçirmek hem kamyon, hem de otomobili harekete geçirmekten daha zordur.<br />
Bir cismin kütlesi bulunduğu yere bağlı olmayıp Ay ya aa herhangi bir gezegen üzerinde aynı değere sahiptir. Ay, üzerinde düz bir yolda bir kamyonu itebilmek için gerekli kuvvet, Dünya üzerinde harcanması gereken kuvvete eşittir. Fakat, bir cismin ağırlığı bulunduğu yere bağlıdır. Otomobil, kamyon ve lokomotif Ay üzerinde daha hafif gelirler (Dünyadaki ağırlıklarının altıda biri).<br />
Dünya, kütlesi daha büyük olan cismi daha büyük bir kuvvetle çeker. Lokomotife, kamyondan daha büyük bir çekim kuvveti uygulanmaktadır. Çekim kuvvetinin büyüklüğü nasıl anlaşılır? Lokomotifi kaldırmak için kullanılan vinç, kamyonu kaldırmakta kullanılandan daha güçlü olur. Bir yokuş u tırmanırken, kamyon un harcadığı enerji, otomobilin harcadığından daha çoktur. Dünyanın cisimlere uyguladığı çekim kuvvetinin büyüklüğü dinamometre denilen yaylı terazilerle ölçülür. Bilim adamlarının kullandıkları kuvvet birimine newton denir. Bir kilogramlık bir şişe Dünyanın merkezine doğru yaklaşık 10 newtonluk bir kuvvetle çekilir. Bu kuvvete o cismin ağırlığı adı verilir. Ay tarafından, kendi yüzeyinde bulunan bir cisme uygulanan çekim kuvveti Dünya yüzeyinde aynı cismeuygulanan yerçekiminden daha azdır. Bu nedenle lokomotif, kamyon ve otomobilin Ay üzerindeki ağırlıkları daha küçüktür. Ancak, yine de lokomotif kamyondan, kamyon da otomobilden daha ağır olacaktır.<br />
Bir cismin kütlesi, öbür cisimler tarafından ona uygulanan çekim kuvvetini belirtmekle kalmaz, o cismin öbür cisimlere uyguladığı çekim kuvvetinin büyüklüğünü de belirler. Cismin kütlesi ne kadar büyükse, öbür cisimleri de o büyüklükte bir kuvvetle çeker. Kütlesi.daha büyük olduğundan, Dünyanın yerçekimi Ayın yerçekiminden &#8216;daha büyüktür. Güneş ise, kütlesi Dünya kütlesinin 300 000 katı olduğundan, hepsinden daha büyük bir çekim gücüne sahiptir. Sonuç olarak, bir gezegenin yüzeyinde bulunan bir cismin ağırlığı, hem kendi kütlesine hem de gezegenin kütlesine bağlıdır.<br />
100 gramlık bir elma, Dünya tarafından çekilirken, elma da Dünyayı yukarı çekmektedir. Gerçekte bu iki karşıt kuvvet birbirine eşittir. Dünyanın büyük yerçekimi elmanın küçük kütlesine etkirken, elmanın küçük çekim kuvveti de Dünyanın dev kütlesine etkimektedir. Sonuç olarak, Dünya elmayı ne kadarlık bir kuvvetle çekiyorsa, elma da Dünyayı buna tam eşit bir kuvvetle çekmektedir.<br />
Ay da Dünyayı çekmektedir ve bu kuvvet Dünya yerçekiminin Ay üzerindeki değerine eşittir. Bu çekim kuvveti bir elmanınkinden çok daha büyüktür ve dolayısıyle, gözlenebilen etkiler yapar. Her 29 günde Dünya çevresinde bir dönüş yapan Ay, Dünyanın kendi yörüngesi üzerinde çok küçük salınımlar yapmasına yol açar. Öte yandan, Ay çekimi etkisiyle okyanuslarda Dünya-Ay doğrultusunda kabarmalar olur. Bu da deniz düzeyinin her gün düzenli olarak metrelerce alçalıp yükselmesine yol açar. Buna gelgit olayı denir. Dünyanın yerçekimi alanı çok uzak yıldızlara ulaşır. Ancak, Dünyadan uzaklaştıkça bu etki azalır. Birkaç milyar kilometre uzaklıkta bu etki gözlenemez olur.<br />
Kütlesi dahabüyük olan cismin hem ağırlığı, hem de çevresindeki öbür cisimlere uyguladığı çekim kuvveti daha büyüktür. Bu özellikten yararlanarak, yani öbür cisimleri ne kadar çektiklerini ölçerek, bir kamyon ya da lokomotifi tartmak mümkündürKamyon büyük bir kantar üzerine getirilerek tartılabilir. Buna karşılık, bir dağın kantar üzerine çıkarılması olanaksızdır. Bir dağın ağırlığını bulmak için onun, çevresindeki cisimlere uyguladığı çekme kuvvetinden yararlanılabilir. Bunun için, bir ipin ucuna asılı bir kurşun kütlesinin dağ yakınında düşey doğrultudan ne kadar saptığını ölçmek yeterlidir.<br />
Halk arasında genellikle, ağır cisirnlerin hafiflere oranla daha çabuk düştüğüne inarulır. Ilk bakışta bunun doğru olduğu sanılabilir. Gerçekten de, kağıt, tüy gibi hafif cisimler bir tuğla parçasından daha geç düşmektedirler. Ancak düşen bir cisim üzerinde havanın direnci önemli rol ovnar. Hava direncinin büyüklüğü cismin geometrik biçimine bağlıdır. Aynı geometrik biçimdeki hafif ve ağır iki cisim üzerine etkiyen hava direnci birbirine eşittir. Havası boşaltılmış bir tüp içinde yapılan deneylerde, hafif ve ağır cisimlerin aynı sürede düştükleri görülür. Atmosferi olmayan Ay üzerinde de, hafif ve ağır elsimler aynı yükseklikten aynı sürede düşerler. Bunun nedeni, ağır cisimlerin kütlelerinin büyük oluşudur. Böylece, harekete geçmeye karşı daha büyük direnç gösterirler. Gerçi ağır cisim üzerine etkiyen çekim kuvveti daha büyüktür, ancak harekete karşı gösterdiği direnç de aynı oranda büyüdüğü için, sonuçta düşme süresi her kütle için aynı kalır.<br />
Düşen bir cisim ivme kazanır, yani hızı gittikçe artar. Dünya üzerinde düşen cisimler, havanın direnci göz önünde tutulmazsa her saniyede hızlarında 980 cm./saniyelik bir artış kazanırlar. Bu durumda, yerçekimi ivmesinin değeri 980 santimetre/ saniye/ saniyedir. Dünya üzerinden 40000 km./saatlik (11 km./saniye) bir hızla fırlatılan her cisim bir daha geri dönmez. Yerçekimi kuvveti artık onu tekrar Dünya üzerine düşürmeye yetmez. Bu hız değerine Dünyadan kurtulma hızı denir .. Mars&#8217;dan kurtulma hızı 5 km./saniye, Aydan kurtulma hızı ise sadece 2,5 km./saniyedir.<br />
Bir Apolle uzay gemisi Ay yolu üzerindeyken, belirli bir yerde motorlar durdurulur. Gemi Aya doğru inmeye devam eder, ancak Dünyanın ters yöne çekimi nedeniyle gittikçe yavaşlar. Ancak yavaşlama ölü noktaya yaklaştığında Ayın çekim alanının ağır bastığı bölgeye ulaşılrnrş olur. Böylece  gemi Aya doğru iner. Bütün bu süre içinde motorların çalışmasına gerek yoktur, sadece ufak yörünge düzeltmeleri yapılır. Uzay gemisinin hareketi yalnız çekim kuvvetleriyle sağlanır. Bu duruma &#8220;serbest düşme&#8221; denir.<br />
Serbest düşmede uzay gemisi ve ekibi, hava direnci bulunmuyorsa, tıpkı yeryüzünde düşen cisimler gibi, boşlukta birlikte hareket ederler. Bu nedenle geminin içindekiler ağırlıksızdır. Roket Dünyadan ateşlendiğinde, motorlar gemiyi ve gemideki ekibi iterek harekete geçirirler. Fakat serbest düşmede, ekibi tutan ya da iten bir etki yoktur. Bu ise bir ağırlıksız durumdur. 1687&#8242;de Isaac Newton kütlelerin evrensel çekim kuramını yayımladı. Newton, gezegenlerin ve Ayın hareketini, denizlerdeki gelgit olayını bu kuramında açıklamayı başarmışt ı. 200 yıl boyunca bu kurama yeni bir şey eklenemedi.<br />
XX. yüzyılda ise Albert Einstein yerçekimi hakkındaki bütün bilgileri altüst etti. Einstein, kütlelerin çekim kuvvetlerinin zaman ve yer ölçmeleri üzerinde etkisi olduğunu gösterdi. Ornek olarak, ışık ışınlarının kütlelerin yakınından geçerken doğru çizgiden saptırılacağını ileri sürdü. Bu savın doğruluğu daha sonra astronomi uzmanlarının gözlemleriyle doğrulanmıştır. Bilim adamları bu amaçla Güneşe yakın yıldızları gözlediler. Güneş bu yıldızların önünden geçerken, onlardan gelen ışınların bükülmesine yol açar. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yercekimi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yeldeğirmeni</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yeldegirmeni.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yeldegirmeni.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 13:01:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5705</guid>
		<description><![CDATA[Yeldeğirmeni, rüzgar enerjisini kullanarak, tahıl tanelerini öğüten, su pornpalavan. odun kesen, tohumlardan yağ çıkaran hatta elektrik üreten bir makinedir. Yeldeğirmenlerinde rüzgarı tutan bir dizi kanattan oluşan bir düzenek vardır. Kanatlar çoğunlukla kumaş ya da tahtadan yapılır ve bir şaft üzerine yerleştirilmiş tahta kollar üzerine gerilir. 1000 yıllarında Iran&#8217;da kullanılan ilk yeldeğirmenlerinin dingilleri dikeydi. Rüzgar estiği [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yeldeğirmeni, rüzgar enerjisini kullanarak, tahıl tanelerini öğüten, su pornpalavan. odun kesen, tohumlardan yağ çıkaran hatta elektrik üreten bir makinedir. Yeldeğirmenlerinde rüzgarı tutan bir dizi kanattan oluşan bir düzenek vardır. Kanatlar çoğunlukla kumaş ya da tahtadan yapılır ve bir şaft üzerine yerleştirilmiş tahta kollar üzerine gerilir. 1000 yıllarında Iran&#8217;da kullanılan ilk yeldeğirmenlerinin dingilleri dikeydi. Rüzgar estiği zaman,yeldeğirmeninin kollarını itivor. kollar da dingilin dönmesini sağlıyordu. Ancak bu ilk yeldeğirmenleri yatay bir daire çizerek dönmekteydiler. Bir ucundan öğütme taşlarına bağlı olan dingil döndükçe, taşların da dönmelerini sağlıyor, böylece taşlar arasındaki tahıl taneleri öğütülmüş oluyordu. Yatay yeldeğirmeni denilen bu tür yeldeğirmenleri Çin&#8217;de hala kullanılmaktadır. <span id="more-5705"></span><br />
Avrupa&#8217;daki yeldeğirmenleri dikey çalışan değirmenlerdir. Bu yeldeğirmenleri ilk kez Xll. yüzyılda kullanılmışlardır. Yeldeğirmenlerinin kanat bölümleri dönerken dikey bir daire çizerler. 6-12 metre uzunluğunda, dört ile sekiz arasında değişen kolları vardır. Kollar, değirmenin gövdesine yerleştirilmiş olan yatay bir ok üzerine takılmışlardır. Ok, değirmenin altında yer alan değirmen taşlarına dişlilerle bağlanmıştır. Bu tür yeldeğirmenleri. Hollanda&#8217;da. İngiltere&#8217;de. Almanya&#8217;da ve Fransa&#8217;da çok yaygındı. Amerika&#8217;ya yerleşen ilk göçmenler de bu tür yeldeğirmenlerini kullanmışlardır.<br />
Yeldeğirmeninin kanatları kollarla belli bir açı oluşturacak biçimde takılırlar. Böylece rüzgar, kanada belli bir noktadan çarpıp onu iter. Kanatlar bu açıya göre takılmasalar, rüzgarı baştan almış olurlar ve bu nedenle sadece geriye doğru itilirler. Bunun sonucu olarak da dingil dönmez. Rüzgarın tüm gücünden yararlanabilmek için yeldeğirmenleri rüzgara tam dönük olarak yapılır. Rüzgar yön değiştirdikçe, yeldeğirmeninin de döndürülmesi gerekir. Alman yeldeğirmenlerinde, değirmenin bütün gövdesi, tabanı üzerinde döndürülebilir. Hollanda yeldeğirmenlerinde ise, değirmenin yalnız üstteki kule bölümü döndürülür ve bu kesime bağlı olan kanatlar da birlikte dönerler.<br />
Her iki tür yeldeğirmeninde de döndürme işi önceleri elle vapıhrdı, Ancak, 1745 yılında Edmund Lee adlı bir Ingiliz, kanatları rüzgar yönünde tutmaya yarayan pervanevi bulunca, bu işlem ortadan kalktı. Edmund Lee&#8217;nin bulduğu pervane, değirmenin arkasına kanatlarla dik açı oluşturacak biçimde takılrnaktavdı. Pervane, kanatların rüzgarla birlikte dönmesini sağlayan bir radar görevini görmekteydi. Daha sonraki yıllarda, yeldeğirmenleri daha da geliştirildl. Ancak, XiX. yüzyıldan sonra veldeğirmenlerinin yerini buharla çalışan makineler aldı. Yeldeğirmenleri günümüzde de kullanılmaktadır. Özellikle, enerji kaynakları yetersiz olan ülkelerde yeldeğirmenleri yararlı olmaktadır. Ispanya&#8217; da, üçgen kanatlı yeldeğirmenleri kullanılır.<br />
Rüzgar enerjisinden, sürekli rüzgar alan ve öteki enerji kaynaklarının pahalı olduğu bölgelerde yararlanılır. Son yıllarda, uçak pervanelerine benzer kanatları olan yeldeğirmenleri yapılmıştır. Bu yeldeğirmenleri çiftliklerde elektriküretimi için kullanılmaktadır. Örneğin, Sovyetler Birliğinde. her biri 4 kilovatlık enerji üreten 30000 yeldeğirmeni vardır. Yeryüzündeki en büyük yeldeğirmeni 12 megavatlık enerji üretebilir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yeldegirmeni.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yay</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yay.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yay.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:59:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5703</guid>
		<description><![CDATA[Yay, bir kuvvetin etkisiyle biçim değişikliğine uğrayan ve kuvvet kalktığında tekrar ilk durumuna dönebilen madenden yapılmış bir makine parçasıdır. Bir bisiklet selesinin altına bakılırsa burada bir ya da birkaç yay görülür. Bunlar, kalın maden telden yapılmış sarmal yaylardır. Yay, selenin altına, onu tutacak biçimde yerleştirilmiştir. Üzerine oturulduğunda sele aşağıya iner ve yayın boyu kısalır. Seleden [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yay, bir kuvvetin etkisiyle biçim değişikliğine uğrayan ve kuvvet kalktığında tekrar ilk durumuna dönebilen madenden yapılmış bir makine parçasıdır. Bir bisiklet selesinin altına bakılırsa burada bir ya da birkaç yay görülür. Bunlar, kalın maden telden yapılmış sarmal yaylardır. Yay, selenin altına, onu tutacak biçimde yerleştirilmiştir. Üzerine oturulduğunda sele aşağıya iner ve yayın boyu kısalır. Seleden kalkıldığında ise yay tekrar seleyi yukarı iter. Bu itme, yay ilk boyunu kazanınca durur. Bisikletle giderken yolda bir tümsek üzerinden geçildiğinde benzer bir durum ortaya çıkar. Bu kez türnsek, tekerlekleri ve bisikletin kadrosunu yukarı iter. Kadro sele altındaki yayın alt ucuna bağlıdır. Bu nedenle yayalt ucundan itilir ve boyca kısalır. Fakat yayın üst ucuna ve ona bağlı seleye doğrudan bir itme olmaz. <span id="more-5703"></span><br />
Böylece bisikleti kullanan kişi yoldaki tümseğin yol açtığı sarsıntıyı. çok az duyar. Yay bu sarsıntının büyük bir bölümünü emmiştir. Bisiklet tümseği geçtikten sonra yay tekrar ilk uzunluğuna döner. Bu örnek, yayların ne kadar kullanışlı olabileceğini göstermektedir. Yaylar birçok makine ve aygıtlarda kullanılmaktadır. Otomobil ve uçak gibi büyük taşıtlarda darbe ve çarpmaları vumuşatmak için gereklidir.<br />
Günlük yaşamda, yaylara geniş ölçüde rastlanabilir.Bisiklet selesi altında bulunan yaylara sarmal yay denir. Burada maden sarmal biçiminde sarılmıştır. Bu tür yaylarda sarımlar arasında boşluklar vardır. Yayın uçlarından bastırılınca sarımlar birbirine daha çok yaklaşır. Dolayısiyle, yayın boyu kısalır. Buna yayı sıkıştırma işlemi denir. Sıkıştirmalı yaylardan başka genleşmeli yaylar da vardır. Bunlarda sarımlar arasında boşluk olmaz. Bu nedenle ancak iki ucu dışa doğru çekerek yayın boyu açılır. Buna yayı açma işlemi denir. Bazı binaların kapılarında genleşmeli bir yay bulunabilir. Yayın bir ucu kapram altına ya da üstüne bağlanmış, diğer ucu da duvarda, kapıya yakın bir yere tutturulmuştur. Kapı açılmak istendiğinde yayın boyu uzar. kapı serbest bırakılırsa, uzam ış yayeski durumuna dönmek üzere hareket eder ve kapıyı da çekerek kapatm ış ol ur.<br />
Bazı yaylar hem çekme, hem de itme kuvveti verebilirler. Her iki durumda da esnek bir kuvvet söz konusudur. Bu esnek kuvvet yayın boyca kısalma ya da uzama ölçüsüyle orantılıdır. Uzama büyüdükçe, yayın çekme kuvveti artar.Bu bağıntıya, onu ilk ortaya koyan bilim adamının adı verilmiş ve Hooke kanunu denmiştir.<br />
Yaylar her zaman Hooke kanununa uymazlar. Belirli bir esnek sınmn ötesine kadar çekilen yay bir daha ilk durumuna dönemez ve bozulur.<br />
Bir yay sıkıştırılır ya da açılırken, bir esnek enerji depo eder. Bu enerjiye iş yaptırılabilir;cisimleri iterek ya da çekerek onları harekete sokabilir. Yay, ilk durumuna dönmesi için serbest bırakıldığı anda depolanmış olan enerji kullanılabilir. Bu durumda esnek enerji hareket enerjisine dönüşrnüş olur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yay.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yaprak</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/5697.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/5697.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:54:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5697</guid>
		<description><![CDATA[Yaprak, bitkilerde solunum, terleme ve karbon özümlemesi gibi olayların meydana geldiği bölümdür. Yaprakların çok çeşitli biçimleri vardır. Çok büyük yapraklar olabildiği gibi, minik vapraklara da rastlarur. Ayrıca, yumuşak, sert, tüylü ve hatta dikenli yapraklar da görülür. Bazı yapraklar yenilebildiği halde, bazıları zehirlidir. Bütün bu yapısal farklılıklara karşın tüm yapraklarda ortak özellikler vardır.Bazı bitkiler, örneğin mantarlar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yaprak, bitkilerde solunum, terleme ve karbon özümlemesi gibi olayların meydana geldiği bölümdür. Yaprakların çok çeşitli biçimleri vardır. Çok büyük yapraklar olabildiği gibi, minik vapraklara da rastlarur. Ayrıca, yumuşak, sert, tüylü ve hatta dikenli yapraklar da görülür. Bazı yapraklar yenilebildiği halde, bazıları zehirlidir. Bütün bu yapısal farklılıklara karşın tüm yapraklarda ortak özellikler vardır.Bazı bitkiler, örneğin mantarlar yapraksızdır. Ancak, hemen hemen bütün öteki bitkilerin yaprakları vardır. Çoğu bitkilerin yaprakları, bitki sapı üzerinde yer aldıkları için topraktan yüksektedirler. Bu tür yaprakların görevi fotosentez yoluyle besin hazırlamaktadır.Bitkiler, genellikle, yaprakları ışık alacak biçimde gelişirler. Çoğu yapraklar yeşildir. Yaprakların yeşil rengi,içerdikleri klorofil denilen boya maddesinden ileri gelir. Klorofil, fotosentez olayında önemli bir roloynar. Bitkiler fotosentez yoluyla Güneş enerjısinden yararlanarak besin hazırlarlar.<span id="more-5697"></span><br />
Glikoz (bir tür şeker) denilen besin maddesi, karbon dioksit ve sudan yararlanılarak oluşturulur. Yaprak, karbon dioksiti havadanalır. Su ise topraktan elde edilir ve bitkinin köklerinden geçerek vapraklara ulaşır. Bu işlem sonucu ortaya çıkan bir yan ürün olan oksijen, havaya karışır. Bitkiler, havaya oksijen vererek, hava içindeki oksijen oranının dengeli bir biçimde korunmasına katkıda bulunurlar. Hemen hemen bütün canIı varlıklar yaşamak için oksijene gereksinme duyarlar.<br />
Yaprakların gaz alışverişi için yararlandıkları basit bir solunum sistemleri vardır. Bu solunum sistemi gözenek denilen çok küçük delikçiklerden oluşur. Hava, gözenekler içine sürekli olarak girer çıkar. Karbon dioksit hücreler tarafından soğurulur ve oksijen havaya geçer.Ayrıca, yapraklardan su buharı biçiminde biraz da su çıkar. Yapraklardan bu yolla su çıkmasına terleme denir. Her gözenek, koruyucu hücreler olarak adlandırılan birtakım hücrelerle çevrilidir. Bu hücrelerin büyüklüğü değişebildiği için, genişlevip, daraldıkça gözenekler de açılıp, kapanırlar.Tropikal bölgelerde hava çok nemlidir. Başka bir devişle havada büyük ölçüde su buharı vardır. Bu nedenle,nemli olan bu hava, yapraklardan fazla su buharı alamaz.<br />
Bu durumda yapraklar, atmak istedikleri suyu sıvı biçimde gözeneklerden çıkarırlar. Birçok tropikal bitkide gözenekler sürekli olarak açıktırlar. Yapraklardan su atıldığı ya da fotosentez nedeniyle su harcandığı zaman, bitkiye kökler aracılığı ile biraz daha su alınfr. Bu su, saplardan ve yapraklardan su ileten özel borucuklar içinde geçerler. Bitkilerde, fotosentez yoluyle hazırlanan besinleri bitkinin öteki kesimlerine ileten bir başka damar sistemi daha vardır. Bütün bu damarcıklar yapraklara tipik özellikleri olan damarlı bir görünüm verirler.<br />
Bazı yapraklarda, örneğin uzun ve dar olan otlarda damarlar, yaprakların kenarlarına paralel olarak uzarurlar. Öte yandan, rneşe ve akçaağaç gibi bazı ağaçlatin yapraklarında damarlar, bir noktadan yelpaze gibi dışa doğru açılırlar. Bu özellik birçenekli bitkiletle ikiçenekli bitkileri ayırt eden önemli bir özelliktir. Ot ve zerrin gibi birçenekli bitkilerdeki yaprakların her iki yüzünde de gözenekler ve klorofil vardır. Oysa ikiçenekli bitkilerin yapraklarında klorofil içeren hücreler üstte, gözenekler ise çoğunlukla altta olurlar.<br />
Yaprakların en dışında bulunan katmana üstderi denir. Bu katman, yaprakları kurumaktan koruduğu için önem taşır. Üstderide, kütin denilen bir madde bulunur. Kütin Güneş ışığının yaprak içine girmesine elverişli olduğu gibi, aynı zamanda suyun yaprak dışına çıkmasını da önleyici yapıdadır. lkiçenekli bir bitkinin yaprağında, kütin maddesi yaprağın yalnız üst yüzünde yer alır.Örneğin çobanpüskülü yapraklarının üst yüzleri sert ve parlak, alt yüzleri ise yumuşaktır. Geniş yassı kesimlerine yaprak ayası denir. Yaprak ayası, sapa, yaprak sapı denilen bir bölümle bağlıdır. Ancak, bazı yapraklar, özellikle birçenekli bitkilerin yaprakları doğrudan doğruya sapla birleşirler. Yaprağın, bitki sapıyle birleştiği kesime düğüm denir. Yaprağın birleşme noktasında, çoğunlukla bir tomurcuk bulunur. Yapraklar, bitki sapı üzerinde belli bir biçimde dizilmişlerdir. Bazı bitkilerde,örneğin,meşelerde, karaağaçlarda ve elma ağaçlarında, her düğümden bir yaprak çıkar. Bu yapraklar bitki gövdesinin bir sağ yanında, bir sol yanında olmak üzere dizilirler. Gül ağacı gibi bazı bitkilerde, tek bir yaprak dizisi vardır. Ancak yaprakların biri sağ, biri sol yana eğimli olarak gelişirler. Bu yaprak dizisini birleştiren bir çizgi çizildiğinde yaprakların bitki sapı çevresinde sarmal bir biçimde dizildikleri görülür. Karanfil ve akçaağaç gibi bitkilerde, bitki sapının iki yanındaki düğümde iki yaprak çıkar. Yaprakların en az rastlanan diziliş biçimi, her düğürnde birkaç vaprağın yer aldığı biçimdir. Zambak yaprakları bu biçimde dizilirler.<br />
Yaprakların biçimleri de çeşitlilik gösterir. Basit yapraklarda, her yaprak sapında tek bir yaprak yer alır. Bileşik yapraklarda ise, bir yaprak sapında birkaç yaprakçık yer alır. Kestane ağaçlarıvla bezelye familyasından bitkilerin bileşik yaprakları vardır. Bir bileşik yaprak kimi zaman birkaç yaprak taşıyan bir bitki gibi görülebilir. Ancak, bileşik yapraklarda, saplarda oldugu gibi tomurcuklar yoktur. Botanik uzmanları, bir bitkiyi tanımak için yapraklarının özelliklerini incelerler. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/5697.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yanardağ</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yanardag.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yanardag.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:51:32 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5695</guid>
		<description><![CDATA[Yanardağ yeraltında bulunan ergimiş maddelerle yanar gazların verkabuğundan püskürdüğü çatlak ya da yarıklara denir. Ergimiş maddelerin (lavların) püskürdüğü vanardağ ağzma krater adı verilir. Kraterler volkan bacası denilen kanallarla iç bölümlere bağlanır.Yanardağlara volkan adı da verilir. Bu isim Sicilya yakınında bulunan Lipari adalarından biri olan Vulcano adasınm adından alınmıştır. Bu adadan sürekli olarak duman ve buhar [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yanardağ yeraltında bulunan ergimiş maddelerle yanar gazların verkabuğundan püskürdüğü çatlak ya da yarıklara denir. Ergimiş maddelerin (lavların) püskürdüğü vanardağ ağzma krater adı verilir. Kraterler volkan bacası denilen kanallarla iç bölümlere bağlanır.Yanardağlara volkan adı da verilir. Bu isim Sicilya yakınında bulunan Lipari adalarından biri olan Vulcano adasınm adından alınmıştır. Bu adadan sürekli olarak duman ve buhar çıktığından eski Roma&#8217;da bu adanın Ateş Tanrısı Volkan&#8217;ın evi olduğu kabul edilirdi. M.O 6000 yıllarında yapılmış bir yanardağ resmi ise Türkiye&#8217;de Çatalhöyük&#8217;te bulunmuştur.Günümüzde etkin olan birçok yanardağ vardır. Bilim adamları bu vanardağları inceleyerek yerkabuğunun içyüzünü öğrenmeye çalışırlar. Yanardağlar verkabuğunun içinden kopan kaya ve gaz kitlelerinin yüzeye fırlatıldığı yerlerdir. Genellikle vanardağların dışarıya fırlattıkları ka. yalar kızgın ya da ergimiş durumdadır ve bunlara <span id="more-5695"></span><br />
bilim dilinde magma adı verilir. Magma, çeşitli gazların karışımından ya da ergimiş maden ve kayalardan oluşur.<br />
Yanardağlarm oluşumunu açıklamak için önceleri verkabuğunun içinin kızgın kaya ve gazlardan oluştuğu kabul edilmişti. Yerkabuğunun zayıf olduğu yerlerden bu kızgın kitlelerin yüzeye çıktığı düşünülmüş ve buna ilk ateş kuramıadı verilmişti.<br />
Ancak daha sonraları vanardağların püskürttüğü maddelerin sadece 32 km. derinlikten ve verkabuğunun yüzeye yakın bölümlerinden geldiği anlaşılmıştır. Günümüzde Dünyanın büyük bölümünün katı kaya kitlelerinden oluştuğu bilinmektedir. Yeryüzünün sadece merkezinde bulunan çekirdeği sıvı durumdadır. Magmanın da verkabuğunun kalın ve katıkatmanından geldiği düşünülmektedir,<br />
Kayaların nasıl ergimiş duruma dönüştüğü ve bunların yüzeye püskürtülmesine yol açan etkenin ne olduğu sorularına cevap verebilmek için vanardağların neden meydana geldiğini ve bunların Dünyanın netelerinde bulunduğunu bilmek gerekir. Yanardağlar belli kuşaklar içinde bulunurlar.Volkanik kayalar Yanardağlar genellikle koni biçimindedir. Yanardağlar öbür dağlardan içerdikleri kayaların türüne göre ayrılırlar. Volkanik kayaların en önemlisi lavlardır. lav yüzeye ulaşan magmaya verilen addır; ancak içindeki eriyik, gazlar çok azalmıştır. Yüzeye ulaşan lavlar soğuyarak katı kaya kitlelerine dönüşürken gazların çoğu serbest kalır. Magma ve lav genellikle kristal durumda madenler içerir. Lav kızgınken kristaller bütünüyle eriyik durumdadır. Lav soğudukça kristaller de avrışmava başlar. Soğuma yavaş olursa kristaller 2,5 santimetre uzunluğa ulaşabilirler. Soğurna çabuk olursa kristaller fazla avrışamaz ve lav, camı andıran bir katı maddeye dönüşür.<br />
Bu cam görünüşlü volkanik kitle iki çeşittir. Birincisine süngertaşı adı verilir ve lavların henüz gaz kabaterklan çıkarken soğuması ile meydana gelir. Gaz kabarcıkları katılaşan lav üzerinde delikler oluşturur. Süngertaşı gri renkte bir kayadır ve fazla agır degildir. Delikleri içine hava girdiği için su yüzeyinde kalabilir.Süngertaşı bileycilikte aşındırıcı madde olarak kullanılmaktadır. Ikincisi isedoğal cam adı verilen kitledir. Lav daha çabuk soğuduğu zaman içinde biraz .gaz kalır. Böylece oluşan doğal cam siyah cama benzer, çok keskin ve parlaktır. Binlerce yıldan beri bu madde bıçak ve mücevher yapımında kullanılmaktadır.<br />
lavların içerdiği en küçük tanecikler volkanik küllerdir. Küller patlama sırasında havada çok yükseklere püskürtülebilir ve rüzgarla çok uzaklara iletilebilir. Bazen bu tanecikler her tarafa yayılır ve yeryüzüne düşmeden önce havada Güneş ışığını yansıtarak renk kuşakları oluşturur. Yanardağ konisi lavların çıktığı bir ağız ya da krater çevresinde meydana gelir. Bazen lavlar çok yavaş soğur ve katı kaya kitlelerine dönüşmeden önce geniş arazi parçalarına yayılır. Böyle durumlarda koni oluşmaz. Bunun yerine bir düzlük ya da lav gölü meydana gelir. Bu alanlar binlerce metre derinlikte ve kilometrelerce genişlikte olabilir.<br />
Yeryüzünde birkaç bin yanardağ bulunmaktadır, Buriların yalnız dörtte biri sönmemiş durumdadır. Uzun zaman etkinlik göstermemiş yanardağlar sönmüş kabul edilir. Ancak, özellikle deniz yüzeyinde yeni vanardağlar oluşmaktadır. Son yıllarda denizaltında SO&#8217;den fazla yanardağ bulunmuştur.<br />
Tarihteki en büyük patlama ıtalya&#8217;daki Vezüv yanardağında olmuştur. Once bu vanardağın sönrnüş oldugu düşünülmüş, ancak 79 yılında yanardağ aniden patlamıştır. Çevresinde bulunan kentler örneğin Pompei çok kalın kaya ve kül katmanları ile örtülmüş, ancak 1 500 yıl kadar sonra bulunabilmişlerdir. Bir başka büyük patlama da Cürıevdoğu Asya&#8217;da bulunarı Indonezya&#8217;nın volkanik adalarından Krakatoa&#8217;da olmuştur. Olay 1883 yılının ağustos ayında meydana gelmiş ve patlama binlerce kilometre uzaklıktan duyulmuştur. Adayı çevreleyen denizde sular büyük ölçüde yükselmiş ve kıyılarda yaşayan 36000 insanın boğulmasına yol açmıştır. Daha sonra patlamanın meydana getirdiği etkiler bilim adamları tarafından incelenmiştir. Türkiye de deprem kuşağı üzerinde bulunmaktadır. Şimdiye kadar Türkiye&#8217;de meydana gelen depremlerin en şiddetlisi 1939 yılında Erzincan&#8217;da görülmüş ve bu depremde 32 372 kişi ölmüştür.<br />
Yanardağların bazı kuşaklar üzerinde toplanmış olduğu görülür. Ateş çemberi adı verilen bir kuşak Büyük okyanusu çevreler. Bir başka kuşak ise doğudan başlayarak Indonezya ve Akdeniz üzerinden batıya doğru uzanır. Üçüncü kuşak ise Atlas okyanusunun kuzey-güney doğrultusunda bulunur.Gelecekteki dağlar: Bu kuşaklar üzerinde yerkabuğu yer yer yükselmekte ve şekillerıerek ıtalya, Indonezya ve orta Amerika gibi bölgelerde yeni dağlar oluşturmaktadır. Bunun sonucu olarak gelecekte Himalayalar ve Alpler gibi yeni sıradağlar meydana gelecektir.<br />
Yer hareketleri sonucu verkabuğunda kırı Imalar meydana gelmektedir. Yanardağların bir kuşak üzerinde dizilmelerinin nedeni de budur. Bir başka neden de verkabuğunun yüzeye yakın katmanlarının 40 km. kadarlık bölümünde fazla ısınmaların meydana gelmesidir. Böylece yüzeye yakın kayalar ergimiş duruma dönüşmekte ve yerkabuğundaki kırıklardan yüzeye atılmaktadır.Fazla ısınmanın yeraltındaki radyoaktif madenlerle ilgili olduğu sanılmaktadır. Bu madenierin tanecikleri ayrışırken büyük ısılar meydana gelir. Ayrıca kayalar içinde sıkışmış gazlar da birbirleriyle karışarak ısı oluşturabilirler. Ancak ısının büyük bölümü sürtünme sonucu oluşmaktadır. Yerkabuğu çeşitli katmanlardan meydana gelmiştir. Bu katmanlar çok yavaş hareket ettikleri halde birbirleriyle büyük bir kuvvetle sürtünmektedirler. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yanardag.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağmur</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yagmur.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yagmur.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:37:40 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5693</guid>
		<description><![CDATA[Yağmur, havadaki buharın su damlaları biçiminde yere düşmesi olayıdır. Yağmur, dünya atmosferinde meydana gelir. Yağmurun ana maddesi küçük damlalar biçiminde oluşan sudur. Bu damlaların çapı 0,20 ile 0,5 santimetre arasında değişir. Yağmur damlaları 1 500 metre yükseklikten yağabilirler. Yeryüzüne ulaştıkları zaman denize, göle, ırmağa, toprağa ya da bir kentin su sarnıçlarına ve kanalizasyon sistemine düşebilider. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yağmur, havadaki buharın su damlaları biçiminde yere düşmesi olayıdır. Yağmur, dünya atmosferinde meydana gelir. Yağmurun ana maddesi küçük damlalar biçiminde oluşan sudur. Bu damlaların çapı 0,20 ile 0,5 santimetre arasında değişir. Yağmur damlaları 1 500 metre yükseklikten yağabilirler. Yeryüzüne ulaştıkları zaman denize, göle, ırmağa, toprağa ya da bir kentin su sarnıçlarına ve kanalizasyon sistemine düşebilider.<br />
Bütün kimyasal bileşikler gibi su da molekül denilen küçük taneciklerden meydana gelir. Su molekülleri birbirlerine yakın durdukları zaman birleşerek su denilen sıvıyı oluştururlar. Ancak, su molekülleri birbirlerinden uzakta duruyorlarsa, su buharını oluştururlar. Bir sıvının buhara dönüş. mesi olayına buharlaşma denir. Bunun tam karşıtı olan olay, yani buharın sıvıya dönüşmesi yoğurılaşma olarak adlandırılır.Bu değişimler sıcaklığa bağlıdır. Bir sıvı ısıtıldığı zaman molekülleri daha hızlı hareket eder ve birbirlerinden daha çok uzaktaşırlar. Birçoğu buharlaşır. <span id="more-5693"></span><br />
Öte yandan, buhar soğuduğu zaman, moleküller bir araya toplanır ve daha yavaş hareket eder. Sıcaklık yeterince düştüğü zaman, buhar molekülleri bir sıvı biçiminde voğunlaşırlar. Yağmur nasıl meydana gelir. Yeryüzünde sürekli bir su buharlaşması vardır. Buharlaşmanın en yoğun olduğubölge, sıcaklığın en yüksek olduğu ekvator kesimidir. Su buharı sudan daha hafif olduğu için atmosfer içinde yükselir. Atmosfer içinde yükseldikten sonra rüzgarlar tarafından çeşitli yerlere taşınır.<br />
Yükseklik arttıkça, hava sıcaklığı azalır. Yükselen havanın sıcaklığı belli bir dereceye düşürüldüğü zaman, içerdiği su buharı YOğunlaşmaya başlar. Havada küçük su damlaeıkiarı meydana gelir. Bu damlacıklar. küçük buz parçaeıkIarına da dönüşebilirler. Böylece bulutlar rnevdana gelir.Bir bulut içindeki vogunlaşma devam ederse, küçük damlacıklar daha büyük damlalara dönüşürler. Bu damlalar yeterince büyük oldukları zaman, buluttan düşerler. Damlalar, bulutun altındaki daha ılık bir hava katmanı içine düştükçe, yeniden buhartaşmaya başlarlar. Bazen, yere düşmeden bütünüyle buharlaşırlar.<br />
Fakat, çoğunlukla yağmur biçiminde yeryüzüne ulaşırlar. Bulutta bulunan buz parçaeıkiarı da yağabilir. Bulutun altındaki hava daha sıcak ise, buz parçaeıkiarı su damlaeıkiarına dönüşür. Bu damlacıklar da yağmur damlalarıyla birlikte yere düşerler.Hava soğuk olduğu zaman, damlalar yeryüzüne dolu olarak düşerler. Kar da soğuk bir buluttaki su damlacıklarının donmasıyle meydana gelir. Yağmur çeşitleri: Yağmurun değişik çeşitleri vardır. Yağmur damlaları yere düştüğü zaman çok küçükse, bu yağmura çiseleme denir. Birdenbire başlayıp kısa Süre yağan yağmura sağanak denir. Sağanaklara kümülüs bulutları yol açarlar. Bunlar, çoğunlukla yassı tabanlı büyük bulutlardır.<br />
Genellikle birbirlerinden ayrı dururlar. Yağmur çoğunlukla, uzun süreli ve belli aralıklarla yağar. Bu tür yağmura katrnan bulutlar yol açar. Gök gürültülü ve şimşekli fırtınalarda yağan yağmurlara ise boranbulut denilen koyu renkli bulutlar yol açarlar.Yağmur yere doğru düşerken, havadan çeşitli maddecikleri de toplar. Böylece atmosferdeki karbon dioksit gazının bir bölümü de yağmurla birlikte yere düşer. Yağmur damlaları. yere düşmeden önce, yerden havalanan toz bulutlarının içinden geçerlerse, çamurlu yağmur yağar. Yağmur damlaları. toz nedeniyle çamura dönüşürler. Çamurlu yağmurlara her yerde rastlanır. Bu tür yağmurlar, tonlarca tozu yeryüzüne getirir. Bazen, havadaki toz kırmızı topraklı bir yerden yükselir. Bu dururnda yağan yağmur damlalarının da kırmızı oldukları görülür.<br />
Yağmur miktarı: Yağmur miktarı, düşen yağmurun yüksekliğinin milimetre cinsinden ölçülmesiyle ifade edilir. Saatte, 2,5-7,5 milimetre yükseklik oluşturacak biçimde yağan yağmur, orta şiddette sayılır. Bu miktarın altındaki yağmura hafif, üstündeki yağmura ise şiddetli yağmur denir. Yağmur miktarını ölçmek için, basit bir yağmur ölçüm aygıtı kullanılır. Bu aygıt ile, belli bir alana yağan yağmurun derinliği ölçülür.Yağmur miktarı mevsime ve coğrafi konuma göre çok değişir. Yeryüzünde hiç yağmur yağmamış olan bazı çöl alanlar vardır. Buna karşılık, Hawaiiye ve Hindistan&#8217;ın kuzeydoğusundaki bazı kesimlere her yıl 1  000 santimetrenin üzerinde yağmur&#8217; düşer. Bu kesimler, yeryüzünün en yağışlı bölgeleridir.<br />
 Bazı bölgelerde, örneğin Avrupa&#8217;da, yağmur her mevsim vağar. Oysa, ekvator çevresindeki tropikal bölgelerde, yağmurun çoğu birkaç ay içinde yağar. Bu döneme yağmur mevisimi denir. Muson vağrnurlannm vağdığr ülkelerde, örneğin, günevdoğu Asya&#8217;da en çok yaz aylarında yağrnur yağar. Bu döneme yağmur mevsimi denir. Muson bölgeleriyle tropikal bölgeler sıcak kesimlerdir. Bu kesimlerde vagrşsız mevsim olmaz. Şiddetli yağmurlar nedeniyle, bu bölgelerde çok gür ormanlar yetişir. Bu ormanlardaki ağaçların yüksekliği 30 metreyi aşabilir.<br />
Büyük kentlere çevrelerinden daha çok vağmur vağar .. Bu durumun bir nedeni hava kirlenmesidir. Kentlerin üzerindeki havada toz ve sanayi ürünü olan çeşitli kimyasal maddeler vardır. Bu maddeler, hava içindeki su buharının voğunlaşıp yağmur damlaeıkiarına dönüşmesine yardımcı olurlar. Havadaki bu maddeler, su buharı moleküllerinin voğunlaşrnasını kolaylaştıran çekirdekler oluştururlar. Yağmur yağdıktan sonra havadaki artık maddelerin bir bölümü yere düştüğü için; içeri doğru estiği kesimlerde, iç bölgelerden daha çok vağar. Rüzgar deniz üzerinde eserken havadaki nemi toplar. Kara, denizlerden daha çabuk ısınıp soğur. Rüzgar, denizden karava doğru estiği zaman, karanın ısısını alır.<br />
Dağlara doğru yükseldigi zaman ise taşıdığı nem nedeniyle, yağmur vağdıran bulutlar oluşur. Rüzgarlar. kıyıdan iç bölgelere doğru gittikçe, içerdikleri nemi yitirirler. Bu nedenle, iç kesimlerde daha az vağrnur vağar. Aynı nedenlerle, iç kesimlerde bulunan bir dağın rüzgar alan yanına daha çok vağrnur vağar. Havanın, dağın öteki yanına geçebilmesi için, yükselmesi gerekir. Bu nedenle, bulutlar dağm rüzgar alan kesiminde oluşurlar ve içerdikleri nemi yağmur biçiminde burada bırakırlar.<br />
Hidrolojik çevrim: Karaya düşen yağmurun çoğu, yeniden denizlere karışır. Karalar ve denizler arasında sürekli bir su akımı vardır. Bu akıma hidrolojik çevrim denir. Bu çevrim yeryüzü ikliminin en tipik özelliklerinden biridir.<br />
Yağmur her zaman yararlı degildir. Aşırı vagmurlar zararlı olabilirler. ırmakların suyunu artıran aşırı yağmurlar taşkınlara yol açarlar. Yağmur, toprağı sürükleyip kayaları aşındırdığı zaman toprak kayması görülebilir. Yağmutlu hava nedeniyle karada ve havada çeşitli kazalar meydana gelebilir. Öte yandan, vağrnurdan elde edilen su, yeryüzündekicanlıların yaşamlarını sürdürebilmeleri için son derece gereklidir. Kuraklık başka bir deyişle yağmursuzluk, ekinlerin, hayvanların ve insanların ölümüne yol açabilir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yagmur.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yağlama</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yaglama.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yaglama.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:33:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[y]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5690</guid>
		<description><![CDATA[İki katı cismi birbirleri üzerinde hareket ettirirken meydana gelen sürtünmeyi gidermek için yapılan işleme yağlama denir. Bir tuğlayı katı bir yüzey üzerinde hareket ettirebilmek için çok çaba harcamak gerekir. Yüzeyler birbirlerinin ileri doğru hareket etmesine karşı direnir. Bu dirence sürtünme denir. Ancak, katı yüzeyin üzerine biraz yağ dökülürse, tuğla çok daha kolay hareket eder. Yağ, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki katı cismi birbirleri üzerinde hareket ettirirken meydana gelen sürtünmeyi gidermek için yapılan işleme yağlama denir. Bir tuğlayı katı bir yüzey üzerinde hareket ettirebilmek için çok çaba harcamak gerekir. Yüzeyler birbirlerinin ileri doğru hareket etmesine karşı direnir. Bu dirence sürtünme denir. Ancak, katı yüzeyin üzerine biraz yağ dökülürse, tuğla çok daha kolay hareket eder. Yağ, sürtünmeyi azaltan bir ara madde görevini görür.Herhangi bir cisim üzerinde en kaygan bir madde bile kaysa, belli bir ölçüde sürtünme meydana gelir. Sürtünmeye yol açmayacak bir yüzey yoktur. Örneğin, çok iyi cilalanmış bir çelik makine parçası mikroskop altında incelendiği zaman, yüzeyinin çeşitli girinti ve çıkıntılarla kaplı oldugu görülür. Bu durum, en düz görünen yüzeylerde bile sürtünme meydana gelmesinin nedenini açıklar.<span id="more-5690"></span><br />
Yaglavıcı madde, yüzeylerdeki bu girinti ve Çlkıntıları doldurur. Ayrıca, ince bir kat halinde, iki yüzeyin arasında yer alarak bunların birbirleri üzerinde kolayca kaymalarını sağlar.Yağlayıcı madde iki yüzeyarasındaki sürtünmeyi azaltır. Sürtünmenin giderilmesi, otomobil ya da uçak motorları gibi hareketli parçaları içeren makinelerde çok önem kazanır. Bu tür makinelerde vağlavıcı maddeler kullanılmazsa, makinenin<br />
ürettiğienerjinin büyük bir bölümünün sürtünme nedeniyle ortaya çıkan direricin önlenmesinde harcanması gerekir. Ayrıca hareketli parçalar, yağlanmadan hareket ettirilirlerse ısınarak aşırurlar.<br />
Bu nedenle, makinelerin bu denli önem kazandığı çağdaş Dünyada, vağlarna işlemi de özen gösterilmesi gereken bir konu olmaktadır. Makinelerin degişik yerlerinde değişik vağlayıcı maddeler kullanılır. xx. yüzyılın başlarında yağlama işlemi, kesin sonuç vermeyen ve rasgele yapılan bir işti. Oysa günümüzde, yağlama başlı başına bir sanat durumuna gelmiştir.<br />
Yağlayıcı maddeler katı, sıvı ya da gaz olabilirler. Bunlar, hayvan ya da bitki yağlarından,petrolden,doğal maddelerden elde edilebilirler ya da laboratuvarıarda çeşitli hammaddelerin kullanılmasıyla yapılırlar.<br />
En önemli vağlavıcı maddeler, petrol sanayiinin yan ürünü olarak elde edilen bazı maddelerdir. Ham petrolün bir bölümünden çeşitli vağlavıcı maddeler türetilir. Bunlar otomobillerde ve uçaklarda kullanılır.Günümüzde sentetik yağlayıcı maddeler de kullanılmaktadır. Bu maddeler daha pahalıya mal olmakla birlikte, yüksek sıcaklıklarda kullanılabildikleri için değerli sayılmaktadırlar. Ayrıca, bu vağlar sıcakhğa bağlı olarak değişseler bile, ya daha incelmiş sıvılara dönüşmekte ya da buharlaşmaktadırlar .<br />
En yaygın olarak kullanılan vağlavıcı maddelere polialkilen glikoller denir. Bunlar, çok çeşitli sıcaklıklara dayanabilirler ve lastiği eritmedikleri için makinelerin lastik kesimlerinde de kullanılırlar. Bir deney sırasında bu maddeler, büyük basınç altında bulunan bir dizi dişli üzerinde kullanılmış, dişliler bir yıl boyunca hiç bir yıpranma belirtisi göstermemişlerdir. Aynı dişliler üzerinde, madensel yağlar kullanılmış, dişliler altı ay içinde aşınmışlardır.<br />
Gres çok önemli bir yağlama maddesidir. Gres, normal sıcaklıkta akıcı değildir. Petrol yağları ya da sentetik vağlarla sabunları kanşurarak elde edilir. Sabun, sünger gibi yağı çeker, Gres makine içinde kullanılırken yağ yüzeye yayılarak yağlayıcı etkisini gösterir. Saburr molekülleri ise makine parçalarının yüzeylerine yapışarak. yağlanmayı güçlendirirler.<br />
Sıvı yağlama maddelerinin kullanılmadığı yerlerde gresler çok yararlı olurlar. Greslerin, sıvı yağlara göre birtakım üstünlükleri vardır. Örneğin, sık sık yenilenmek istemezler.Ayrıca, bir kap içinde rahatça tutulabilirler. Sızıntı yapmazlar. Bu özellik yiyecek ve kumaş gibi çok temiz kalması gereken maddeleri yapan makinelerde daha büyük önem kazanır. Son olarak, gresler birçok yağdan daha iyi bir korunma sağlarlar.Sıvı yağların üstünlükleri ise, kolav boşaltıhp doldurulmalarıdır. Bunlar yüksek sıcaklıklarda daha iyi sonuçlar verebilirler. Ayrıca, miktarları daha kolay kontrol edilebilir.<br />
Katı yağlama maddelerini kullanmak zordur. Fakat, bu maddeler, sıvı yağlama maddelerinin ayrıştığı yüksek sıcaklıklarda, özelliklerinden hiç bir şey kaybetmezler. Madensel yağlama maddeleri grafit, talk, (magnezyum silikat), sabun tozu ve, mikadır. Son zamanlarda, yağla karıştırılmış metal tozları da kullanılmaktadır. Katı bir yağlama maddesi olan molibden disülfit çok farklı sıcaklıklarda uygulanabilir. Yağlama işlemlerinde kullanılan gazlar arasında hidrojen ve hava vardır. Son yıllarda, sanayide, hava yağlamasından yararlanılarak bazı önemli gelişmeler sağlanmıştır. Makine parçalarında hava ile yağlanan yataklar kullanılmaktadır. Bu yönteme özellikle bileme makinelerinde başvurulur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/yaglama.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vida</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/vida.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/vida.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:30:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[v]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5688</guid>
		<description><![CDATA[Vida, döndürülerek bir yere sokulan burmalı çivilere denir. Vidalara günlük yaşamda kullanılan çeşitli eşyalarda sık sık rastlanabilir. Iki cismin birbirine tutturulması çoğu kez vidalarla sağtanır.Çeşitli boy ve biçimde vidalar vardır.Vidalardaki sarmal biçimli çıkıntılara diş adı verilir. Iki diş arasındaki uzaklığa ise vida adımı denir. Vidanın bir ağaç parçasına döndürülerek sokulması sırasında, tam bir dönme yapmasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Vida, döndürülerek bir yere sokulan burmalı çivilere denir. Vidalara günlük yaşamda kullanılan çeşitli eşyalarda sık sık rastlanabilir. Iki cismin birbirine tutturulması çoğu kez vidalarla sağtanır.Çeşitli boy ve biçimde vidalar vardır.Vidalardaki sarmal biçimli çıkıntılara diş adı verilir. Iki diş arasındaki uzaklığa ise vida adımı denir. Vidanın bir ağaç parçasına döndürülerek sokulması sırasında, tam bir dönme yapmasıyla vidanın ağaç içinde alacağı yol vida adımına eşittir. Çoğu vida türleri kılavuz çekilmiş bir delikten geçirilir. Kılavuz çekilmiş delik, çeperine diş açılmış delik demektir. Vida, çevrildikçe deliğe girer. Vidadaki dişler deliğin çeperinde açılmış olan diş yuvalarına sıkıca geçer. Bu tür vidalar çoğunlukla madensel parçaları birbirine bağlamakta kullanıIır. <span id="more-5688"></span><br />
Bazı vidalar birbirine baglanmak istenen ağaç ya da demir parçaların hazırlanmış olan deliklerinden geçirilerek, uçlarına da somun denilen, çeperine diş açılmış küçük, madensel bir parça takılip sıkıştırılarak kullanılır. Başları iri ve çoğunlukla köşeli olan ve sornunla birlikte kullanılan butür vidalara cıvata denir. Vida ve diş çekilmiş delikler kullanılarak bağlanan parçalar kolayca takılıp çıkanlabilir.<br />
Vidalar aynı zamanda ağaç parçalarını birbirine bağlarnakta kullanılır. Ağaç vidalarının sivri uçları ve keskin dişleri vardır. Ağaç vidası kullanılacagı zaman, vidarun gireceği yerde matkap gibi bir aygıtla küçük birdelik açılır. Böylece vidanın dişlerini ağaca geçirebilmesi kolavlaştmlrnış olur. Ağaç vidaslnıri keskin dişleri ağaç içinde kendisine diş yuvası açabildiğinderı. böyle durumlarda kılavuz çekilmiş deliğe gerek yoktur. Yumuşak maddelerdekendi diş yuvasını kendisi açabilen böyle vidalara kendiliğinden kılavuzlu vida denir.<br />
Bazı vidaların başında bir yarık bulunur. Bunlar bir tornavida ile çevrilerek takılır. Bazı vidaların başında ise X biçiminde bir yarık vardır. Bunların çevrilip sıkıştırılabilmesi için, uçlarının enine kesiti X biçiminde olan yıldız tomavidalann kullanılması gerekir.Vidalar, parçaları birbirine bağlamaktan başka işlerde de kullanılır. Vida, bir makine olarak da iş görebilir. Makinelerde temel amaç, küçük bir güçle büyük bir yükü hareket ertirmektir. Bu eylem sırasında, büyük yükü kısa bır .yol boyunca hareket ettirebilmek için, küçük gücün büyük bir uzaklığı aşması gerekir. Bu ilkenin uygulanması, agır yükleri kaldırmakta kullanılan krikolarda görülebilir.Otomobil krikosu dev bir vida gibidir.<br />
Vidanın bir tam dönüşü otomobili bir miktar kaldırır (otomobilin kaldırıldığı yükseklik vidanın adımına eşittir). Gemi pervaneleri de birer vidadır. Pervanenin her kanatçrğı bir vidadaki sarmal çıkıntılardan birinin bir bölümü olarak kabul edilebilir. Pervanenin katı bir madde içinde vida gibi ilerlediği düşünülürse tıpkı bir vidada oldugu gibi, pervanenin bir tam dönüşü ile adıma eşit ölçüde öne gideceği anlaşılır.Gemi pervanesi suyu arkasına iter. Bu durum ise gemiyi öne hareket ettiren, karşıt yönde bir tepki yaratır. Pervanenin hareketi aynı zamanda önde bulunan suyun basıncını azaltır. Sonuç olarak, daha büyük olan arkadaki basınç, geminin öne doğru itilrnesine yardım eder. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/vida.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Venüs</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/venus.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/venus.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:27:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[v]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5686</guid>
		<description><![CDATA[Venüs, Güneş sisteminde Merkür&#8217;den sonra Güneşe en yakın olan gezegendir. Venüs, yeryüzüne de en yakın gezegendir. Adını Eski Romalıların güzellik tanrıçasından alan bu gezep,en bazen gündüz bile görülebilecek kadar parlaktır.Venüs, Güneşin çevresinde daireye benzer bir yörünge çizerek dolaşır. Venüs&#8217;ün yörüngesi Dünya ile Güneş arasından geçer. Dünyadan değişik zamanlarda değişik biçimlerde görülür. Dünyadan en uzak noktada [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Venüs, Güneş sisteminde Merkür&#8217;den sonra Güneşe en yakın olan gezegendir. Venüs, yeryüzüne de en yakın gezegendir. Adını Eski Romalıların güzellik tanrıçasından alan bu gezep,en bazen gündüz bile görülebilecek kadar parlaktır.Venüs, Güneşin çevresinde daireye benzer bir yörünge çizerek dolaşır. Venüs&#8217;ün yörüngesi Dünya ile Güneş arasından geçer. Dünyadan değişik zamanlarda değişik biçimlerde görülür. Dünyadan en uzak noktada olduğu zaman, disk biçimindedir. Bu sırada, Dünyaya dönük yüzü tümüyle Güneş tarafından aydınlatılır. Dünyaya yaklaşırken, Güneş, Venüs&#8217;ün Dünyadan uzak olan yüzünü aydınlatır. Bu nedenle Venüs Dünyaya en yakın olduğu zaman ince, parlak bir hilal biçimindedir. Venüs&#8217;ün Güneş çevresindeki yörüngesi Dünyanınkinden kısadır. Venüs Güneş çevresindeki turunu 224,7 günde tamamlar. Bu nedenle bir Venüs yılı, 365 gün süren Dünya yılından daha kısadır.<span id="more-5686"></span><br />
Venüs, kalın bulut katmanlarıyla kaplıdır. Astronomi uzmanları, Venüs&#8217;ün yüzeyini basit teleskoplarla inceleyemezler. Venüs hakkında çok yakın zamanlara kadar pek az şey bilinmekteydi. Ancak, uzay gezileri sonucunda bu gezegen hakkında da çeşitli bilgiler toplanmıştır. 1962 yılından beri Amerikan ve Sovyet bilim adamları, uzaya çeşitli ölçüm aygıtları taşıyan küçük uzay gemileri görıdermektedirler. Ayrıca, Venüs&#8217;ün yüzeyine çarpıp geri dönen radar sinyallerinin yardımıyla da birçok bilgiler edinilmiştir. 1974 yılında, Mariner 10 uzay gemisi, Venüs&#8217;ün ilk kez yakından fotoğraflarını çekmiştir.<br />
Venüs&#8217;ün atmosferi, Dünya atmosferinden çok daha kalın ve sıcaktır. Atmosferin iç yüzeyindeki sıcaklık, Dünya atmosferinin iç yüzeyindeki sıcaklıktan 4000C daha fazladır. Ancak, üstteki bulutların sıcaklığı oldukça düşük olmaktadır. Venüs atmosferinin büyük bölümü karbon dioksit gazından oluşur. Ayrıca az ölçüde azot vardır. Oksijen ve su buharı yok denilecek kadar azdır. Venüs&#8217;ü saran bulutlar Güneş ışınlarını yansıtır ve Venüs&#8217;e parlak görünümünü verirler. Bu bulutlar ayrıca Güneş ısısını da tutarak, gezegenin sıcak kalmasını sağlarlar. Bu nedenle Venüs, SOğuk bulutlarla çevrelerımiş bir çölü andırır.<br />
Venüs&#8217;ün çapı 12 320 kilometredir. Kütlesi de hemen hemen Dünyanın kütlesi kadardır. Ancak Güneş çevresinde dolaşırken Dünyadan daha yavaş hareket eder. Venüs&#8217;ün kendi ekseni çevresinde yaptığı bir tur 243 Dünya günü kadar sürer. Bir Venüs günü 243 Dünya gününe eşit olduğuna göre, Venüs&#8217;te iki Güneş doğuşu arasında 243 Dünya günü geçmesi gerekir. Bu da 224,7 Dünya günü süren bir Venüs yılından daha uzun bir süredir. Ancak, Venüs&#8217;teki iki Güneş doğuşu arasında aslında, 118 Dünya günü süren bir zaman farkı vardır. Bunun nedeni Venüs&#8217;ün kendi ekseni çevresinde yaptığı dönüşle Güneş çevresindeki yörüngesinde yaptığı dönüşünün karşıt yönlerde olmasıdır. Bu tür dönüş biçimi başka hiç bir gezgende yoktur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/venus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Vakum</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/vakum.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/vakum.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:24:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[v]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5684</guid>
		<description><![CDATA[İçinde pek az madde bulunan ya da hiç bulunmayan bir ortama vakum adı verilir. Başka bir deyişle vakum, uzayın madde ile dolu olmayan bir bölümüdür. yani boşluktur.Çevrede görülen tüm elsimler maddeden meydana gelmiştir. Madde katı, sıvı ve gaz durumunda olabilir.Örneğin,taş katı, su sıvı, hava ise gaz durumundadır. Her madde uzavda. ölçülebilen bir yer ya da [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İçinde pek az madde bulunan ya da hiç bulunmayan bir ortama vakum adı verilir. Başka bir deyişle vakum, uzayın madde ile dolu olmayan bir bölümüdür. yani boşluktur.Çevrede görülen tüm elsimler maddeden meydana gelmiştir. Madde katı, sıvı ve gaz durumunda olabilir.Örneğin,taş katı, su sıvı, hava ise gaz durumundadır. Her madde uzavda. ölçülebilen bir yer ya da hacim kaplar. Fakat bu, uzavın her bölümünün madde ile dolu olduğunu göstermez. Eğer bir ortamda bulunan madde, oradan bütünüyle uzaklaştırılacak olursa, bu ortam tam bir vakum meydana getirir. Oysa içinde hiç madde olmayan tam bir vakum hiç bir zaman gerçekleşmemiştir. Ancak, içinde çok az madde bulunan kısmı bir vakum meydana getirilmiştir. Kısmı vakumdan bilim ve teknolojideyararlanılır.Doğadada kısmı vakuma rastlanır.Vakumun çok yararlı etkileri vardır. Örneğin. kamışla bir sıvı emildiğinde kamışın içindeki hava dışarı çekilmiş olur.<span id="more-5684"></span><br />
Bunun sonucu kamışın tepesinde kısmı bir vakum meydana gelir. Böylece vakum yardımı ile sıvı kolayca kamışın içinde yükselir.Sıvının kamış içindeyükselmesine yol açan neden, kamışın dışındaki havadır. Çünkü hava kaptaki sıvının yüzeyine baskı yapar. Baskının nedeni, havanın durmadan sıvı yüzeyine çarpançok küçük ve hareketli taneciklerden mevdana gelmiş olmasıdır. Işte böylece sıvı hem vakumun, hem de hava baskısının etkisi ile kamışın içinde yükselmiş olur. Kamışın tepe noktasındaki vakum içinde çok küçük hava tanecikleri bulunur. Fakat bu hava taneciklerinin aşağıya doğru yaptığı baskı sıvının kamış içinde yukarıya doğru yükselmesini engelleyecek kadar büyük değildir.<br />
Elektrik süpürgesi de yukarıdaki ilkelere göre çalışır. Elektrik süpürgesinde kısrni vakum meydana getiren bir pervane vardır. Kısmı vakum elektrik süpürgesinin içindeki havanın dışarı sürüklenmesi sonucunda elde edilir. Böylece toz ve kirler hava ile birlikte elektrik süpürgesinin içine çekilmiş olur.Tam bir vakumun gerçekleşmesi son derece zordur. Oysa, bir yerden katı cisimleri, örneğin bir kitabı uzaklaştırmak kolaydır. Benzer biçimde sıvılar da bir ortamdan kolayca uzaklaştmlabilir. Fakat, gazları, örneğin havayı bulundukları ortamdan uzaklaştırmak zordur. Gazlar. katılar ve sıvılar molekül adı verilen çok küçük tanecikIerden meydana gelmiştir. Fakat, gaz taneciklerinin denetimi, katı ve sıvılarınkinden daha zordur.<br />
Bir gazın molekülleri görülemeyecek ya da tutulamayacak kadar küçüktür. Gaz molekülleri çok hızlı hareket ederler. Geniş ortamlarda bu moleküller birbirlerine değmezler. Bu yüzden gazların bir ortamdan uzaklaştırılmaları çok zordur. Yapay olarak yaratılan her boşluk, kutu ya da şişe gibi kapalı bir kap içinde bulunmalıdır. Eğer kapta sızıntıya yol açacak bir delik varsa, hava tanecikleri dışarıdan kabın içine sızabilirler. Bu durum tam bir vakumun gerçekleşmesini engeller. Doğadaki bazı vakumlar yapay vakumlardan daha iyidir. Buna örnek olarak atmosferin dışındaki boşluk gösterilebilir. Bu boşluk tam denebilecek bir vakumdur. En iyi yapay vakumlardaki madde miktarı atmosferin dışındaki boşlukta bulunan madde miktarlarından milyonlarca defa daha fazladır.<br />
Iyi bir kısmı vakum elde etmek için titiz bir çalışma gerekir. Örneğin, kutu ve şişe gibi, kullanılacak kaplar sıkı sıkıya kapatılmalıdır. Böylece kabın mümkün olduğu kadar az sızıntı yapması sağlanmış olur. Sonra, kabın içinde bulunan maddeyi olabildiğince fazla ölçüde dışarı çıkarmak için bazı araçlar kullanılır. Bu işleme boşaltma adı verilir. iyi bir vakum elde etmek için, vakum pompası kullanılır. Basit bir vakum pompası ile bir kabın içindeki hava ya da öbür gazlar dışarı boşaltılır. Vakum pornpası, havası boşaltılacak kaba lastik bir boru ile bağlanan bir makinedir. Kabın içindeki gaz tanecikleri önce vakum pompasına girerler, sonra dışarıdaki havaya itilirler. Vakum pornpalartnın başka çeşitleri de vardır.<br />
Vakumun ölçülebilmesi için, vakum içindeki hareket eden taneciklerin basınçlarının bulunması gerekir. Gaz basıncı, kabın çeperlerinin her santimetrekaresi üzerine etki eden kuvvet olarak tanımlanır. Bu kuvvet, kap içinde durmadan hareket eden gaz taneciklerinin kabın çeperlerine vurmaları sonucu meydana gelir. Gaz taneciklerinin sayısı ne kadar azsa, gaz basıncı da o kadar düşük olur.iyi bir kısmı vakumda gaz basıncı son derece düşüktür. Bu basınç deniz düzeyindeki atmosfer basıncının milyonda birinden daha azsa da atmosfer dışındaki boşluğun basıncından gene de milyonlarca defa daha büyüktür. Tam bir vakumda hiç gaz basıncının olmaması gerekir.<br />
Radyo ve televizyonlarda kullanılan lambalarda çok ıvlbir vakuma gereksinme duyulur. Bu lambal&#8217;arda elektronlardan meydana gelen akım bir boşluk içinde hareket eder. Elektron akımı, sinyalıerin radyo ya da televizyon aygıtı tarafından alınmalanndan sonra güçlenmelerini sağlar. Eğer elektronlar lamba içinde hava gibi başka maddelere çarpacak olurlarsa, elektron akımı zayıflamış olur. Bu yüzden lambanın içinin çok iyi boşaltılmış olması gerekir.<br />
ilk yapay vakum, bundan 300 yıl önce ıtalya&#8217;da Evangelista Torricelli tarafından gerçekleştirilmiştir. Torricelli. özel bir yöntem uygulamıştır. Bu yöntemde uzun bir cam boru ağır bir sıvı metal olan cıva ile doldurulur. Sonra, cıva ile doldurulmuş olan bu boru, içinde cıva bulunan bir kabın içine baş aşağı verleştirilir. Borudaki cıvanın bir bölümü kabın içine iner, fakat büyük bir bölümü boru içinde kalır. Böylece boru içindeki cıva sütununun üzerinde boş bir ortam meydana gelir. Bu ortam bir vakumdur. Başlangıçta boru civa ile doldurulduğundan bu ortamda hiç hava yoktur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/vakum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Üçüncü Zaman</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ucuncu-zaman.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ucuncu-zaman.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:20:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[uü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5682</guid>
		<description><![CDATA[Üçüncü zaman, günümüzde de devam etmekte olan Dördüncü zamandan bir önceki jeolojik dönemdir. Bu dönem, 70 milyon yıl önce başlamış ve iki milyon yıl önce sona ermiştir. Üçüncü zamanın sonlarına doğru yaşayan birçok hayvan, günümüz hayvanlarına çok benzerler. O dönemde de tıpkı bugünkü gibi çiçekler ve meyveler vardı. Kurbağalar. karakurbağasıgiller, kertenkeleler, yılanlar, kaplanlar ve geyikler [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üçüncü zaman, günümüzde de devam etmekte olan Dördüncü zamandan bir önceki jeolojik dönemdir. Bu dönem, 70 milyon yıl önce başlamış ve iki milyon yıl önce sona ermiştir. Üçüncü zamanın sonlarına doğru yaşayan birçok hayvan, günümüz hayvanlarına çok benzerler. O dönemde de tıpkı bugünkü gibi çiçekler ve meyveler vardı. Kurbağalar. karakurbağasıgiller, kertenkeleler, yılanlar, kaplanlar ve geyikler yaşıyorlardı.Dünya iklimi, bugün oldugundan daha sıcaktı. Dünyanın geniş bir kesiminde tropikal iklim görülüyordu. Günümüzde, yalnız ekvatora yakın bölgeler tropikal iklimin etkisi altındadır. Üçüncü zamanda, bugün kara olan birçok alan denizlerle kaplıydı. Ancak, dönemin sonuna doğru, karalar deniz düzeyinden yükselerek, günümüz kıtalarını oluşturmaya başladılar.<br />
Üçüncü zamanda, geniş dağlık bölgeler meydana geldi. Bu kesimler, yerkabuğu içinden gelen itişlerin etkisiyle yükseldi. Alpler ve Himalayalar bu sırada oluştular.<span id="more-5682"></span><br />
Amerika&#8217;daki Kayalık dağlar ve Ant dağları gibi daha önce de var olan bazı dağlık kesimler, bu dönem içinde daha da yükseldiler. Üçüncü zaman başladığında yeryüzünde yalnız küçük ve ilkel memeliler yaşıyordu. Üçüncü zamanda üç tür memeli gelişti. Örneğin, günümüzde de yaşayan platipus gibi yumurtlayıcı memeliler vardı. Ikinci grup memeliler, günümüzdeki kanguruları andıran keselilerdi. Keselilerin yavruları, iyice gelişene dek annelerinin karınıarında bulunan keseler içinde yaşarlar.<br />
Üçüncü memeli grubu, günümüzdeki eterıliler grubunu oluşturdular. Etenlilerde yavrular, annelerinin karnında gelişirler. Bu sırada yavrular. dölyatağı denilen organ içinde bulunurlar. Dölyatağının ince dokusu yavrunun bağlandığı plasenta denilen bir kesim oluşturur. Yavru plasenta aracılığı ile anne karnındaki besin maddelerinden vararlanır. Üçüncü zamanda yaşayan etenliler arasında dik yürüyen bır tür gerçek maymun vardır. Insanın kökeninin bu gerçek maymuna dayandığı sanılmaktadır. Bu maymunun özellikleri burun uzantısının kısalığı. beyninin oldukça büyük ve zekasının gelişrniş olması, öne dönük gözleri nedeniyle görüş alanının genişliği ve el ve ayaklarını oldukça usta bir biçimde kullanabilmesidir. Ancak koku alma duyusunun yeterince gelişmediği sanılmaktadır. Insansılar diye de adlandırılan bu gerçek maymunun evrimleşmiş türleri günümüzde de yaşamaktadır.<br />
Bazı böcekler de bu zamanın başlarında yaygınlaşmaya başladılar. Bu böcekler arasında, kelebekler, kınkanatlılar, karıncalar ve arılar da vardı. Sözü edilen böceklerin taşıılarına Avrupa&#8217; daki kayalarda rastlanmıştır. Bu taşııların bir bölümü kehribar içine gömülerek çok iyi korunmuşlardır. Kehribar, bazı ağaçların reçinesinden oluşan katı bir maddedir. Üçüncü zamanda yaşayan balıklar da günümüz balıklanna çok benziyordu. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ucuncu-zaman.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uzay Araştırmaları</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uzay-arastirmalari.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uzay-arastirmalari.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:18:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[uü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5679</guid>
		<description><![CDATA[Uzayar aştırmaları, uzayın insanların yararına değerlendirilebilmesi için yapılan incelemelerdir. insanların uzaya olan ilgileri çok eski tarihlere dayanır.İlk insanlar uzaydaki cisimleri şaşkınlıkla gözlemişler. hatta onları Tanrı olarak kutsamışlardır. Bir süre sonra gökcisimlerinin Dünyadan çok uzakta olduğunu saptayan insanlar bunların bulundukları yöreleri, önce gözleriyle, sonra da yaptıkları basit aygıtlarla incelemeye başlamışlardır. Son zamanlarda gerçekleştirilen uzay gezileri de [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzayar aştırmaları, uzayın insanların yararına değerlendirilebilmesi için yapılan incelemelerdir. insanların uzaya olan ilgileri çok eski tarihlere dayanır.İlk insanlar uzaydaki cisimleri şaşkınlıkla gözlemişler. hatta onları Tanrı olarak kutsamışlardır. Bir süre sonra gökcisimlerinin Dünyadan çok uzakta olduğunu saptayan insanlar bunların bulundukları yöreleri, önce gözleriyle, sonra da yaptıkları basit aygıtlarla incelemeye başlamışlardır. Son zamanlarda gerçekleştirilen uzay gezileri de insanların uzayla ilgili meraklarını gidermek için yapılan araştırmaların bir bölümüdür. Bütün bu araştırmalar, insanlığı yeni birçok buluşlara götürmüştür. Ayrıca geçmişte ileri sürülen çeşitli kuramların da yanlış oldukları ortaya çıkarılmıştır.İnsanoğlu uzayaraştırmaları yoluyla sürekli olarak bilgisini genişletmiştir. Matematiğin ve fizik biliminin gelişmesiyle de, uzay hakkında elde edilen bilgiler astronomi bilimi çerçevesi içinde daha iyi değerlendirilmeye başlanmıştır. <span id="more-5679"></span><br />
insanlar, uzay gözlemlerini uzun bir süre gökcisimlerinden gelen ışıkları inceleyerek sürdürmüşlerdir. Bu güç bir işlem olmuştur; çünkü yıldızlardan gelen ışıklar çok zayıftır. Yıldızlar çok uzak mesafelerde oldukları ve ışığın Dünyaya varabilmek için Dünya atmosferinden de geçmesi gerektiği için, gelen ışıkların zayıf olması doğaldır. Atmosfer, ışığın büyük bir bölümünün Dünyaya ulaşmasını engeller. Yıldızlardan gelen ışıklar bir teleskop yardımıyla daha kolay görülebilir. ıtalyan bilim adamı Galileo, 1609 yılında bir teleskop yapmıştır. Galileo,gökyüzünü bir aygıtla inceleyen ilk bilim adamıdır.<br />
Geçen yüzyılda uzaydan gelen ışıklar çeşitli yöntemlerle incelenmeye başlanmıştır. Ayrıca, radyo dalgaları ve X- ışınları bulunmuştur. Uzaydan gelen kozmik ışınlar Dünyaya sürekli olarak çarparlar. Bütün bu ışınlar ve dalgalar birer ışin ım örrıeğidir. Bu ışınımların incelenmesiyle Güneş, Ay yüzeyi, gezegenlerin hareketleri ve çok uzaklardaki çeşitli yıldızlara ilişkin bilgiler edinilmiştir.Ancak Dünyayı saran atmosfer, ışınımın büyük bir bölümünü engellemektedir. Atmosfer, küçük gökcisimlerinin, toz parçacıklarının ve göktaşlarının veryüzüne ulaşmalarını da engeller. Bu cisimler. ancak uzay içinde gözlenebilirler. Bu ne, inceleme yapabilmek için uzava çeşitli aygıtlar ya da insan taşıyan uzay gemileri gönderilir.<br />
Uzaya gönderilen aygıtlar, ışınımı ölçebilirler. Uzaya gönderilen teleskoplar, gezegenlerle yıldızlarm fotoğraflarını yeryüzündeki teleskoplardan daha kolay çekebilirler. Ayrıca, uzay gemileriyle gönderilen robotlar ya da uzayadamları Ayın ve gezegenlerin yüzeyini de inceleyebilirler. Böylece, uzay cisimlerinin yapıları, nasıl meydana geldikleri ve üzerlerinde yaşam olup olmadığı incelenebilir.Uzaya girişi Füzeler, uzay gezileri için çok elverişli aygıtlardır. Roket motoru, yüz yıl kadar önce düşünülmüş olmakla birlikte, uzay roketleri, ancak Ikinci Dünya Savaşından sonra büyük ölçüde geliştirilerek hazırlanabilmiştir. Bundan sonra, içinde çeşitli aygıtlar bulunan insansız uzay araçları inceleme yapmak amacıyla uzaya gönderilmeye başlanmıştır.Başlangıçta bu tür roket uçuşları çok kısa sürmekteydi.<br />
Bu nedenle ölçümler, her defasında birkaç dakika sürebiliyordu. Daha uzun süreli gözlemler yapabilmek ve uzak mesafelere gidebilmek için yapma uydulara gerek vardı. Yapma uydular, insanlar tarafından yapılan ve herhangi bir gezegenin çevresindeki bir yörüngeye yeryüzünden fırlatılarak yerleştirilen aygıtlardır. Bu uydular, Dünyanın çevresinde, atmosfer dışında günlerce, aylarca, hatta yıllarca dolaşabilirler. Ilk yapma uydu, 1957 Ekiminde, Rusya/dan gönderilmiştir. Sputnik 1 adını taşıyan bu uydu, eni bir metreyi bulmayan alüminyum bir kürevdi. Içinde bazı aygıtlar ile ölçümleri yeryüzüne ileten bir radyo vericisi bulunuyordu.<br />
Sputnik 1, bir yörünge izledi. Bu yörüngeye, güçlü bir roket tarafından yerleştirilmişti. Daha sonra motorsuz olarak gezisini sürdürdü. Dünya çevresindeki gezisine hızını pek az yavaşlatarak devam etti. Atmosferin üzerinde olduğu için, hareketini engelieyecek hava katmanlarıyla karşılaşmadı. Saniyede 8 kilometre hızla hareket ederek yörüngesini, bir buçuk saatte tamamlıvordu. Yörüngenin Dünyaya en uzak noktası 934, en yakın noktası ise 224 kilometreydi. Dünyaya en yakın noktadavken atmosfere girebilecek durumdavdı. Zamanla havayla yaptığı sürtünme sonucu hızı yavaşladı. Uzaya fırlatıldıktan birkaç ay sonra, yörüngeden çıktı ve boşluğa yuvarlanarak yandı.<br />
Sputnik 1&#8242;in yörüngesi ovaidi. Dünyanın çevresinde, Dünyanın yerçekimine bağlı olarak dolaşabiliyordu. Ayın Dünya çevresindeki dolaşımı ve gezegenlerin Cüneş çevresindeki gezileri de aynı ilkeye dayanır. Ancak, insan yapısı uyduların yörüngelerinin biçimi ve büyüklüğü uyduyu yörüngeye oturtan roket aracılığıvla yerden saptanabilir.<br />
Sputnik 1&#8242;i 1957 Kasımında fırlatılan Sputnik 2 izlemiştir. Bu uydunun ağrrlığı yarım tonu buluyordu. Sputnik 2, ilk uzay yolcusu olan, Laika adlı bir köpeği taşıyordu. Laika uzayda bir hafta yaşadı. Vücudu, motorları çalışmayan bir uzay gemisindeki herhangi bir nesne gibi ağırlıksızdı. Çesitli aygıtlar, ağırlıksızlığın Laika üzerinde yaptığı etkilerle, Dünyadan fırlatılırken meydana gelen şok durumunu incelediler.<br />
Kaşi&#8217;f 1 adlı ilk A.B.D. uzay gemisi 1958 Ocağında fırlatıldı. Bu uydunun yörüngesindeki en uzak nokta, yeryüzüne 2 560. kilometre uzaklıktaydı. Kaşif 1, Sputniklerden daha küçüktü, Ancak, içindeki aygıtlar çok önemli bir buluşu gerçekleştirdi ler. Kaşif 1&#8242;deki aygıtlar, Dünya çevresinde yer alan Van Alien kuşağını buldular. Bu kuşak, yoğun bir ışınım alanıvdı. Bu tür ışınım alanlarında, Dünyanın manyetik alanı tarafından tutulan kozmik ışınlar vardır.<br />
Uzava gönderilen ilk insan, Sovyet kozmonotu Yuri Gagarin&#8217;dir. Cagariri, 12 Nisan 1961&#8242;de Dünya çevresinde bir tur yaptı. Cagarin&#8217;in gemisi Vostok adını taşıvordu ve ağırlığı beş tona ulaşıyordu. Vostok&#8217;ta yer alan öne dönük rettoroketler, geminin yavaşlamasını sağlıyorlardı. Böylece. Vostok&#8217;un hız azaltarak atmosfere girmesi ve bir paraşütün yardımıyla hızını daha da azaltması gerçekleştirildi. Daha sonra, Cagarin, paraşütle yere atladı. A.B.D.&#8217;ndeki uzay araştı&#8217;rmacıları bu sıralarda, insanlı ro ket uçuşlarıüzerinde çalışıyorlardı. Ancak, bu roketler, Dünya çevresinde tam bir vörünge izlemiyordu. Roketler Florida&#8217;dan başlayıp Atlas Okyanusunu aşan 480 kilometrelik bir kuşak boyunca fırlatılıyordu. Her roket, içinde bir uzayadamı bulunan bir kapsül taşıvordu. Roketin motorudurduğu zaman, kapsül roketten ayrılıyor ve fırlatılmış bir taş gibi yoluna devam ediyordu.<br />
Bu uzay gezileri, Mercury programının bir bölürnüvdü. Aynı programa göre, 1962 Şubatında ilk kez Amerikalı uzayadamı Dünya çevresinde bir yörüngeye oturtuldu. John Clenn adlı bu uzay adamı, Arkadaşlık 7 adı verilen kapsülle Dünya çevresinde üç kere döndü.<br />
Bu kapsülde de, geriye dönüşü gerçekleştirmek için hızı azaltan retroroketler bulunuyordu. Kapsül geniş tabanlı bir koni biçimindeydi. Atmosfere tabanı önde olduğu halde giren kapsülün hızı hava sürtünrnesi nedeniyle daha da azalıvordu. Kapsülün tabanı, sürtünmeden doğan ısıyı engellemesi için yüksek ısıya dayanıklı bir maddeyle kaplanmıştı. Kapsül yere doğru yaklaştığı sırada, bir paraşüt açılıyor ve böylece kapsülün hızı daha da azaltılmış oluyordu. Kapsülokyanusa indikten sonra içindeki uzay adamıyla birlikte bir gemiye çıkarıldı. Aynı yöntem, daha sonraki uzay uçuşlarının tümünde uygulanmıştır. Mercury programını, iki uzayadamının birlikte uçtukları Cemini programı izledi. Soyuz 5 adlı bir Sovyet uzay gemisi ise üç uzayadamını taşıdı. Bütün bu uzay gezileri 1960&#8242;larda yapıldı. Bu dönemde, uzayadamları, uzayda çalışmanın daha elverişli biçimlerini öğrendiler. Örneğin, uzay adamları artık gemiden bir kabloya bağlı olarak ayrılabiliyor. boşlukta bu kablonun yardımı ile gezebiliyorlardı. Ayrıca iki uzay gemisi uzavda kenetlenebiliyor, uzay adamları bir gemiden ötekine geçebiliyorlardı.<br />
Bu dönemde, birçok insansız uzayaracı da uzaya fırlatıldı. Bazıları hava ile i.lgili gözlemler yapıyor, karaların haritalarının çıkarılması için incelemelerde bulunuyordu. Bazıları, örneğin A.B.D.nin Echo 1&#8242;i haberleşme için kullanılıyordu. Bu araç, 1960 Ağustosunda, Dünyadan 1 600 kilometre yükseklikte bir yörüngeye oturtuldu. Yeryüzünden gönderilen radyo sinyalleri Echo 1&#8242;e çarpıp geri döndüler. Bu sinyaller, o sırada uyduyu görebilen harhangi bir istasyon tarafından alınabiliyordu. 1962 yılında Telstar denilen daha gelişmiş bir uydu fırlatıldı. Bu uydu, radyo ve televizyon sinyallerinin Atlas okyanusu üzerinde iletilmelerini sağladı.Ay çevresinde yörüngeye giren ilk uzay gemisi Sovyet yapısıydı. Luna 10 adını taşıyan bu uzay gemisi, 1966 yılında fırlatıldı. Luna 10&#8242;u, A.B.D.&#8217; nin gönderdiği Lunar Orbiter izledi. Bu uzay gemisi Ayın fotoğraflarını 41 kilometrelik bir mesafeden çekebiliyordu.<br />
Daha sonraki yıllarda, Ayın fotoğraflarını çekmek için benzer uzay gemileri gönderildi. Bu gemiler, fotoğrafları çektikten sonra Ay yüzeyine çarpıp parçalanıyorlardı. Ayın Dünyadan görülemeyen yüzeyinin fotoğraflarını çekmek amacıyla da çeşitli araçlar gönderildi. 1966 yılında, Sovyet uzay gemisi Luna 9 ve A.B.D. uzay gemisi Surveyor 1 Ay yüzeyinekontrollu inişler yaptılar. Daha sonraki inişlerde. Ay yüzeyinin bilimsel incelemesi yapıldı ve sonuçlar Dünyaya. radyo dalgalarıyla iletiidi.<br />
Sovyet uzay gemisi Lunokhod 1970 Kasımında, Yağmurlar Denizi denilen düzlüğe indirildi. Bu araç enerjisini Cüneşten sağlıyordu. Özel Cüneş pilleri, Güneş ışınlarındaki enerjiyi elektriğe dönüştürüyordu. Lunokhod, Dünyadaki kontrol aygıtları tarafından yönetilerek Ay yüzeyinde dolaştı. Ancak Ayda iki hafta süren gece boyunca Güneşten enerji sağlayamaması nedeniyle çalışamadı.<br />
Uzay gemileri, 1961&#8242;den sonra öteki gezegenlere de gitmeye başladılar. A.B.D.&#8217;nin Mariner ve Sovyetlerin Venera adlı uzay gemileri,Güneşe Dünyadan daha yakın olan Venüs&#8217;e gittiler. Venüs&#8217;e giden uzay gemileri ilkönce Dünya çevresinde bir vörüngeve girerler. Böylece, Dünya gibi, Güneş çevresinde saniyede 28 kilometre hızla dolaşırlar. Daha sonra, motorlar, Dünyanın dönüş yönüne ters biçimde ateşlerıerek. uzay gemisinin hızı düşürülür. Bu durumda uzay gemisi, tıpkı retroroketleri ateşlerıerek yeryüzüne düşen bir uydu gibi, Güneşe doğru düşmeye başlar. Uzay gemisi, Güneşe ve Venüs&#8217;e yaklaşırken yeniden hız kazanır.Uzay gemisi Venüs&#8217;e vardığında. oldukça hızlı hareket etmektedir. Hatta Venüs&#8217;ün yanından geçip hızla Venüs&#8217;ten ve Güneşten uzaklaşabilir. Ancak, motorları ateşlenerek, Venüs çevresinde bir yörüngeye oturtulur. Ayrıca, gezegenin atmosferine girerek ölçümler yapabilir.<br />
Venera 4 adlı uzay gemisi, 1967 yılında frrlatıldı. Bu gemi, Venüsyakınlarına geldiği zaman, gezegene bir kapsül gönderdi. Atmosfere girdikten sonra, bir paraşütün yardımıyla hızı yavaşlatılan kapsül bu arada Dünyaya radyo dalgalarıyla çeşitli bilgiler gönderdi. Böylece Venüs&#8217;ün atmosferi ve sıcaklığı hakkında birçok bilgi öğrenilrniş olur.<br />
Merih, Güneşe Dünyadan daha uzaktır. Merih&#8217;e giden uzay gemileri de ilkönce Dünya çevresindeki yörüngelere yerleştirilirler. Bu durumda, Güneşin çevresinde, Dünyadan daha hızlı dönerler. Bu nedenle, Güneşten ve Dünyadan uzaklaşacak biçimde yörüngeden ayırılırlar.Merih&#8217;e sekiz ayda varırlar. Venüs&#8217;e yapılan gezilerde oldugu gibi, hızlı bir gezi daha çok yakıt kullanılmasın  gerektirmektedir.<br />
A.B.D., Merih&#8217;e 1964&#8242;ten beri çeşitli uzayaraçları göndermektedir. Bu gezilerin sonucunda, Venüs gezilerinde &#8216;oldugu gibi birçok şaşırtıcı bulgular elde edilmiştir. Mariner 4,ün çektiği ilk fotoğraflar, Merih yüzeyinin tıpkı Ay yüzeyi gibi kraterli olduğunu göstermektedir. Daha sonraki gezilerden elde edilen fotoğraflarda, Merih&#8217;te büyük yanardağlar ve düzlükler bulunduğu görülmüştür. Merih&#8217;in atmosferi de ayrıntılı bir biçimde incelenmiştir.<br />
Merih&#8217;e ilk giden araçlar, gezegenin yanından geçip gitmişlerdir. Daha sonraki araçların ise gezegenin çevresinde yörüngeye oturmaları sağlarımıştır. Bu uzay gemileri, Dünyadan görünüşe göre, Merih&#8217;in arkasına geçerler. Bu nedenle ilettikleri radyo dalgalarının,<br />
 Dünyaya varabilmek için, gezegenin atmosferinden geçmeleri gerekir. Atmosferin bu sinvallere vaptığı etkiler, atmosferin bileşimi hakkında bilgi verir.Bir Sovyet uzay gemisi Merih&#8217;e yumuşak iniş yapmıştır. Ancak, bu aracın gönderdiği radyo sinyalleri birkaç dakika sonra duyulmaz olmuştur. Son olarak A.B.D.&#8217;ne ait Yiking 1 uzayaracı Merih&#8217;e yollanmış ve çok önemli bilgiler sağlamıştır. Insanlı uzay uçuşları: Merih&#8217;e gönderilen bu robot araştırıcıların yerini bir gün insanlar alacaktır. Ancak, günümüzde uzayadamları ancak Aya kadar gidebilmişlerdir. Amerikalıların düzenledikleri Apollo programıyla, Aya yedi kez uzay gemisi gönderilmiştir. Bu gemilerin her biri, dev bir Satürn 5 &#8216;fırlatıcı roketiyle gönderilmiştir. Bu roket, Ayın yörüngesine girecek olan ve uzay adamlarını taşıyan bir kumanda modülü taşıvordu. Kumanda modülünün enerjisini, bir servis modülü sağlıyordu. Ayrıca, Aya inişi yapacak olan bir Ay modülü vardı.<br />
Satürn roketivle Apollo modüllerinin frrlatılrna sırasındaki toplam ağırlıkları, 3000 tonu bulur. Gezivi tamamlayarak Dünyaya dönen tek bölüm kumanda modülüdür. Roketin bi&#8217;rinci ve ikinci bölümleri kalkış sırasında, yakıt bittikçe düşer. Üçüncü bölüm ise, Apollo uzay gemisini Dünya çevresindeki yörüngesine yerleştirir. Bu vörünge içinde uçuş yapılırken, bütün sistemler gözden geçirilir. Bundan sonra, roketin üçüncü bölümü ateştenerek. uzay gemisi Aya gönderilir. Böylece, uzay gemisindeki modüller. roketten ayrılmış olurlar.<br />
Apollo uzay gemisi Ay yörüngesine, uzaya fırlatıldıktan üç gün sonra girmiştir. Uzayadamlarından biri kumanda modülünde kalmıştır. Öteki iki uzayadamı; kumanda modülüne dar bir tünelle bağlı olan Ay modülüne geçmişlerdir. Ay modülü kumanda modülünden ayrılmış ve retroroketlerini ateşleyerek, yeni bir yörüngeye girmiştir. Böylece Ay yüzeyinden 16 kilometre uzaklıkta bir noktaya varılmıştır. Bu noktada uzayadamları, Ay modülünün motorlarını ateşleyerek, Ayın yüzeyine iniş yapmışlardır. Inişin son anlarında, roketler aşağı doğru ateşlenerek, modülün yumuşak iniş yapması sağlanmıştır. Ayda hava olmadığı için, inişin yavaş olması için paraşüt kullanılamamıştır.<br />
Aya ilk iniş, 1969 Temmuzunda yapılmıştır. Neil Armstrong Aya ilk ayak basan insandır. Arrnstrong&#8217;u, Edwin Aldrin izlemiştir. Iki uzav adamı. gemilerinin dışında iki saat on beş dakika kalmışlardır. Bu süre içinde, kayalardan örnekler almışlar, deneyler yapmışlardır.Gelecekteki uzayaraştırmaları: Günümüze dek yapılan uzayaraştırmaları oldukça kısa sürmüştür. Uzayaraştırmalarının daha uzun süreli olabilmesi için insanların yıllarca yaşayabilecekleri istasyonlara gerek vardır. Bu tür istasyonlar Dünyanın çevresinde bir vörüngede, Ayda ya da öteki gezegenlerle bunların uyduları üzerinde kurulabilir.<br />
Ilk uzay istasyonuna Skvlab (uzay laboratuvarı) adı verilmiştir. Bu istasyon, 1973&#8242;ün başlarında, Dünyanın çevresinde bir vörüngeve oturtutmuştur. lstasvona. her defasında üç uzayadamı gönderilmiş, bunlar laboratuvarda haftalarca kalmışlardır. Uzayadamları, laboratuvarda kaldıkları süre içinde birçok bilimsel araştırma yapmışlardır. Uzay istasyonunun aygıtları arasında bir de büyük bir teleskop vardır.Bu istasyon, küçükbir ev büvüklüğündevdi. Birkaç insanın rahatça yaşamasına elverişliydi. Ancak, günümüzde daha büyük istasyonlar tas arlanmaktadır. Bu istasyonlar, tekerlek biçiminde olabilecektir.Çalışma ve dinlenme bölümleri tekerleğin kenarlarında yer alacaktır. Istasyondaki insanlarla eşyalar için yapay bir yerçekimi sağlanacaktır.<br />
Tasarlanan bir başka uzay istasyonu roketlerden oluşmaktadır.<br />
Bu istasyonun enerjisini Güneşten sağlaması düşünülmektedir. Istasyondaki yiyeceklerin tek hücreli bitkiler olan deniz yosun larından üretilmesi tasarlanmaktadır. Bu bitkiler, istasyonda yaşayacak olan uzayadamlarının artık maddelerinden ve solunumla dışarı verdikleri karbon dioksitten yararlanılarak yetiştirilecektir. Deniz yosunlarının gelişmesi için güçlü bir ışığa gerek vardır. Bu nedenle. istasyona Güneş ışınlarının dışında hemen hiç bir şey girmeyecektir. Tüm gereksinmelerini kendikendine karşılavabilen bu tür istasyonların, yakın bir gelecekte daha uzak gezegenlere yapılacak gezilerde kullanılması tasarlanmaktadır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uzay-arastirmalari.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uydu</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uydu.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uydu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 12:04:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[uü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5676</guid>
		<description><![CDATA[Uydu, bir gezegenin çekiminde bulunarak onun çevresinde dolanan daha küçük gezegenlere verilen addır. Herhangi bir gezegenin çevresindeki bir yörüngeye yeryüzünden fırlatılarak yerleştirilmiş aygıtlara da yapma uydu denir. Insanlar çok eskiden beri Dünyadan ayrılıp uzayda seyahat etmek istemiştir. Yirminci yüzyılda bilim adamları uzaya çeşitli araçlar göndermeye başlamışlardır. Bu araçlar uzayda kalarak birtakım araştırmalar yapmakta, örneğin, Güneşten [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uydu, bir gezegenin çekiminde bulunarak onun çevresinde dolanan daha küçük gezegenlere verilen addır. Herhangi bir gezegenin çevresindeki bir yörüngeye yeryüzünden fırlatılarak yerleştirilmiş aygıtlara da yapma uydu denir. Insanlar çok eskiden beri Dünyadan ayrılıp uzayda seyahat etmek istemiştir. Yirminci yüzyılda bilim adamları uzaya çeşitli araçlar göndermeye başlamışlardır. Bu araçlar uzayda kalarak birtakım araştırmalar yapmakta, örneğin, Güneşten gelen ışınımla ilgili bilgiler edinmektedir. Insanlarm bu konudaki düşleri son yıllarda gerçekleşmeye başlamıştır. Dünyadaki ilk yapma uydu olan Sputnik 1, 4 Ekim 1957 tarihinde Sovyetler Birliğinden uzaya fırlatılmış ve böylece uzay çağı da başlamıştır.İlk yapma uydunun fırlatılışından sonra uzava daha birçok uydu gönderilmiştir. <span id="more-5676"></span><br />
Amerika Birleşik Devletleri ilk kez 31 Ocak 1958 tarihinde uzaya bir uvdu göndermiştir. Bunu 1965 yılında Fransanın gönderdiği uydu izlemiştir. Bugün bir çok yararlı amaç için uydular yapılmaktadır. Bu uydular çeşitli araçlardan başka hayvan ve insan da taşıvabilmektedir. Bugün Dünyanın çevresinde yüzlerce uydu dolaşmaktadır. Gezegenler Dünyanın çevresinde dolaştıkları için bunların Dünyanın uyduları olduğu söylenir. Fakat astronomi uzmanları bu sözcüğü daha çok gezegenlerin çevresinde dolaşan daha küçük gezegenler için kullanırlar. Dünya, Güneşin çevresinde dolaşan 9 gezegenden biridir. Dünyanın çevresinde dolaşan bir uydu vardır. Bu uyduya Ay adı verilir. Başka gezegenlerin de uyduları bulunur.<br />
Yapma uydular genellikle Dünyanın çevresinde belli yörüngelere verleştirilirler. Dünyadan çok uzaklara gönderilen uzayaraçlarına uzay araştırma araçları adı verilir. Ilk uzayaraştırma aracı 1966 yılında Aya yumuşak iniş yapmıştır. Daha önce de Aya birkaç tane araştırma aracı gönderilmiş ancak bunlar yumuşak iniş yapamamıştı. Yumuşak inişi yapan araç Sovyetler Birliğinden gönderilen Luna 9du. Bu araç Ayın fotoğraflarını çekerek otomatik olarak Dünyaya gönderdi. Uzay araştırma araçları, içinde insan bulunan araçların uzaya gönderilmesi için gerekli bilgileri sağlamıştır.<br />
Bazı araştırma araçları bugün Ayın uyduları olmuştur. Bunlar Ayın çevresinde belirli bir yol üzerinde hareket ederler. Bunların bir örneği, 1966 yılında Sovyetler Birliği tarafından gönderilen Luna 10dur. Bütün uydular yörünge adı verilen bir yol üzerinde dolaşır. Yörüngeler her zaman elips biçimindedir.<br />
Bir uydu merkezinde bulunan gezegenin çevresindeki bir tam dönüşünü belirli bir zamanda tamamlar. Bu zamana periyod adı verilir. Dünyaya yakın olan bir uydunun periyodu daha uzak olan bir uydunun periyodundan daha kısadır. Bir uydu Dünyaya ne kadar yakınsa, yörüngesinde kalabilmek için de o kadar hızlı dönmesi gerekir. Ayrıca Dünyaya yakınlığı arttıkça yörüngesi küçülür. Böylece bir dönüşü tamamlamak için daha az yol alır. Dolayısıyle böyle bir uydunun periyodu, daha uzaktaki bir uydunun periyodundan daha kısa olur. Dünyaya yakın olan bir yapma uydunun periyodu bir buçuk saatin altında olabilir. Bu uydu saniyede 8 kilometrelik yol alabilir.<br />
Uydu çevresinde döndüğü gezegen, örneğin. Dünya tarafından yörüngesinde tutulur. Gezegen, uvduvu yerçekimi gücüyle kendisine çeker. Bu durum tıpkı bir ipin ucuna bağlanan bir taşın döndürülmesine benzer. Ip koparsa taş fırlar gider. Aynı şekilde üzerinde yerçekimi gücü olmadan hiç bir uydu yörüngesinde kalamaz.<br />
Bir uydu kendi kendine dönmesini sürdürür. Yörüngede kalması için motor gibi itici bir güç kaynağına gerek yoktur. Ancak, başlangıçta uvduvu yörüngeye oturtmak için ro ket motorundan yararlanılır. Gezegenler ve uydular yörüngelerinde milyonlarca yıl süreyle dönerler. Bunun nedeni, bunların hemen hemen boş olan uzayda hareket etmeleridir. Burada sürtünme ya da başkayavaşlatıcı etkiler çok azdır.<br />
Fakat Dünyanın yapma uyduları hızla yavaşlatılabilir. Bazı uydular atmosferin içinden geçer. Bunlar ince hava katmanları tarafından vavaşlatılır. Yörüngeleri bu uzaklığın içinde bulunan uydular da aynı biçimde yavaşlatılır. Bu uydular ancak birkaç gün yörüngelerinde kalabilirler. Bazıları aylarca, hatta yıllarca kalabilir. Fakat sonunda Dünyaya doğru yaklaşmaya başlarlar. Bunlar genellikle Dünyanın atmosferine girince meydana gelen sürtünme ısısı nedeniyle yanarlar. Hava, 480 kilometrenin ötesindeki yüksekliklerde, uyduları yavaşlatamayacak kadar az yoğunluktadır. Burada uydular yıllarca dönebilir. Yörüngede bulunan cisimlerin hareketi bilim adamları tarafından son üç yüzyıl içinde anlaşılmıştır. Bu konu ilk önce Güneş sistemindeki doğal uyduların nasıl hareket ettiğini açıklamak için incelenmiştir. Bugün bu alanda elde edilmiş olan bilgiler yapma uyduların yörüngelerini hesaplamak için kullanılmaktadır.Bir uydunun uzaya fırlatılması: Yapma uydunun yörüngesinin biçimi iki etkene bağlıdır.<br />
Bunlardan biri, uydunun çevresinde dolaştığı gezegenden gelen çekim gücüdür. Ikincisi ise uydunun uzava gönderilme biçimidir. Bir uydunun yörüngesine gönderilmesi, ya da fırlatılması roket adı verilen güçlü motorlarla sağlanır. Belli bir yörüngesi bulunan bir uydu yeni bir vörüngeve oturtulabilir. Bu yörünge değişikliği uyduya bağlanan küçük roketler aracılığıyla yapılır.<br />
Fırlatma roketinin genellikle üç bölümü vardır. Bunlar, üst üste yerleştirilmiş ayrı ayrı motorlardır. En üstte bulunan uyduyu, koruyucu bir örtü kaplar. Her bölümde motorlardan başka yakıt tankları da yer alır. Birinci bölümdeki vakıt bitince bu bölüm düşer ve bir sonraki bölüm ateşlenir. Böylece roket yukarı doğru çıktıkça hafifler. Dolayısıyle roketin her bölümü uyduyu daha yükseğe ve daha büyük bir hıza ulaştırır.Son bölüm &#8220;yörünge hızına&#8221; ulaştığı zaman uydu serbest bırakılır. Yörünge hızı, uydunun önceden saptanmış olan yörüngesinde hareket edeceği hızdır. Bundan sonra uydu, yörüngesinde rahatça dolaşmaya başlar. Fakat uydu, &#8220;kurtulma hızı&#8221; adı verilen daha büyük bir hızla atılrmşsa, yörüngeye girmez. Dünyanın çekim gücünden kurtulana kadar Dünyadan uzaklaşmaya devam eder.<br />
Aşağı yukarı saatte 40 000 kilometre olarrbu hızla uydu uzayın uzak yerlerine gidip Güneş ya da Ay gibi bir başka cismin çevresinde dönmeye başlar. Bir uydu Dünyanın yüzeyinden ayrılırken genelIikle doğuva doğru fırlatılır. Dünya batıdan doğuya doğru döndüğü için bu yöntem, fazladan bir itme gücü kazandırır. Fırlatılan uydu Dünyanın çevresinde batıdan doğuva doğru dönmeye başlar. Uyduyu doğuva doğru ve ters bir yörüngede fırlatrnak için daha güçlü bir roket gerekir. Bazı uydular ise kutup yörüngesine fırlatılır. Bunlar kuzeye ya da güneye doğru fırlatılır. Böylece bu uydular yörüngelerinde dönerken kuzey ve güney kutup bölgelerinin üzerinde dolaşırlar. Dünya kendi ekseni çevresinde de döndükçe kutup yörüngesine fırlatılmış olan bu uydular yeryüzünün her noktasının üzerinden geçmiş olurlar.<br />
Birçok uydu hiç bir zarar verilmeden tekrar Dünyaya döndürülür. Bunların içinde geri gelmesi gereken aygıtlar, hayvanlar ya da insanlar olabilir. Uydunun tekrar atmosfere girmesini sağlamak için üzerinde bulunan küçük roketler ateşlenir. Bunlar roketi geriye doğru iterek yavaşlatırlar. Bu roketlere retro roket adı verilir. Uydu Dünyaya doğru inmeye başlar ve atmosfere girer.<br />
Dünyanın çekim gücü nedeniyle hız kazanır. Fakat hava da uyduyu yavaşlatır. Uydunun üzerinde, hava sürtünmesinin meydana getirdiği ısıdan korunmak için kalın bir ısı siperi vardır. En sonunda büyük bir paraşüt açılır ve uvduvu Dünyanın yüzeyine doğru yavaş yavaş indirir.<br />
A.B.D.&#8217;de uyduların çoğu Florida&#8217;daki Kennedy Uzay Merkezinden uzaya fırlatılır. Bu uyduların<br />
büyük bölümü dönüşte denize iner. Sovyetler Birliğinde ise uydular Sibirya bölgesinde karaya indirilir. Uydular paraşütle havadan yere doğru inerken bir uçak tarafından da yakalanabilirler. Buna havaya inme denir.<br />
Biruyduyu yapmak ve yerin&#8217;e fırlatmak için modern teknolojinin bütün inceliklerine gerek vardır. Uyduların projeleri uzaya gönderilmelerinden yıllarca önce hazırlanır. Içindeki aygıtlar uzava gönderilme anına kadar sürekli olarak kontrol edilir. Bütün Dünyaya yayılmış olan bir izleme istasyonları şebekesi uyduyu kontrol etmeye yardım eder.<br />
Bir uydunun Dünyayla haberleşrnesi radyo aracılığıyla sağlanır. Uydu, bilgi toplar ve bunları istenilen yere iletir. Ona yol gösteren ya da aygıtlarını çalıştıran talimatı alabilir. Bu nedenle, radyo alıcısı, radyo vericisi ve anten, her uydunun en önemli parçalarıdır.Bir uydunun içindeki aygıtları çalıştırmak için elektrik enerjisi gerekir. Uydu sonsuza dek çalışmaz. Birkaç ay içinde uydudaki elektrik enerjisi bitebilir. Radyo aygıtlarının bir bölümü ya da bilimsel araştırma aygıtları bozulabilir. Uzayın çeşitli tehlikelerle dolu boşluğunda bütün bu aksaklıklar her zaman ortaya çıkabilir.<br />
Bugün birçok değişik türde yapma uydu kullanılmaktadır. Bazıları küçük olup birkaç kilo ağırlığındadır ve içlerinde bilimsel deneyler için gerekli araçlar vardır. Bazıları ise 30 metre uzunluğunda ve birkaç ton ağırlığında olabilir. Dünyanın çevresinde dönmek üzere bütün bir laboratuvar bile uzava gönderilebilir. Bu laboratuvarıarın ilki, içinde astronotların haftalarca yaşayıp çalıştığı &#8220;Skylab&#8221; laboratuvarı idi. Ancak, uyduların çoğunda insan bulunmaz. Uyduda bulunan araçlar hemen hemen tam otomatiktir.<br />
Bilimsel uydular uzaydan bilgi toplamak için kullanılır. Bunların inceledikleri konular arasinda ışık, küçük tanecikler ve öbür ışırum biçimleri sayılabilir. Işınımın büyük bir bölümü atmosfer tarafından durdurulur ve bu nedenle Dünyanın yüzeyinden incelenemez. Güneşten gelen ışınımı ölçmek için uzaya gönderilmiş bir dizi uydu vardir. Bunlar gözlemevi olarak kullanılırlar. Ilk Amerikan uydusu Explorer 1, Dünyayı çevreleyen büyük bir ışırum bölgesi olduğunu saptamıştır. Bunun sayesinde bilim adamları Dünyanın çevresindeki şiddetli kozmik ışınım kuşaklarını bulmayı başarrmşlardır.<br />
Bu tür uydularda ayrıca gezegenleri ve yıldızları gözlemek için teleskoplar da bulunabilir. Gezegenlerle yıldızlardan gelen ışık Dünyanın atmosferi tarafından soluklaştırılır. Fakat bu ışık atmosferin dışındaki bir uydu tarafından açıkça görülebilir. Uydunun içindeki fotoğraf makineleri bu ışığın fotoğraflarını çeker. Bu fotoğraflar da radyo sinyallerine çevrilerek Dünyaya gönderilir. Fotoğraf filmi uvduvla birlikte de Dünyaya geri getirilebilir. Dünyanın çevresinde dönen Astronomi Gözlemevi de astronomi uzmanlarına yararlı olabilecek uzay haritalarını çıkaran bir uydudur. Içinde canlıbulunan uydular: Uzayda yaşamanın nasıl olduğunu anlamak amacıyla hayvanlar ve insanlar, Dünyanın çevresinde dolaşan uydularla uzava gönderilirler.<br />
Dünyadan gönderilen ikinci uydu olan Sputnik 2 Sovyetler Birliği tarafından gönderilmişti ve içinde bir köpek vardı. Daha sonra Amerikalılar da içinde canlı bulunan uydular fırlatmışlardır. Bu araçlarda canlı organizmaların uzaydaki durumlarıyla ilgili biyolojik deneyler yapmakta kullanılan birçok aygıt bulunur. Birçok uydu da Dünyayı incelemek için göriderilir.<br />
Haberleşme uyduları da çok önemlidir. Ilk başta bunlar, üzerleri radyo dalgalarını yansıtmak üzere bir metalle kaplı olan büyük balonlardı. Bazı haberleşme uydularında radyo dalgalarını yaymak ve almak için aygıtlar vardır. Bunlar uzak yerler arasındaki telefon konuşmalarını bir kıtadan ötekine geçirebilirler. Ayrıca bunlar sayesinde radyo ve televizyon programları kolayca bütün dünyaya gönderilebilir.<br />
Early Bird adlı haberleşme uydusu Dünyanın üzerinde aynı noktada uzun bir süre durabilir. Bu, sabit bir uydudur. Early Bird&#8217;ün yörüngesi Dünyanın 35 880 kilometre üzerindedir. Bu uydunun hareket hızı ve yörüngesinin uzunluğu periyodu tam 24 saat olacak biçimde ayarlanmıştır. Yani uydunun vörüngesi üzerinde bir kez dönmesi için gereken zaman, Dünyanın kendi ekseni çevresinde bir kere dönmesi için gereken zamanla aynıdır. Böylece uydu, Dünyaya oranla hep aynı yerde kalır. Sabit uydular Dünyanın çok yükseğinde oldukları için televizyon ve radyo sinyallerini çok uzak yerlere gönderebilirler. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uydu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uranyum</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uranyum.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uranyum.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:59:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[uü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5673</guid>
		<description><![CDATA[Uranyum atom numarası 2, atom tartısı 238 olan ve öteki elementlere göre son derece degişik özell ikler gösteren radyoaktif bir elementtir.iIk elde edilişinde gümüş gibi parlak bir metalolan uranyum kısa zamanda demirin rengine benzer gri bir renk alır. Asitlere ve bazlara karşı dayanıklıdır. Tuzları çok zehirlidir. Uranyum radyoaktif bir element olduğundan atomları, dışarıya yavaş yavaş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uranyum atom numarası 2, atom tartısı 238 olan ve öteki elementlere göre son derece degişik özell ikler gösteren radyoaktif bir elementtir.iIk elde edilişinde gümüş gibi parlak bir metalolan uranyum kısa zamanda demirin rengine benzer gri bir renk alır. Asitlere ve bazlara karşı dayanıklıdır. Tuzları çok zehirlidir. Uranyum radyoaktif bir element olduğundan atomları, dışarıya yavaş yavaş gözle görünmeyen tanecikler biçiminde enerji ile ışın verirler. Buna ışınım adı verilir. Bundan başka uranyum atomlarından bazıları ötekilerden farklı bir şekilde bozunarak büyük bir enerji açığa çıkarırlar.Uranyum, ilk olarak 1789 yılında Almanya&#8217;da Martin Klaproth tarafından bulunmuştur. Martin Klaproth bulduğu bu yeni elemente birkaç yıl önce Sir William Herschel tarafından bulunmuş olan Uranus gezegeninin adından esinlenerek, Uranyum adını vermiştir. Henri Becquerel&#8217;in çalışmalarını vaptığı 1896 yılına kadar uranyumun radyoaktif oldugu bilinmiyordu. <span id="more-5673"></span><br />
Becquerel, bir fotoğraf plakasını, içinde uranyum tuzları bulunan bir kimyasal bileşiğin etkisine bıraktı. Fotoğraf plakası daha önce ışığm etkisine hiç bırakılmamrştr. Becquerel fotoğraf plakasını banyo ettiğinde, plaka yüzeyi üzerinde karışık çizgiler meydana geldiğini gördü. Bunun üzerine, uranyumun, fotoğraf plakasının kimyasal bileşimini degiştiren güçlü ışınlar vavdığı kanısına vardı. Pierre ve Marie Curie, bu ışınların yayılma özelligine radyoaktivite adını verdiler.<br />
Uranyum atomlarının birçok çeşidi vardır. Bu atomlar kımyasal tepkimelerde aynı özellikleri gösterirler. Fakat çekirdeklerinde bulunan nötron sayıları farklı oldugu için agırlık bakımından birbirlerinden ayrılırlar. Bu farklı uranyum türlerine uranyum izotopları adı verilir. Uranyumun 14 izotopu vardır. Izotoplardaki nötron sayısı 135&#8242;ten 148&#8242;e kadar değişir.<br />
Saf uranyum agır, gri bir metaldir. Doğada serbest halde bulunmaz. Uranyum öteki elementlerle çok kolav birleşir. Doğada uranyum izotopları ndan ancak üçü bulunur. Bu izotopların kütle numaraları 234,235 ve 238&#8242;dir. (Bir atomun kütle numarası çekirdekte bulunan proton ve nötron sayılarının toplamıdır). Uranyum en çok peşblend gibi minerallerde bulunur. Peşblendin çıkarıldığı başlıca maden yatakları Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Güney Afrika&#8217;dadır. Uranyumun değişik özelliklerinden biri de, atom larının ötekilerden farklı biçimde bozunmaya uğramalarıdır. Bu işleme fisyon (ikiye ayrılma) adı verilir.<br />
1938 yılında Otto Hahn ve Fritz Strassmann adlı iki Alman bilim adamı Uranyum-Zôôin parçaIandığı zaman, son derece büyük bir enerji açığa Çıkardığını saptadılar. Uranyum-235 atomunun çekirdeği patladığı zaman, nötron adı verilen iki ya da üç tanecik çekirdekten dışarı fırlar. Bu taneciklerden biri yavaşlatılıp bir başka uranyum-235 çekirdeği üzerine çarptırılacak olursa, bu çekirdeğin de parçalanmasına yol açar. Bunun sonucu daha çok sayıda nötron ve daha büyük bir ısı açığa çıkar.<br />
Olay böylece devam eder. Bu olaya zincirleme tepkime adı verilir. Bilim adamları atom reaktörlerinde bu tip tepkimeleri denetlemeyi başarmışlardrr. Çekirdek reaktörlerinde parçalanan uranyum atomları, meydana gelen zincirleme tepkimeler sonucu çok büyük bir ısı açığa çıkarırlar. Bu ısıdan, elektrik üretiminde kullanılan elektrik jeneratörlerini çalıştıran türbinleri döndürmek için gerekli buhar sağIanır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uranyum.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uranus</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uranus.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uranus.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:54:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[uü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5667</guid>
		<description><![CDATA[Uranus, Güneşsisteminde Güneşe uzaklık sırası bakımından yedinci gelen gezegendir. Uranus, büyük, soğuk ve sisli bir gezegendir. Dünyadan yaklaşık olarak dört kat daha büyüktür. Uranüsun dev gezegenlerden biri olduğu kabul edilir. Diğer büyük gezegenler ise Jüpiter, Satürn ve Neptün&#8217;dür. Uranusun Güneş çevresindeki hareketi oldukça yavaştır. Güneşe olan uzaklığı ise Dünyaya oranla 20 kat fazladır. Uranus Güneş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uranus, Güneşsisteminde Güneşe uzaklık sırası bakımından yedinci gelen gezegendir. Uranus, büyük, soğuk ve sisli bir gezegendir. Dünyadan yaklaşık olarak dört kat daha büyüktür. Uranüsun dev gezegenlerden biri olduğu kabul edilir. Diğer büyük gezegenler ise Jüpiter, Satürn ve Neptün&#8217;dür. Uranusun Güneş çevresindeki hareketi oldukça yavaştır. Güneşe olan uzaklığı ise Dünyaya oranla 20 kat fazladır. Uranus Güneş çevresindeki yörüngesini 84 Dünya yılında tamamlar. Kendi ekseni çevresideki dönme hareketi ise 10 saat 49 dakika sürer. Herhang. bir gezegenin eksenıi, gezegenin merkezinden geçtiği kabul edilen kuramsal çizgidir. Dünvarım ekseni kuzey ve güney kutuplarından geçer. Uranus, ekseni yana yatmış olması bakımından özellik taşır. Bu nedenle, Güneş çevresindeki vörüngesinin yarısını tamamladığında ekseninin bir ucu, bir başka deyimle kutuplardan biri Güneşe dönük duruma geçer.<span id="more-5667"></span><br />
Buna bağlı olarak 42 Dünya yılı boyunca bu kutup da Güneşi görür ve bu süre içinde Güneş batmaz. Kutuplardan birinde meydana gelen bu uzun gün süresince gezegenin öbür kutbunda gece vardır.Gezegenin ekvator bölgesinde ya da iki kutup arasındaki orta bölgede ise, bir günün ya da biı gecenin uzunluğu 5,5 saatten daha kısadır. Bu süre gezegenin ekseni çevresindeki dönme süresinin yarısına eşittir. Ekvator bölgesine yansıyan Güneş ışinlan eğik olduğundan, bu bölge Güneşe dönük kutup bölgesinden daha az sıcaktır.<br />
Bir astronomi bilgini olan William Herschel 1781 yılında Uranus&#8217;u yakından incelemeye başlamıştır. Önceleri Uranus&#8217;u bir kuyrukluyıldız sanar Herschel, daha sonra Uranus&#8217;un, Güneşin vörün gesinde bulunduğunu ve bir gezegen olması ge rektiğini saptamıştır.<br />
Uranüs&#8217;un beş uvdusu vardır. Bu uyduların hare keti, Ayın Dünya çevresindeki hareketine ben zer.Ancak bu uyduların hepsi de Aydan daha kü çüktür. Uranus&#8217;un uydularına Shakespeare&#8217;in On ikinci Gece adlı tiyatro yapıtındaki kahramarla rın adları verilmiştir. Bunlar, Ariel, Oberon, Titania, Miranda ve Umbriel&#8217;dir.Uranus en iyi biçimde bir teleskopla incelenebilir. Mavimsi yeşil renkte bir disk olarak görünür Bilim adamlarına göre Uranus&#8217;unağır maddeler den oluşan katı bir merkezi vardır. Kalın bir at mosfer katmanı ile kaplıdır. Bu atmosfer Dünyay çevreleyen hava katmanından farklıdır. Uranusun atmosferinde hidrojen, helyum, amonyak VE metan gibi gazlar vardır.<br />
Uranus Dünyadan çok daha soğuk bir gezegen dir. Sıcaklığı yaklaşık olarak -190°C&#8217;dir. Bunur nedeni de Güneşe çok uzak olmasıdır. Büyük bi olasılıkla Uranus&#8217;da yaşam yoktur. Uranus&#8217;u çev releyen atmosfer ve SOğuk hava canlı organizma ların yaşamasına elverişli değildir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/uranus.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uçak</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ucak.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ucak.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:51:19 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[uü]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5663</guid>
		<description><![CDATA[Uçak, kanatlarının altına havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerievebilen motorlu, uçucu bir taşıttır. Insanın havada uçabilme düşüncesi çok eski olmakla birlikte, bunu gerçekleştirme çabaları XIX. yüzyıl sonlarında voğunlaşmıştır. insanın ilk çabaları kuşları taklit etme yolunda olmuştur. Örneğin. XVII. yüzyılda Hazerfen Ahmet Çelebi kanat takarak Galata kulesinden Üsküdar&#8217;a uçmayı denemiştir.ilk uçaklar tahta ve bezden yapılmışlardı ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uçak, kanatlarının altına havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerievebilen motorlu, uçucu bir taşıttır. Insanın havada uçabilme düşüncesi çok eski olmakla birlikte, bunu gerçekleştirme çabaları XIX. yüzyıl sonlarında voğunlaşmıştır. insanın ilk çabaları kuşları taklit etme yolunda olmuştur. Örneğin. XVII. yüzyılda Hazerfen Ahmet Çelebi kanat takarak Galata kulesinden Üsküdar&#8217;a uçmayı denemiştir.ilk uçaklar tahta ve bezden yapılmışlardı ve ancak bir kişiyi 45-50 km/saat hızla taşıyabiliyorlardı. Günümüzde çeşitli madenierden yapılmış dev uçaklar1a 350 yolcu taşınabilmekte ve 1 000 km/saat hıza ulaşılmaktadır. Yakın bir gelecekte uçaklar atmosfer dışında uçmak için bugünkü havaalanlarından havalanabilecekler ve hava yolculuğu tle uzay yolculuğu arasında büyük bir ayrım kalmayacaktır.Bilinen ilk uçak uçurma deneyi Ingiliz George Cayley tarafından yapıldı.<span id="more-5663"></span><br />
Cayley Çin uçurtmalarından esinlenerek önce 1804 yılında bir planör maketi yaptı ve uçurdu. Daha sonra 1849 ve 1853 yıllarında normal boyda planörlerle bir çocuk ve bir adamı uçurmayı başardı.Cayley&#8217;in izleyicilerinden W.S. Henson 1843&#8242;de bir &#8220;buharlı hava gemisi tasarladı. Bu aygıtta sabit kanatlar, ayarlanabilen bir dümen ve kuvruk ile kanatlara bağlı hareketli yüzeyler (flaplar) vardı. Kanat biçimi ve motorun türü uygun olsaydı bu aygıt belki uçabilirdi. Bu aşamada, uç mak için hafif fakat güçlü bir motora gereksinme oldugu anlaşılmıştı. Xlx.vüzvılm ikinci yarısında benzirıli motor geliştirildl. Amerikalı Orville ve Wilbur Wright kardeşler uçma denemelerini bu motora uyarladılar.<br />
Sonunda, 17 Aralık 1903/te insan taşıyan, motorlu bir uçakla ilk uçma denemesi kuzey Karolinanın Kitty Hawk kentinde gerçekleşti. Ilk uçan insan Orville Wright oldu. O gün Wright kardeşler dört kez uçtular. En uzun uçuşları 800 metre kadar oldu.Wright kardeşlerin uçağı modern uçaklarla aynı ilkelere göre yapılmıştı. Uçaklar uçuş sırasında havanın kaldırıcı etkisinden yararlanırlar. Kanatların üst yüzü, alt yüzünden daha eğimli yapılır. One doğru hareket edildiğinde, kanadın iki yüzü arasındaki eğrilik farkından doğan basınç farkı bir kaldırıcı kuvvet oluşturur. Wright kardeşler başarılarını, hareket durumundaki havanın uyguladığı kuvvetleri iyi incelemiş olmalarına borçludurlar.<br />
Hava, bir uçağa yalnızca kaldırma kuvveti uygu-o lamaz, öne doğru harekete karşı bir direnç de gösterir. Uçağın ilerievebilmesi için bu kuvveti yenmesi gerekir. Buna göre, yatay durumda bir uçak dört kuvvetin etkisi altındadır. Havanın direnç kuvveti, motorların itme kuvvetiyle yenilir. Ağırlık ise kanatların kaldırma kuvvetiyle karşılanır.Wright kardeşlerin başarıları diğer araştırmacıların çok ilerisindeydi. Avrupa&#8217;da ilk uçuş 1906&#8242;da Fransa&#8217;da yapıldı. Alberto Santosn Durnont. &#8220;14 bis&#8221; adını verdiği ilkel bir uçakla uçtu. Avrupa&#8217;da ilk denenen uçaklar, uçurtmaya benzer planörlere motor takılarak yapılmıştı.<br />
Fakat 1908&#8242;de Avrupa&#8217;da uçakların gelişmesi hızlandı. Özellikle Henry Farrnan ve Louis Bleriot adındaki araştırıcılar bu gelişmeye ön ayak oldular. Farrnan elindeki çift kat kanatlı bir uçağı geliştirerek daha kolay yönetilebilen güçlü bir uçak. yaptı. Fransız Bleriot 1909 Temmuzunda kendi yapısı bir uçakla Manş denizini geçti.Ağustos 1909&#8242;da Fransa&#8217;da. Reims&#8217;de yapılan ilk Uluslararası Havacılık Fuarında Amerika, Fransa ve ingiltere büyük ilgi topladılar. Amerikalı Glen Curtis sürat yarışında Golden Flyer uçağı ile saatte 84,7 km. hızla birinci oldu. Bu fuar ve özellikle Bleriot&#8217;rıun Manş denizini geçişi, kamuoyunda uçakların gelecekteki öneminin yayılmasını sağladı.<br />
ilk zamanlar çift kat, hatta üç kat kanatlı uçaklar daha başarılı oldu. Kanat yüzeyleri daha geniş olduğu için, havanın kaldırma kuvvetinden daha iyi yararlanıyorlardı. Bu nedenle yapımcılar bu tür uçaklara yöneldiler. Giderek belirli bı standartlaşma başladı. Örneğin, pervaneler arkadan itici olarak değil, önden çekici olarak kullal nılıyordu.Uçak yönetiminde ise yeni bir yöntem geliştiriidi Wright kardeşler kablolar yardımıyla kanatların eğriliğini değiştiriyorlardı. Bu ise, bir taraftaki kal dırma kuvvetinin yok olmasına ve uçağın valpalayıp düşmesine yol açabiliyordu.<br />
1904&#8242;de Fransız Robert Esnault Pelterie yeni bir yöntemin öncülüğünü yaptı. Bu yöntem temelrie, günümüz modern uçaklarında kullanılanın aynıdır. Bir uçak havada üç türlü manevra yapabilir. Burun kaldırıp indirerek tırmanma ve dalış yapma hareketine pike (yunuslama) adı verilir. Bir kanadını alçaltıp, yön değiştirmeden dönerse burgu hareketi yapar. Uçuş yönünü sağa ya da sola çevirerek sapma hareketi yapabilir. Modern bir uçağın pilotu bu üç tür manevrayı kanatlar. kuyruk ve bunlara bağlı hareketli yüzeyler (flaplar) yardımıyla yapar. Pilotun önünde bir yönetim kolu ve iki de pedal vardır. Örneğin, pilot yönetim kolunu geri çektiği zaman kuyruktaki flaplar yukarı kalkar. Bu durumda hava akımı kuyruk bölümünü aşağı iter ve uçak yukarı tırmanmaya başlar.<br />
Kuyruğa bağlı düşey yüzey ise pedallarla yönetilir. Pilot sol pedala bastığında dümen sola döner. Hava akımı bu durumda kuyruğu sağa doğru iter ve uçağın yönü sola çevrilmiş olur.Uçak sağa yada sola yön değiştireceği zaman, pilot uçağa o yönde hafif bir eğim verir. Bu da&#8221; kanatçık denilen ve ana kanatlara bağlı hareketli, geniş uçlarla sağlanır. Yönetim kolu sola itilirse sol kanattaki kanatçık yukarı kalkar ve bu kanadı aşağı doğru iter. Aynı anda sağdaki kanatçık aşağı döner ve bu kanadı yukarı iter.<br />
I. Dünya Savaşında (1914-18) uçaklar askeri amaçlarla kullanıldı. Önceleri uçaklar yalnız gözlem için kullanıldı. Sonra pilotlar tüfek, mitralyöz ve küçük bombalar taşımaya başladılar. Sonunda, 1915&#8242;de Almanlar Fokker &#8220;Eindeeker&#8221; uçağını yaptılar. Bu uçağa bir makineli tüfek monte edilmişti. Makineli tüfek pervaneniiı paletleri arasından ileriye ateş edebiliyordu. Tüfeğin atışları pervanenin dönüşü ile eşzamanlı kılınmıştı, yani mermiler paletlere çarpmadan aradan geçiyorlardı. Pilot silahı hedefe yöneltmek için tüm uçağı hedefe yöneltiyordu.<br />
Savaştan sonra binlerce savaş artığı uçak kalmıştı. Bunların bir bölümü yolcu ve posta taşımakta kulanılarak ilk havayolu işletmeciliği dönemi açıldı.Atlas okyanusu uçakla ilk kez 1919&#8242;da geçildi.<br />
Amerikan Deniz Kuvvetlerine bağlı Curtis adlı bir deniz uçağı, Newfoundland&#8217;dan yola çıkıp Azor adalarında mola verdikten sonra Portekizle ulaştı. Hiç bir yerde durmaksızın ilk geçiş de aynı yıl gerçekleşti. Alcockve Brown adlı iki Ingiliz pilotu, çift kat kanatlı Vickers Vimy uçağı ile 16,5 saatte Newfoundland&#8217;dan ırlanda&#8217;ya uçarak bir gazetenin ortaya koyduğu 50 000 dolarlık ödülü kazandılar.Ancak, Atlas okyanusunu geçme yarışında en büyük olay Lindbergh&#8217;in 1927&#8242;de New York&#8217;dan Paris&#8217;e tek başına uçuşu oldu. Lindbergh &#8220;Spirit of St. Louis&#8221; adlıtek kat kanatlı uçağı ile, 33,5 saatte tek başına Paris&#8217;e ulaştı.<br />
Atlas okyanusu üzerinde rüzgarlar genellikle bartıdan doğuya doğru eserler. Bu nedenle ters yönde uçmak çok daha zordur. Ters yönde uçuş daha uzun sürer; bu nedenle daha çok yakıt taşımak ve uçağın uçuş süresi içinde hiç arıza yapmamasını sağlamak gerekir. Birçok başarısız denemeden sonra 1928&#8242;de bir Alman ekibinin kullandığı bir uçak ilk kez doğu-batı yönünde Atlas okyanusunu geçmeyi başardı.1926&#8242;da Amerikalı Richard E. Byrd ve yardımcı . nilotu Floyd Bennett Kuzey Kutbu üzerinden uçtular. 1929&#8242;da Güney Kutbu üzerinden geçen ilk pilot yine Byrd oldu.<br />
1920 yıllarında ilk kez uçaklara havada yakıt verme işlemi denendi. Yakıt gereksinen uçak büyük bir tanker uçağa yaklaşıp onunla aynı hızla uçuyordu. Tanker uçaktan salınan hortum uçağın bir görevlisi tarafından yakalanıyor ve bağlantı kuruluyordu. Sonra uçağa yakıt pompalanıyordu. A.B.D. ordusu bu volla bir uçağı 6&#8242; gün süreyle havada tutmayı başardı.<br />
1925&#8242;ten sonra insanlar uçaklardan yaygın biçimde yararlanmaya başladılar. Uçakla eğlence gezileri düzenlemek moda oldu. Ingiltere&#8217;de Havilland şirketinin yaptığı Moth uçakları ucuz fiyatla piyasaya çıkarıldı. Bunlar kanatları katlanarak garaja konulabiliyor ya da otomobil arkasına bağIanabi i iyordu. Tek kat kanatlı uçaklar dönemi: Çift kat kanatlı uçaklar uzun yıllar askeri amaçlarla kullanıldı. Ancak, 1930&#8242;Iardan sonra yerlerini, madenden yapılmış ve daha güçlü silahlarla donatılmış tek kat kanatlı uçaklara bıraktılar.<br />
1933-34&#8242;te Amerikan yapısı üç uçak, (Boeing 247, Douglas DC-1 ve lockheed Electra) hava taşımacılığında devrim yaptılar. Bunlar çift motorlu ve tümüyle metalden yapılmış tek kat kanatlı uçaklardı. Iniş takımları katlanabiliyordu. 1930&#8242;Iarda büyük volcu uçakları yapımına başlandı. Özellikle Boeing 314 uçağı, II. Dünya Savaşı başlamadan hemen önce kuzey Atlas okyanusu üzerinde yolcu taşımaya başlamıştı.<br />
Aynı yıl, 1939&#8242;da ilk jet uçağı olan Alman yapısı Heinkel 178 uçtu. Savaş süresince birçok ülkede jet motoru geliştirme çabaları sürdü.<br />
II. Dünya Savaşında, Mustang ve Spitfire gibi çok daha gelişmiş avcı uçakları yapıldı.lngiltere&#8217;de Spitfire ve Hurricane uçakları seri olarak yapılmaya başlandı. 1940&#8242;da Alman uçakları aralıksız hava saldırılarına başladığında, ıngilizler bu uçaklarla savunma yaptılar.ingiliz uçaklarının başarılı olmasında en önemli etken yerdeki radar istasyonlarından destek almalarıydı. Daha sonraları uçaklara da radar yerleştirildi. Radar yardımıyla karanlıkta ve kötü havada bombardıman uçaklarının yeri kolayca saptanabiliyordu. Öte yandan sisli havada uçaklar görünmeyen hedefleri radarla bulabiliyorlardı.Savaş sırasında gittikçe daha büyük ve daha ağır dört motorlu bombardıman uçakları yapıldı.<br />
Bu uçakların en önemlilerinden biri de B-29 Superfortress idi. Japonya&#8217;daki Hiroshima ve Nagasaki kentlerine atom bombasını atanlar bu Superfortress uçakları idi. Wright kardeşlerin denemelerinden 1930 yıllarına kadar geçen süre içinde uçak motorları, otomobillerde kullanılan türden pistonlu motorlardı. Otomobilde pistonun ileri-geri hareketi bir ekseni, eksen de tekerlekleri döndürür. Uçakta ise eksen pervaneyi döndürür. Pervane bir tür hava vidasıdır. Pervane dönerken paletler havayı çekip geriye iterler. Böylece uçağı öne doğru çeken bir kuvvet doğar. Bu kuvvet kaldırıcı etki yapmaz. Uçağı kaldıran kuvvet hareket sırasında kanatlardadoğar.<br />
Savaş sırasında gaz türbini denilen motor türü geliştirildl. Benzinle çalışan gaz türbinleri türbojet ve türbopervaneli olmak üzere iki türdür.<br />
 Jet motorunda üretilen sıcak gaz, motorun arkasından dışarı fırlatılır ve motoru ileri iten bir tepki kuvveti doğar. Bu motor bir füze gibi çalışır, ancak yakıtın yanması için gerekli oksijen i açık bölümden alır. Gaz aynı zamanda, türbin denilen paletli bir dizi tekerleği döndürür. Bu bölüm önden hava emmeye yarar. Türbo-pervaneli motorda türbin pervanevi döndürrnekte kullanılır. Eksoz gazının itme kuvvetinden yararlanılmaz.<br />
ilk jet yolcu uçağı 1952&#8242;de yapılan Ingiliz Comet&#8217;dir. ilk türbo-pervaneli uçak olan Ingiliz Viscount ise bir yıl sonra yapılmıştır. Daha sonraları Boeing 707 ve Douglas DC-8 ile jet motorlu yolcu uçakları en görkemli çağlarına girdiler. Günümüz de ondan fazla türde jet yolcu uçağı vardır.<br />
1945 yıllarında pervaneli avcı uçakları ile 700 km/saatlik hızlara ulaşılrruş. fakat daha öteye gidilememişti. Daha sonraki 15 yıl içinde bu hız 2000 km/saati geçmiştir. Bu dönemde yapımcılar &#8220;ses duvarı&#8221; denilen bir güçlüğü yenmek zorunda kalmışlardır. Sesin havada yayılma hızı 1 220 km/saattir. Bir uçak bu hıza yaklaştığında önünde bulunan hava katmanı sıkışrnava başlar ve bir &#8220;şok dalgası&#8221; oluşur. Bu şok dalgası uçağı kontroldan çıkarabilir. Ayrıca bu hızda ortaya Çıkan hava direnci o kadar büyür ki, ses duvarını aşmak zorlaşır.<br />
Bir uçağın uçuş hızı, kanatların geometrik biçimini de tayin eder. 800 km/saat&#8217;e kadar olan hızlarda, gövdeve dik birleşen kanatlar iyi sonuç verir. Daha vüksek hızlarda bu tür kanada çok fazla direnç biner. Bu durumda, Boeing 707&#8242;de olduğu gibi, geriye doğru bükülmüş kanatlar kullanılır. Bu tür kanatlarla, ses üstü hızlarda da verimli uçuş yapılmaktadır. Ancak 2 200 km/saat&#8217;e ulaşıldığında yeni aerodinamik sorunlar ortaya çıkar ve özel delta (üçgen) kanatlar kullanmak zorunlu olur.<br />
Ses &#8216;duvarını ilk kez 14 Ekim 1947&#8242;de, roket motorlu Beli X-1 uçağı aşmıştır. Günümüzde Amerikan Phantom, Fransız Mirage ve Rus Mig uçakları gibi uçaklar ses hızınin iki üç katı kadar hız yapabilmektedir. Ses üstü hızlarda yolcu taşıyan dev uçaklar arasında Fransız-Ingiliz yapımı Concorde ile Rus yapımı Tupolev 144 uçaklarını savabiliriz.<br />
Uçakla hız rekoru resmi kayıtlara göre 3 200 km/saat&#8217;tir. Resmi olmayan rekorlar bundan çok daha fazladır. Örneğin, roket motorlu X-1S uçağı 1967&#8242;de 7300 km/saat hıza ulaşmıştır.Yüksek hızlarda uçakların hava ile sürtünmesi sonucu ısı ortaya çıkar. Bu nedenle uçakların, yüksek sıcaklığa dayanabilen özel maden alaşımlarından yapılması gerekir. X-1S uçağının rekor denemesi sırasında gövde sıcaklığı 1 600°C&#8217;ye ulaşmıştı.<br />
Uçaklar daha hızlı ve daha ağır yapıldıkça, yerden kalkış ve iniş için gerekli pist uzunluğu da zorunlu olarak artıyordu. Oysa, uzun pistler hem düşman tarafından kolayca bombalanıp yıkılabilir, hem de her yerde kurulamaz. Başka bir sorun da, uçakların iniş ve kalkış sırasında kentlerin üzerinden alçaktan uçarak gürültü yapmalarıydı. Işte bu nedenlerle yapımeılar uzun zaman, uçakların kalkış ve iniş uzunluklarını kısaltmanın yollarını aradılar.<br />
Helikopter hız almadan kalkabilen bir hava aracıdır. Olduğu yerden dikeyolarak yükselir. Ancak, öne doğru hızı sınırlıdır. Uçuş pisti gerektirmeyen yeni tip uçaklar da yapılmaktadır. 19S4&#8242;te Rolls-Rovee firması &#8220;Uçan Karyola&#8221; adlı aracı geliştirdi. Bu araç jet motorlarını düşey doğrultuda çalıştırarak dikine yükselebiliyordu. Aynı ilkeye göre çalışan Hawker Siddeley Harrier uçağı da askeri amaçlar için Amerikan ve Ingiliz ordularında kullanılmaktadır.<br />
Dikey havalanmada diğer bir vöntem. Amerikan XC-142 A ve Kanada CL-84-1 uçaklarında kullanılmaktadır. Bu uçaklarda kanatlara monte edilmiş pervaneli motorlar vardır. Kalkış sırasında kanatlar bir eksen çevresinde dönerek dikey konuma gelir ve doğrudan bir kaldırma kuvveti uygular. Daha sonra, öne uçuş için kanatlar normal kaldırma kuvveti uygular. Daha sonra, öne uçuş için kanatlar normal konuma gelirler.<br />
Sesten hızlı uçuşlar için uygun kanat biçimi, iniş ve kalkış sırasında ya da ses hızının altındaki uçuşlarda elverişli değildir. Bu alanda en büyük yenilik, kanat biçimi uçuş sırasında değişebilen VG (variable geometry = değişken geometrili) uçakların yapımı oldu. Ilk VG uçağı General Dynamics firmasının F-111 uçağıdır. Kalkış sırasında uçağın, kanatlarda maksimum kaldırma kuvvetine gereksinimi vardır. Bu nedenle kanatlar iki yana açılarak yüzeyalanı büyütülür. Bu durumda kanatlar gövde normali ile 16° açı yaparlar ve iki uç arasında 19 metre aralık olur. Yüzeyalanını daha da artırmak için kanatların ön ve arkasından flaplar dışarı uzatılır. Kalkıştan sonra bu flaplar içeri alınır.<br />
Hız arttıkça hava direnci de artar. Bu sırada pilot kanatları geriye doğru çeker ve gövdeye bitişik duruma getirir. Gövde normaliyle 72,5° açı yapıldığı anda iki kanat ucu arasında 9,75 m. uzaklık bulunur. Artık kanatlar gövde ile birlikte, ses üstü uçuşa uygun delta durumuna geçmiştir. Diğer ara hızlarda, kanatların durumu da uygun ara konumlara getirilir. Iniş sırasında tekrar en açık konuma dörıülür.<br />
Her gün dünyanın çeşitli ülkelerindeki havaalanıarından binlerce uçuş yapılmaktadır. Uçakların havada ve yerde çapışmasını önlemek Hava Trafiği Kontrol Merkezi&#8217;nin görevidir.Bir tek uçağın güvenlik içinde havalanması. havadaki yolculuğu ve varış yerinde en kısa zamanda yere inebilmesi için 4000 kadar görevli çalışır. Kalkış öncesi pilot, Yer Kontrol Kulesine bir uçuş planı verir. Bu planda uçmak istediği zaman, izleveceği yollar, uçuş yüksekliği, gideceği yer ve uçuş süresi yer alır Bir pilot uçuş için yerine oturup kemerleri bağladığı anda başlayarak karmaşık bir sistemin bir parçası olur. Uçacağı yollar üzerinde sürekli olarak birçok kontrol kulesiyle bağlantı kurmak zorundadır.Uçuşa hazır olduğunda pilota ilk talimatı telsizle. alan görevlisi verir. Pist üzerinde uygun yerini aldığında uçağa Kalkış izni verilir. Kalkıştan hemen sonra yükseklik, hız ve uçuş yönü uçağa bildirilir. Bu arada, uçak kontrol kulesindeki radardan sürekli olarak izlenir.<br />
Her uçağın gökyüzünde izlediği ayrı bir yolu vardır. Bir uçağın bulunduğu yüksekliğin 300 metre altına ve üstüne, ayrıca uçağın her yanından 8 km.&#8217;lik bir alana başka bir uçağın girmesine izin verilmez.<br />
Pilot havaalanından ayrıldıktan sonra yol üzerinde çeşitli Hava Trafiği Kontrol Kulelerinin denetim bölgesine girer. Her kule görev bölgesi bittiğinde uçağı bir diğer kuleye aktarır. Kontrol kulesi izlediği bir uçağın kimliğinden daha emin olmak istediğinde, uçaktan hafif bir rota değişikliği isteyebilir. Bu hareket radar ekranında gözlenir. Diğer bir yol da, pilot kabininde bulunan elektronik bir aygıtla kuledeki radara sinyal göndermektir. Bu aygıt aynı zamanda pilota, yakında başka bir uçağın bulunup bulunmadığını da haber verir.<br />
Koritrol Kulesinin en zor görevi, gelen uçakları havaalanına güvenlik içinde indirmektir. Havaalanına Yaklaşan bir uçak önce Bekleme Koridoru denilen bir bölgede uçar.<br />
Burası, sabit bir telsiz anten sinvalinin atmosferdeki merkezi çevresinde uçağın elips biçimindeki bir yörüngede döndüğü yerdir. Aşağıda yer boşaldıkça uçak spiraller çizerek alçalırve iniş sırası kendine geldiği zaman piste vaklaşma emri verilir. Yere inişte pilotun en büyük yardımcısı gözleridir. Pist kenarında bulunan bir dizi ışıklı çizgi yardımıyla uzaklığı ve vaklaşma açısını kestirebilir. Buna ek olarak ışıklı Yaklaşım Göstergesi adında bir düzenek vardır. Bu düzenek pist kenarındaki özel renkli ışıklardan oluşur. Eğer uçak fazla alçak vaklaşıvorsa ışıklar pilota kırmızı görünür; fazla yüksekten yaklaşıldığında ise beyaz görünür. Doğru bir yaklaşımda, pilot ışıkları yarı beyaz yarı kırmızı görür.<br />
Eğer hava şartları kötüyse ve havaalanı Telsizle iniş Sistemi ile donatılmışsa. pilot görmeden de iniş yapabilir. Pist ucuna yaklaşabilen pilot, bundan sonra pist kenarında bulunan iki antenden gelen sinyailere göre davranır. Bu sinyaller pilota uygun yükseklikte ve açıda olup olmadığını bildirirler. Günümüzde tümüyle otomatik iniş sistemleri geliştirilmektedir. Bu sayede pilotlar iniş sırasında hiç bir düğrneve basma gereği duvrnazlar. Bazı büyük havaalanıarında çok sayıda ve farklı doğrultularda iniş pistleri bulunur. Böyle bir havaalanında rüzgarın yönüne göre en uygun pist kullanılır.<br />
Rüzgar yönünün değişrnediği havaalanıarında bir tek pist yeterlidir.Modern bir havaalanı, uçakların her türlü sorunlarına çözüm bulunabilen büyük ve karmaşık bir yerdir. Havaalanında, bölgede bulunan tüm uçakların kontrolu için gerekli telsiz ve radar donanımı bulunur. Uçakların yakıt ikmali, tamiri. bakımı ve korunması yapılabilir. Ayrıca, yolcu geliş gidişieri için salonlar, gümrük çıkışları, otopark. lokanta ve dinlenme yerleri bulunur. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/ucak.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türbin</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/turbin.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/turbin.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:41:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5660</guid>
		<description><![CDATA[Türbin özel bir motor türüdür. Türbin. bir dönme hareketi meydana getirmek amacıyla yapılmıştır. Bu dönme hareketi daha sonra birkaç değişik biçimde kullanılabilir. Örneğin türbinler elektrik üretiminde kullanılır.Uçakların uçmasını türbinler sağlar. Küçük makinelerde türbinlere sık rastlanır. Bazı otomobillerin de artık türbinle çalışacak biçimde yapılması tasarlanmaktadır.Türbinler, otomobil motorlarından farklıdır. Türbinler çok daha basit ve genellikle çok daha [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Türbin özel bir motor türüdür. Türbin. bir dönme hareketi meydana getirmek amacıyla yapılmıştır. Bu dönme hareketi daha sonra birkaç değişik biçimde kullanılabilir. Örneğin türbinler elektrik üretiminde kullanılır.Uçakların uçmasını türbinler sağlar. Küçük makinelerde türbinlere sık rastlanır. Bazı otomobillerin de artık türbinle çalışacak biçimde yapılması tasarlanmaktadır.Türbinler, otomobil motorlarından farklıdır. Türbinler çok daha basit ve genellikle çok daha büyük aygıtlardır.Bunlara döner motor tipi denir.Türbin sözcüğü fırıldak gibi dönmek anlamına gelir. Türbinlerde sürekli olarak fırıldak gibi dönen parçalar vardır. Türbinin görünüşü bir uçak pervanesini andırır. Türbiride çok sayıda kanatçık vardır. Bu kanatçıklar dar, uzun madensel parçalardır. Her kanatçık bir ucundan rotorabağlanmıştır. Rotor, tepsi biçiminde yapılmış yassı bir madensel parçadan oluşabilir. Mil denilen uzun bir silindir, rotorun ortasından geçer.<span id="more-5660"></span><br />
Türbin. pervanelerden oluşan bir dizinin tümüne benzetilebilir. Hepsi de aynı rotora bağlanarak rotorla birlikte döner. Her pervane çifti arasında, dönmeyen ve pervanelere benzeyen tekerlekler bulunur. Bu tekerleklerde hareket etmeden duran kanatçıklar (stator) vardır.Türbinde önce kanatçıklar döndürülür. Dönen kanatçıklar kendilerine bağlı olan rotor ile mili de döndürürler. Bunların sağladığı dönme hareketi daha sonra başka bölümlerin de döndürülmesinde kullanılır.<br />
Türbin kanatçıkları kendilerine çarparak akan akışkan bir madde ile döndürülür. Su gibi sıvı ve buhar ya da hava gibi gaz durumundaki maddelere akışkan maddeler denir. Akışkan madde, akarken çarptı ğı türbin kanatçıklarını iter. Kanatçıkların kolayca itilebilmeleri için belli bir açıda bulunmaları gerekir. Bazen akışkan madde doğal bir kaynaktan gelebilir. Örneğin, bir ırmakta akan su böyle bir akışkan maddedir. Bazı türbinler ise türbinin dışında üretilen buhar ya da sıcak gaz ile çalışır.<br />
Türbin türleri birkaç biçimde tanımlanabilir. Bunlardan biri kullandıkları akışkan maddeye göre yapılan tanımlamadır. Su türbini ya da hidrolik türbin akan su ile hareket ettirilir. Böyle bir türbin, bir ırmak üzerinde kurulmuş olan bir barajın altına yedeştirilir ve bir jeneratöre de bağlanır.Jeneratör, türbin tarafından döndürüldükçe elektrik üretir.<br />
Hava türbinleri sıkıştırılmış hava kullanırlar. Sıkıştırılmış havanın itme gücü ya da basıncı, canhlanrı soluduğu havadan daha fazladır. Marangozlar, dağrama işlerinde ağaç parçalarını kesmek için madenden yapılmış döner bıçkılar kullanırlar. Bıçkıda bir türbinin döndürdüğü yuvarlak, keskin bir kesici bölüm vardır. Türbin, bir hortumun ucundan verilen sıkıştırılmış havayla döndürülür.kaynatılmasıyla oluşturulur. Bir gaz türbini için gerekli olan gaz, yakma yoluyla elde edilir. Hava, benzin gibi bir yakıtla karıştırılarak yakılır. Yanan yakıt gaz üretir. Bugazlar türbini çevirir. Türbinlerin hepsi enerjiyi değiştirirler. Enerji, yararlı iş yapabilme yeteneğidir. Hareket durumundaki bir cisimde, örneğin, bir akışkan maddede ya da bir türbinde kinetik enerji vardır. Türbin. enerjisini akışkan maddeden alır. Akan akışkan erıerjinin sağladığı enerji türbindeki dönme enerjisine dönüştürülür.<br />
Enerjinin üretildiği orana güç denir. Her saniye için harcanan enerji ne kadar fazlaysa, güç de o derecede fazla olur. Bir türbin ne kadar hızlı dönerse, o kadar fazla güç üretir. Türbinler dakikada binlerce devir yapabilirler. Ayrıca, milyonlarca vat gücünde elektrik üretebilirler.Türbinlerin çoğunu tanımlamak için başvurulan başka bir yol daha vardır. Bu tanımlama, akışkan maddenin türbindeki akış yönüne göre yapılır. Merkezkaç (santrifüj) türbinde akışkan madde, türbin rotor miliyle dikaçı yapacak biçimde akar. Dik türbinde akışkan madde, rotor miline paralel bir doğrultuda akar.<br />
Merkezkaç türbinlerin çalışması, suyu yükseğe çıkarmaya yarayan su dolaplarının çalışmasına benzer. Bu dolabın dış yüzeyinde çark kanatları yer alır. Dolap bir akarsu üzerinde kurulur. Su çark kanatlarına çaroarak dolabı döndürür. Merkezkaç türbinde çark kanadı yerine kendine özgü kanatçıklar vardır. Kanatçıklar su ya da gaz etkisiyle itilir. Yalnız, bu akışkan madde kanatçıklara hortum ucundaki küçük bir delikten fışkırtıIır. Akışkan madde kanatçıkların uçlarına çarparak sıçrar ve onları döndürür.<br />
Dik türbiride bir dizi rotor kanatçığı vardır. Buhar gibi bir akışkan madde bir uçtan türbine akar ve buharın gelişine göre belli bir açıda bulunan rotor kanatçıklarının arasından geçer. Buhar, rotora hareket verecek biçimde kanatçıkları yanlara doğru iter. Sonra, buhar hareketsiz kanatçıkIara çarpar. Bu kanatçıklar. türbini tutan dış duvarlara bağlıdır. Bunlar, rotor kanatçıklarından farklı bir açıda bulunurlar. Buhar hareketsiz kanatçıklardan sıçrar. Hareketsiz kanatçıklar. buharı başka bir rotor kanatçıkları grubu üzerine yöneltirler. Bu gruptaki kanatçıklar da dönerler. Böylece, buhar, türbini dolaşarak birçok rotor ve hareketsiz kanatçık gruplarından geçer. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/turbin.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tünel</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tunel.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tunel.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:38:16 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5656</guid>
		<description><![CDATA[Dağlarda, bir yandan öbür yana açılan delme yollara tünel denir.Tüneller çeşitli nedenlerle yapıIırlar. Bazı tünellerden karayolu, demiryolu ya da denizyolu geçer, bazı tüneller ise yayalar içindir. Şehir ve kasabalara su ileten ya da ürünlerin sulanmasında kullanılan tüneller de vardır. Ayrıca suyun elektrik kuvvetine dönüştürüldüğü hidroelektrik santrallarında da tünellerden yararlanılır. Su bentlerinin yakınında bulunan nehirlerin yolunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Dağlarda, bir yandan öbür yana açılan delme yollara tünel denir.Tüneller çeşitli nedenlerle yapıIırlar. Bazı tünellerden karayolu, demiryolu ya da denizyolu geçer, bazı tüneller ise yayalar içindir. Şehir ve kasabalara su ileten ya da ürünlerin sulanmasında kullanılan tüneller de vardır. Ayrıca suyun elektrik kuvvetine dönüştürüldüğü hidroelektrik santrallarında da tünellerden yararlanılır. Su bentlerinin yakınında bulunan nehirlerin yolunu değiştirmek için de tünel açılabilir. Altın, elmas ve kömür gibi madenierin çıkarılabilmesi için de uzun ve derin tünellerin açılması gerekebilir. Tüneller ya yüzeye paralel ya da hafif eğimli olurlar. Bazı yeraltı demiryolu tünelleri gerçek anlamda tünelolarak tanımlanamaz. Bunlar kesme ve örtme adı verilen bir yöntemle açılmış olanlardır. Gerçekte yol düzeyinden fazla derinde olmayıp, tünel yol üzerinde geniş bir çukur kazılarak açılırlar.<span id="more-5656"></span><br />
Demiryolunu çevreleyen duvar ve tavan kısmı bu çukur içinde yapılır. Daha sonra kazılan alanın üzeri kazma işlemi sırasında çıkan toprakla örtülür. Gerçek tüneller ise yeraltından açılmaya başlanır ve yüzeyde hiç bir kazma işlemi yapılmaz. Ancak yüzeyden yeraltına kazıklar dikilebilir. Tünel açılmadan önce giriş ve çıkış yerleri kararlaştırılır. Araştırmacılar tünelin geçeceği yerleri belirleyen haritayı hazırlarlar. Tünelin kesin uzunluğu ve oluşturulacak kıvrım ve eğimler önceden saptanır.Jeologlar tünelin ne çeşit kaya parçalarından geçeceğini araştırır, açılan ince kanallardan toprak ve kaya örnekleri çıkarırlar. Kayaların yapısının sert ya da yumuşak olup olmadığını, su içeren boşlukların bulunup bulunmadığını incelerler. Su birikintilerinin yerlerinin bilinmesi çok önemlidir. Su taşması meydana gelirse bütün tünel su altında kalabilir.<br />
Ayrıca yeraltında çökmelere sebep olabilecek gizli rnağara ya da boşlukların olup olmadığı da araştırılır. Tünelin kazılma işlemlerinin başlayabilmesi için mühendislerin jeologlar tarafından hazırlanan verileri değerlendirmeleri ve karşılaşılabilinecek güçlüklerin çözülebileceğine karar vermeleri gerekir.Kayaların içinden tünel açma işlemi günümüzde, yüzyılın başına oranla çok daha hızlanmıştır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Avrupa ve Amerika<br />
da demiryolu işletmeciliği yaygınlaşınca tünel açma yöntemlerinin geliştirilmesi gerekmiştir. 1867 yılında Isveçli Alfred Nobel baruta oranla çok daha etkili olan dinamiti bulmuştur. Dinamit kayalar içinden tünel açılmasında kullanılmaya başlanmıştır.<br />
Günümüzde, sert kayalarda tünel açmak için önce kaya yüzeyinde sıkıştırılmış hava delgileriyle delikler açılır. Delgilerin kesici uçlarının soğutulmasında sudan yararlanılır. Delgilerin uçları elmas ya da tungsten karbürden yapılır. Her iki madde de en sert kayaları kesebilecek güçtedir. Açılan deliklerin şekli ve yerleri açılacak tünelin şekline ve kazılan kayanın çeşidine bağlıdır.<br />
Delikler açıldıktan sonra içlerine patlayıcı maddeler yerleştirilir. Daha sonra patlayıcı maddeler ateşlenir. Tünel tabanına raylar döşenir ve çalışmaların sürdürüldüğü iskele bir lokomotifle güvenilir bir uzaklığa kadar çekilir.<br />
Bundan sonraki patlarmalar elektriksel yöntemlerle yapılır. Patlama sırasında ortaya çıkan duman ve buhar, tünel içine sıkıştırılmış hava pompalanarak yök edilir, işçiler ve makineler tekrar tünele sokulur. Patlama sonucu parçalanan büyük kaya kitleleri sıkıştırılmış hava ile çalışan delgi ve kazmalarla çıkarılarak vagonlara yüklenir ve gene lokomotifile dışarıya taşınır. Çalışmaların en yavaş olan kesimi çıkarılan kaya parçalarının tünel dışına taşınmasıdır. Taşıma işlemlerini hızlandıran bir yöntem tünel içinde yüklenen ve tünel çıkışında yükünü boşaltan ve aynı ray üzerinde devamlı gidip gelen vagonların kullanılmasıdır.<br />
Kayalar sert ve yeterince dayanıklı ise tünel olduğu gibi bırakılabilir. Ancak dayanıklılığı arttırmak ve su sızmasını önlemekiçin bir kaplama yapılır. Tünellerin kaplanması eskiden taş ve tuğla ile yapılırdı.<br />
Kayalar dayanıklı ve sert değilse tünelin kazılmaSi devam ederken kazılan kısma destekler konulur. Tünel duvarlarına ve tavanına uzun delikler açılır ve deliklere çelik direkler yerleştirilir. Her direkte kayayı sımsıkı kavrayan kollar bulunur. Direkler çimento ile kayaya kaynaştırılabilir. Çelik direklere kaya geçmeleri de denir; bunlar bir uçları ile kayaya vidalanmış gibi dururlar. Bu geçmelerde kaya parçaları sıkıştırıldığından tünel duvarının dayanıklılığı artar.<br />
Temizlenen kavanın birkaç yerine çelik çubuklardan destek konur. Çubuklar kaya yüzeyine büyük birbasınç yaparlar. Bazen dayanıklılığı artırmak için ağaç direkler de kullanılır. Eskiden tünellerde destek olarak ağaç ve dökme demir kullanılıdı.Eskiden açılan tüneller sert kayalar içinden geçerdi. Kil, kum ya da balçık gibi yumuşak düzeylerde tünel açmak daha güçtür. Yumuşak bir düzeyde tünel açmak {lk olarak Ingiltere&#8217;ye yerleşmiş Fransız mühendisi Sir Marc Brunel tarafından ger, çekleştirilmiştir. Brunel&#8217;in yöntemi ilk olarak 1824 ve 1842 yılları arasında Londra&#8217;da Thames nehrinin altından bir tünelin açılmasında kullanılmıştır. Önceleri sadece yayalar tarafından kullanılan bu tünel 1865 yılında Londra metrosunun geçtiği bir yeraltı demiryolu haline gelmiştir. Bu tünel günümüzde de kullanılmaktadır. Tünelin yapımı sırasında bütün balçık, kum ve kil elle taşınmıştır. Tünelin tuğla kaplaması bugün de su geçi rmemektedir.<br />
Günümüzde kullanılan makineler çalışmaları hızlandırmakta ve kolaylaştırmaktadır. Hidrolik güçle çalışan kaldıraçlar çelik direkleri kolayca kaldırmakta ve yerine yerleştirmektedir. Mekanik kazıcılar kayaları otomatik olarak parçalamaktadır. Kazılan bölümün bir kısmı sıkıştırılmış hava&#8217;dan yararlanılarak tünel kaplamasını çevreleyen dar hava boşluğuna püskürtülmekte. çimento ile kanşarak boşluğu çabuk ve dayanıklı bir şekilde doldurması sağlanmaktadır. Bazı tünellerin kaplamasında önceden hazırlanmış çimento kullanılmaktadır.<br />
Yumuşak düzeylerde tünel açmak güçtür. Su altında, deniz ya da nehir yataklarının altından tünel açmak ise daha da güçtür. Böyle yerlerde tünel üzerine etkiyen büyük bir su basıncı vardır. Her an tünelin su altında kalması tehlikesi sözkonusudur. Su basmasını önlemek için uygulananiki yöntem vardır.<br />
Birinciyöntemde tünel içindeki hava basıncı dışardan etkiyen su basıncına eşit ya da daha fazla olana kadar arttırılır. Tünel içindeki yüksek hava basıncı dışardan suyun girmesini önler.Deniz ya da nehir yatağının kenarında kalan tünel kısımları önce açıJır. Bundan sonra tünel girişleri kalın ve hava geçirmeyen beton duvarlarla kapatılır. Bu duvarların içinde, hava basıncının değişiklik gösterdiği hava geçirmeyen bölmeler bulunur. Işçiler, makine ve çeşitli gereçler bu bölmelerden tünele girip çıkarlar.<br />
Önce, üstten etkiyen su basıncını aşana kadar tünelinkapatılan kısmına hava pompalanır. Su geçmeyen bu bölmede işçiler rahatça çahşırlar. Ancak tünele giriş ve çıkışlar sırasında basınç değişikliklerine karşı önlem alırlar. Işçiler yüksek basınçlı su geçirmeyen bölmeye geçmeden önce hava geçirmeyen bölmedeki basınç yükseltilir. Su geçirmeyen bölmeden çıkarken de hava geçirmeyen bölmedeki basınç azaltılır. Basıncın azaltılması, yükseltilmesine oranla çok daha yavaş yapılır.Basınç çabuk düşürülürse, işçilerde vurgun adı verilen hastalık görülür. Vurgunun nedeni havadaki azot gazı kabarcıklarının kana karışmasıdır. Vurgun öldürücü olabilir.<br />
Su altı tünellerinin yapımında kullanılan ikinci yöntemde ise tünelin bölümleri karada hazırlanır sonra nehir içine indirilir. Su içine indirilen bölümler önceden nehir yatağında kazılmış hendekIere yerleştirilir. Bölümler su altında çalışan dalgıçlar tarafından birbirine kenetlenir. Bağlantı noktaları su geçirmeyecek şekildedir. Daha sonra tünel içindeki su dışarıya pompalanır. Günümüzde su altı tünellerinin çoğu bu yöntemle yapıLmaktadır. 1900 yılında Seine nehri altından geçirilen Paris metro yolları her iki yöntemin bir arada uygulanmasıyla yapılmıştır.<br />
Uzun tünellerde. özellikle karayolu tünellerinde iyi havalandırma yöntemlerinin bulunması gerekir. Motorlu araçlar az oranda karbon monoksit gazı içeren eksoz gazları çıkarmaktadır. Belirli bir alanda bu gaz düşük oranda bile insanlar için öldürücü olmaktadır. Bu nedenle uzun karayolu tünelleri boyunca havalandırma kanallarının yerleştirilmesi gerekir. Bu kanallar zararlı havayı dışarıya verirken temiz havayı da tünel içine iletirler.<br />
Uzun tünellerin çoğu aydınlatılmıştır. Aydınlatma sürücüleri yanıltmayacak şekildedir. Adaların yakındaki bir kara parçasına bağlanmasında da tünellerden yararlanılır. Bu çeşit tünel-. lerin en uzunlarından biri de laponva&#8217;dadır. Bu demiryolu tünel i 21 kilometre uzunluğundaki Tsugaru boğazının altından geçer ve Japonya&#8217;nın ana adası Honshu&#8217;yu Hokkaido adasına bağlar. Dover boğazından geçerek Ingiltere ve Fransa&#8217;yı birbirine bağlayacak tünel planı ise henüz&#8217; uygulanmamıştır. Bu tünelin gerçekleştirilmesi halinde Büyük Britanya adaları ile Avrupa kıtası arasındaki ulaşım büyük bir rahatlamaya kavuşacaktır. Bugün araba vapurları ya da yolcu gemileriyle Manş&#8217;ı geçen taşıtlar bu tünelden yararlanabileceklerdir.<br />
Ulaşımdaki gelişmeler ve kentlerdeki alanların ekonomik olarak kullanılması gerekliliği nedeniyle tüneller gittikçe önem kazanmaktadır. Gelecekte uzun ve ince tünellerin yapılabileceği düşünülmektedir. Bu tünellerdeki bütün hava dışarı pompalanarak harekete karşı olan direnç azaltılabilecektir. Tünelin içine boyutları tünelle hemen hemen aynı olan trenler yerleştirilebilecek ve trenlerin havakuvveti ile itilerek işletilmesi sağlanabilecektir, </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tunel.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuz</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tuz.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tuz.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:31:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5654</guid>
		<description><![CDATA[Yapısı küp şeklinde kristallerden meydana gelen tuz, sodyum klorürden oluşmuş beyaz bir katı maddedir.Öte yandan kimyada, asit ve bazlarm tepkimeler sonucu meydana getirdikleri ürünlere de tuz denir. Tuz, insanlar için son derece değerli kimyasal bir maddedir. Yaşam için çok gereklidir. Tuz içermeyen besinlere tuz ilave edilir. Tuz sözcüğü genellikle adi tuzu ya da sofra tuzunu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yapısı küp şeklinde kristallerden meydana gelen tuz, sodyum klorürden oluşmuş beyaz bir katı maddedir.Öte yandan kimyada, asit ve bazlarm tepkimeler sonucu meydana getirdikleri ürünlere de tuz denir. Tuz, insanlar için son derece değerli kimyasal bir maddedir. Yaşam için çok gereklidir. Tuz içermeyen besinlere tuz ilave edilir. Tuz sözcüğü genellikle adi tuzu ya da sofra tuzunu belirtir. Adi tuzun kimyasal adı sodyum klörür, dür. Tuzun, (sodyum klorürün) da kimyasal simgelerden oluşan bir formülü vardır (NaCl). Na,sodyumun CI, klorun simgesidir. Adi tuz,eşit sayıda sodyum ve klor atomu içerir. Sodyum son derece etkin bir metaldir. Klor ise zehirli bir gazdır. Fakat birbirleriyle birleştiklerinde kararlı ve çok dayanıklı bir bileşik meydana getirirler.Yukarıda da belirtildiği gibi, tuz sözcüğü, belirli kimyasal bileşikleri tanımlamada da kullanılır.<span id="more-5654"></span><br />
Bir asit, kimyasal karşıtı iılan bir bazla tenkimeve girdiğinde tuz meydana getirir. Sodyum klorür bu türlü bir tuzdur. Sodyum hidroksitle (NaOH), hidroklorik asit (HCl) tepkirngve girdiğinde sodyum klorür (NaCl) meydana g&#8217;tlft: Bu tepkimenin kimyasaldenklemi aşağıdaki şekilde gösterilir:<br />
HCl + NaOH ~ NaCl + Hı O yada<br />
asit + baz = tuz + su<br />
Asit daima hidrojen iyonu (H +) baz ise hidroksil iyon u (OH-) içerir. Bu iki iyonbirleştiğinde su oluşur.Nötürleşrne adı verilen bu olayda asit ve bazı özellikleri birlikte ortadankaybolurlar.Bazen, asit birden fazla hidrojen iyonu içerdiğinde farklı bir tür tuz oluşur. Örneğin, sodyum hidroksit (NaOH) karbon ik asitle (HıC03) tepkirneye girdiğinde,sodyum iki hidrojen, iyonundan yalnız biri ile de yer değiştirebilir. Bu durumda sodyum hidrojenkarbonat ya da sodyum bikarbonat adı verilen bir çeşit tuz (NaHC03) meydana gelir. Bu kimyasal madde, daha çok genel yapıda olan kabartma tozu adıyla tanınır.Adi tuz, beyaz, katı bir maddedir. Atomları geometrik kristaller halinde düzenlenmiştir tuz kristalleri küp şeklindedir. Doğada tuz bazen kaya şeklinde bulunur. Kayatuzuna halit denir.<br />
Tu!Z, suda kolaylıkla çözülerek tuzlu su haline dönüşür. Suda çözüldüğü zaman, suyun donma noktasınıdüşürür. Böylece tuzlu su normal suyun don ma noktası olan O°C&#8217;de donmaz. Bu yüzden, kışın yollara buz tutmaması için tuz serpilir. Serpilen tuz, buzun erime noktasını düşürür. Eğer hava çok soğuk değilse buzerir ve yolların kayganlığı ve tehlikesiönlenmiş olur.<br />
Tuz kaynakları: Tuz, yerkabuğunun en yaygın kimyasal bileşiklerinden biridir. Çeşitli toprak ve kaya türleri tuz kristalleri içerir. Kayalardaki tuzun küçük bir miktarı yağmur suları ile sürekli olarak çözülür. Çözülmüş olan tuz, ırmaklar ve akıntılarla kıvılara taşınır. Milyonlarca yıl önce denizlerde çok miktarda çözülmüş tuz birikmiştir.<br />
Denizler oluşurken bir miktar tuz vardı. Fakat daha sonra deniz sularının bir kısmı Güneş ısısının etkisiyle buharlaşmıştır. Bu işlemin sonunda denizlerdeki tuz miktarıgitgide artmıştır. Deniz suyunda tuzun yoğunlaşması bölgelere göre değişir. Örneğin Ekvator&#8217;da en yüksek düzeye ulaşır. Denizde birkaç çeşit tuz bulunur. Fakat bu tuzların dörtte üçünden fazlası adi tuz ya da. sodyum klorürdür.<br />
Yeryüzü tarihi boyunca karalar ve denizler sürekli olarak değişikliklere uğramışlardır. Bir zamanlar karaların büyük bir kısmı denizlerle kaplıydı. Geçmişin çeşitli zamanlarında, deniz alanları, karalar tarafından kaplanarak göller ve iç denizler oluştu. Böyle kapalı alanlardaki suların buharlaşması, bazen ırmak sularının buharlaşmasından daha büyük olmuştur. Su buharlaşınca geride tuz kalmış ve bunun sonucu göllerde tuz birikimi gitgide artmıştır. Nihayet bütün sular buharlaşınca geride geniş tabakalar halinde tuz yatakları kalmıştır. Bunlar hala Dünyanın birçok bölgesinde görülür. Doğu Avrupa&#8217;nın birçok bölgesinde ise tuz yeraltından çıkarılır.<br />
Tuz iri kayaları parçalayarak da elde edilir. Yeraltında açılan maden kuyularında da tuz yatakların rastlanılmıştır. Madenciler tuz duvarını kazarlar ve patlayıcı maddeler kullanarak sert tuz tabakalarının gevşemesini sağlarlar. Toprağın derinliklerindeki tuz yatakları içinçok sık kullanılan başka bir yöntem de vardır, Yeraltındaki tuz katmanlarına doğru, makkapla delikler açılır. Sonra tuz katmanlarına su pompalanır. Su, tuzun bir kısmını çözer ve meydana gelen tuzlu su yüzeye pompalanır. Tuzlu su ısıtılır. Su buharlaşınca geriye tuz kalır.<br />
Dünyanın birçok yerinde, tuz deniz suyundan elde edilir. Deniz suyu kıyılardaki buharlaştıncı havuzlara akıtılır. Su, Güneşin sıcaklığında gitgide buharlaştınlarak. yataklarda geriye tuz kalır.Her yıl denizlerden ve madenlerden aşağı yukarı 100000 000 ton tuz elde edilir. Bu tuzun yaklaşık olarak üçte biri endüstride kullanılır. Büyük bir kısmı ise, sodyum karbonat (çamaşır sodası), sodvurn bikarbonat (kabartma tozu), sodyum hidroksit (kostik soda). hidroklorik asit (tuzruhu) ve klor gibi kimyasal maddelerin yapımında kullanılır. Tuzdan yapılan kimyasal maddeler kağıt, sabun, deterjan, yapay lastik, deri. cam, gübre ve patlayıcı maddelerin yapımı içinönemlidir. Tuzdan elde edilen sıvı sodyum, soğutucu ya da iSi değiştiricisi olarak çalışan nükleer güç santrallarında önemli bir roloynar. Besinlerde kullanılan tuz miktarı, yukarıdakilere oranla daha azdır. Besinlere tad vermek için tuz ilave edilir.<br />
Tuz, bazen besinlerin korunmasında da kullanılır. TuzIanmış et ve balık bozulmadan uzun zaman kalır.İnsan vücudu düzenli bir şekilde tuza gereksinme duyar. Kandaki tuz düzeyini aynı değerde tutmak gerekir. Vücutta tuzun önemli ölçüde azalışı kan hacminin azalması demektir.Kimyada tuz: Modern kimyada, tuz,pozitif yüklü metal ya daamonyum (NH) iyonlarıyle negatif yüklü asit kökü,iyonlarından yapılmış bileşikler olarak tanımlanır. Buna göre tuzlar (+) ve (-) iyonlardan yapılmış maddelerdir. Bu yapı hem katı halde hem de ergimiş ya da eriyik haldeki tuzlarda da görülür. Tuz oluşumunun karakteristik denklemi: Asit + baz- tuz + su şeklinde gösterilir. Bu bir nötürleşme olayını gösterir. Eğer baz, anhidro baz, (örneğin amonyak) olursa bu durumda su meydana gelmez. Fakat yine nötürleşrne vardır. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tuz.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tulumba</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tulumba.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tulumba.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 06 Apr 2009 11:22:36 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5651</guid>
		<description><![CDATA[Tulumba, bir akışkanı hareket ettiren bir makinedir. Dünyadaki bütün tulumbalar birden duracak olsa hayat felce uğrar. Birçok fabrika çalışamaz duruma gelir. Otomobiller hareketsiz kalır. Kentler elektriksiz ve susuz kalır. Bilim adamları, önemli araştırmaları yapamaz. Tulumba, insanoğlunun çok eskiden bulup geliştirdiği önemli bir araçtır. Tulumba, bir akışkanı hareket ettirir. Akışkan bir SiVi veya bir gaz olabilir. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tulumba, bir akışkanı hareket ettiren bir makinedir. Dünyadaki bütün tulumbalar birden duracak olsa hayat felce uğrar. Birçok fabrika çalışamaz duruma gelir. Otomobiller hareketsiz kalır. Kentler elektriksiz ve susuz kalır. Bilim adamları, önemli araştırmaları yapamaz. Tulumba, insanoğlunun çok eskiden bulup geliştirdiği önemli bir araçtır. Tulumba, bir akışkanı hareket ettirir. Akışkan bir SiVi veya bir gaz olabilir. En çok hava ve su tulurn. bayla pompalanır; fakat diğer akışkanlar da pompalanabilir. Akışkanlar böylece borulardan geçirilerek yüksek yerlere gönderilir, depolara doldurulur ya da boşaltılır. Canlı balıklar veya kömür gibi katı maddeler de su içinde, pompavla bir yerden bir yere gönderilebilir.<span id="more-5651"></span><br />
Çok sıcak sıvı metalleri ve gazların soğutulmasıyla eldeedilen çok soğuk sıvıları pompalayan tulumbalar da vardır. Bilimsel laboratuvarlarda küçük tulumbalar kullanılır. Barajlarda ise, dev tulumbalar, dakikada milyonlarca litre suyu binlerce metre yükseğe çıkararak, elektrik üretilmesine yardımcı olurlar.Yer değiştirmeli tulumbalarda sıvı bir yerden bir yere gider. Bunu bir piston sağlar. Piston, bir silindir içinde hareket ederek sıvının yer değiştirmesini sağlar.<br />
Bu tulumbalara pistonlu tulumbalar adı verilir.Bunlarda ayrıca, sıvının hareketine uygun olarak açılıp kapanan kapaklar da vardır. Bisiklet pompaları bu türdendir. Bisiklet pompasırıda uzun bir silindir içinde hareket eden birpiston vardır. Kolu aşağı doğru itince, silindir içindeki hava, dışarı pompalanır. Hava bir kapaktan ve bir hortumdan geçerek bisiklet tekerleğinin lastiğini şişirir. Kapak (süpap), havanın pompaya geri gelmesini önler. Kol çekilince piston yukarı çıkar ve pistonun yanındaki bir delikten. içteki boşluğa hava dolar. Silindir içinde oluşan boşluğun hava basıncı, dıştaki havanın basıncından daha azdır. Akışkanlar daima, yüksek basınçlı yerlerden alçak basınçlı yerlere akarlar. Bu yüzden hava, pompanın içine girer. Hava, pompanın tepesinden girer ve pistondan öbür yana geçer. Bu şekilde, silindirin içi havayla dolmuş olur. Sonra piston yeniden iti/erek havanın lastiğe dolması sağlanır.<br />
Emme tulumbaları da benzer şekilde çalışırlar. Bunlar kuyuların suyunu yukarı çekmeye yararlar. Tulumba içinde oluşan boşluğa, kuyu suyu dolar. Çünkü suyun yüzeyi, dış hava basıncının etkisi altındadır. Bu tulumbalarla su, 8 metre yükseğe çıkarılabilir. Hava (atmosfer) basıncıyla ancak bu kadar bir güç elde edilebilir.<br />
Emme basma tulumbalar ise, derinlerdeki suları çekmekte kullanılırlar.<br />
Bunlar hava basıncına bağlı olmazlar. Piston, suyu yukarı iter. Piston ne kadar kuvvetle itilirse su da o kadar fazla yükseğe çıkar. Fakat, su borusundaki suyun ağırlığının tulumba tarafından dengelenmesigereklidir. Bu yüzden, tulumbaya uygulanan kuwet, bu ağrrlığ. yenecek kadar olmalıdır. Bu tip tulumbalar, yangın söndürme araçlarında ve çok derin kuyularda kullanılırlar.<br />
Döner tulumbalar da, yer değiştirrneli tiptendir. Ancak piston yerine, dönen çarklar vardır. Çarklar dişli veya kepçelidir. Sıvı, dişler arasındaki boşluğa dolar ve çıkış yerine taşınır.Dişli çarkli tulumbalar, pistonlu tulumbalarda tıkanmalara yol açabilecek, agır ve koyu sıvıları pompalamakta kullanılırlar. Fazla kuwetle pompalamazlar. Bunların daha güçlü olanları, döner vidalı tulumbalardır. Dakikada, 70 kilogram/santimetrekare basınçla 18000 litre sıvı pompalayabilirler.<br />
Bir diğer tulumba tipi, merkezkaç (santrifüj) tulumbadır. Bunlarda sıvı, bir taraftan diğerine gitmez. Bunun yerine, merkezden dışarı doğru fırlatılrr. Bu tulumbalarda pervanelere benzer .kanatlar vardır. Sıvı merkeze gelir ve oradan dışa doğru fırlatıhr. Burada sarmal (spiral) şeklinde bir çıkış yeri vardır. Su, hızı azalmış, fakat basıncı artmışolarak borulara geçer.<br />
Jet tulumbalar da bir başka tiptir. Bunlarda, akışkanı taşıyacak hareket ettirici bir akışkan kullanılır. Hareket ettirici akışkarı. kesiti daralan bir boru içinde ilerleyerek hızlanır ve bir jet şeklini alır. Bu fet, taşınacak sıvının bulunduğu boruya girerek onu da birlikte götürür. Sonra boru yeniden genişler ve burada karışımın hızı azalmış, fakat basıncı artmış olur.<br />
Jet tulumbaların çoğunda taşınan ve hareket ettiren akışkanların ikisi de sudur. Bunlar küçük su kaynaklarında kullanılırlar. En çok kullanılan jet tulumbası venturi borusudur. Venturi borusunda hareket ettirici akışkan hava, taşınan akışkanise bir sıvıdır. Otomobillerde bu sıvı benzin, sprey şişesinde ise parfümdür. Gazla kaldırmalı tulurnbalar ise, petrol kuyularında kullanılır. Basınçlı bir gaz, bir boruyla kuyuya gönderilir. Gaz-petrol karışımı, petrolden daha hafif olur ve başka bir boruda yükselerek üste Çıkar.<br />
Gazlar için kullanılan, merkezkaç tulumbaya &#8220;vantilatör&#8221; adı verilir. Merkezkaç tulumbalar ve merkezkaç vantilatörler yaygın bir kullanma alanına sahiptirler.<br />
Gazlar için kullanılanbir başka tulumba da, pnömatik (emici) tulumbadır. Emici tulumbalar, bir kaptaki gazı ya da havayı emerek, onun içinde bir boşluk (vakum) meydana getirmeye yararlar. Bu boşluk tam olmaz; fakat kullanılan tulumba tipine göre ve kabın koşullarına bağh olarak az ya da çok ileri olur.<br />
Bazı özel amaçlar için yapılmış tulumbalar da vardır: Nükleer santrallarda zehirli, çok sıcak ve radyoaktif sıvılar kullanılır. Bunlar normal tulumbalardan dışarı sızabilir ve tehlikeli olabilirler. Bu Yüzden,elektromagnetik tulumbalarla itilirler. Nükleer reaktörü soğutan sıvı bir metal, elektrik akımı ve magnetik kuvvetle istenen yere iletilir. Günümüzde akışkanlar için, çeşitli tulumbalar geliştirilmektedir. </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/tulumba.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Trigonometri</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/trigonometri.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/trigonometri.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 20:21:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5646</guid>
		<description><![CDATA[Trigonometri, üçgenlerle ilgili çalışmalar yapılan bir bilim dalıdır. Matematik biliminin yan dallarından biridir. Trigonometri sözcüğü Yunancada &#8220;üçgenlerin ölçülmesi&#8221; anlamına gelir. Bu bilim dalı, üçgenlerin açıları ve kenarlarıyla, bunlar arasındaki bağıntıları inceler. Bir ırmağın enini üzerinden geçmeden nasıl ölçebilirsiniz? Yahut, tepesine kadar çıkmadan yüksek bir binanın yüksekliğini bulabilir misiniz? Trigonometri, bu tür. problemlerin çözümünde yardımcı olur. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Trigonometri, üçgenlerle ilgili çalışmalar yapılan bir bilim dalıdır. Matematik biliminin yan dallarından biridir. Trigonometri sözcüğü Yunancada <strong>&#8220;üçgenlerin ölçülmesi</strong>&#8221; anlamına gelir. Bu bilim dalı, üçgenlerin açıları ve kenarlarıyla, bunlar arasındaki bağıntıları inceler.<br />
<strong>Bir ırmağın enini üzerinden geçmeden nasıl ölçebilirsiniz? Yahut, tepesine kadar çıkmadan yüksek bir binanın yüksekliğini bulabilir misiniz?</strong> Trigonometri, bu tür. problemlerin çözümünde yardımcı olur. Denizciler ve pilotlar da rotalarını belirlemekte trigonometriden yararlanırlar. Trigonometri, uzunlukları, cetvelle veya metreyle ölçmeksizin bulmamıza yardımcı olur. Bu hesaplarda. bilinen uzunluk ve açılardan yararlanarak, bilinmeyen uzunluk bulunur. Bilinmeyen uzunluklar. üçgenler oluşturularak hesaplanılır. Yüksek bir yapının yüksekliğinin bulunmak istendiğini düşünelim. Yükseklik, dama çıkıp, aşağıya bir şerit metre sarkıtarak ölçülebilir. Fakat bu hem güç, hem de tehlikelidir. Bunun yerine, yapının yerdeki gölgesinden yararlanılarak yüksekliği daha kolay bulunabilir. Gölgenin uzunluğu, yerde kolayca ölçülebilir. Bina tepesinden geçerek gelen Güneş ışınlarının yerle yaptığı açı da, sekstan denilen özel bir araçla belirlenebilir. Yapının yüksekliği ve gölgesinin boyu, bir üçgenin iki kenarını oluştururlar.<span id="more-5646"></span><br />
Bunlar, bir ABC üçgeninin BC ve AB kenarlarıdır. AC kenarını ise, Güneş ışınları oluşturur. Böylece üçgenin üç kenarı ortaya çıkar. A noktasındaki açı Güneş ışınlarının yerle yaptığı açıdır.<br />
Gölgenin boyunun ölçülerek 7,5 metre, açının da 60° bulunduğunu düşünelim. Bu bilgilerle bir üçgen çizilebilir. Çizilecek bu üçgenin kenar uzunluğunun 7,5 m. olması gerekmez. Bir ölçekle daha küçültülerek çizilebilir. Örneğin, 1 metre 1 cm. ile gösterilebilir. Bu durumda, şekli asıl üçgene benzeyen, fakat ondan daha küçük bir üçgen çizilmiş olur. Çizilen küçük üçgenin BC kenarı cetvelle ölçülüp, ölçege göre metreye çevrilerek yapının yüksekliği bulunur. Bu örnekte sonuç 13 m. olacaktır.<br />
Bu yükseklik bulma yöntemi fazla elverişli degildir. Ölçekli olarak çizmek fazla zaman alır. Bunun yerine, aynı bilgilerden ve trigonometriden yararlanarak da yükseklik hesaplanabilir.<br />
Yapının yüksekliği. gölgesinin uzunluğu ve Güneş ışınlarının yerle yaptığı açı arasında belirli bir oran vardır. Bu orana, açının tegeti adı verilir. Açının tegeti, yapı yüksekliğinin. gölge uzunluğuna bölümüne eşittir. ABC üçgeninde, BC kenarının AB&#8217;ye oranıdır.<br />
Bu orandan yararlanılarak yapının yüksekliği hesaplanabilir. Yapının yüksekliği. yerdeki gölgenin uzunluğuyla, A açısının tegetinin çarpırmna eşittir. Gölgenin uzunluğu 7,5 m. olarak ölçülmüştür. 60 derecelik açının tegeti nedir? Bunun degeri 1,732&#8242;dir. Bu değer, çeşitli açıların tegetlerini gösteren trigonometri listelerinden bulunur. Şimdi yapılacak iş, 7,5 sayısıyla 1,732&#8242;nin çarpımını bulmaktır. Sonuç 13 m.&#8217;dir; böylece yapının .vüksekliği bulunmuş olur: Bu sonuç kesin olup ölçekli bir çizimi gerektirmez.<br />
Tegetten başka, üçgenin kenarları ve açıları arasında daha degişik bağıntılar da vardır. Sinüs ve kosinüs bunlardan ikisidir. Bunların ne olduğunu anlamak için, ABC üçgeninde AC kenar uzun luğunu bulmak istediğimizi düşünelim. Bu uzunluk Güneş ışınlarının yerle yapı arasındaki boyu olmaktadır.<br />
Yapının gölgesinin boyunun (AB kenan), AC&#8217;ye bölümü, 60 derecelik açının kosinüsüne eşittir. Buna göre, AC boyu, gölgenin boyunun kosinüs 600&#8242;ye bölümüne eşit olmaktadır. Cos 600&#8242;yi yine matematik tablolarından bulabiliriz. Bu değer O,5OO&#8217;dür. 7,5 m&#8217;yi bu değere bölerek, AC uzunluğunu 15 m. olarak buluruz.<br />
Yapının yüksekliğini, AC boyundan yararlanarak bulmak isteyelim. 60 derecelik açının sinüsü, BC boyunun AC&#8217;ye bölümüne eşittir. Dolayısıyle, yapı yüksekliği, AC ile açının sinüsünün çarpımı kadardır. Matematik tablolarından, sin 600&#8242;yi 0,866 olarak buluruz. Bu değer, 15 m. olan AC boyuyla çarpılarak, yapı yüksekliği yine 13 m. olarak bulunabilir Aynı sonuç açının tegetini kullanarak da hesaplanm ıştır.<br />
Aynı yolla, bir duvara dayanmış merdivenin boyu ve duvarın yüksekliği. duvarla merdivenin alt ucu arasındaki uzaklık ve merdivenin yerle yaptığı açı ölçülerek, hesaplanabilir.<br />
Yukarıda tanımlanan oranlar, trigonometride en çok kullanılan değerlerdir. Sinüs, kosinüs ve teget bir açıya bağlı olarak, üçgenin kenarlarının birbirine oranlarını verirler. Böyle bir üçgenin dik üçgen olması gereklidir. Yani, üçgenin açıları nçan biri 90° olmalıdır. Dik olmayan üçgenlerde, daha karışık oranlar vardır.<br />
Tanımlanan temel bağıntı,şekildeki DEF üçgeninde yeniden açıklanmaktadır. Burada açı (x) olarak gösterilmektedir. X açısının değeri, sıfır ile<br />
gölgenin eni90° arasında herhangi bir değer olabilir. Açının karşısındaki kenara karşı dik kenar denir. Dik açının karşısındaki kenarın adı hipotenüstür. X açısının yanındaki diğer kenara ise komşu dik kenar adı verilir.<br />
X açısının sinüsü, karşı dik kenarın hipotenüse oranına eşittir. Kosinüsü ise, komşu dik kenarın hipotenüse oranıdır. Açının tegeti de karşı dik kenarın, komşu dik kenara oranıdır.<br />
Sinüs, kosinüs ve teget değerleri, yalnız X açısının değerine bağlıdrrlar. Üçgenin büvüklüğüvle ilgili değildirler. Farklı büyüklükte iki dik üçgende, X açıları avnıvsa, bu değerler de aynıdır. Sinüs, kosinüs ve teget dik üçgenlerde iki kenarın birbirine oranı şeklinde tanımlanırlar. Dolayısıyle, herhangi bir birimleri yoktur. Yalnızca birer savıdırlar. Açının büyüklüğüne bağlı olarak değişirler. X açısı OO&#8217;den 900&#8242;ye değişirken, Sinüs O&#8217;dan 1&#8242;e, kosinüs &#8216;l&#8217;den O&#8217;a doğru değişen değerler alırlar. Fakat X açısının tegeti &#8216;l&#8217;den sonsuza kadar değişir. Sonsuz, hesaplanamayan büyüklükte bir sayı demektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/trigonometri.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Transistörlar</title>
		<link>http://www.saglikliveguzelyasam.com/transistorlar.html</link>
		<comments>http://www.saglikliveguzelyasam.com/transistorlar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sat, 04 Apr 2009 20:17:57 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[t]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.saglikliveguzelyasam.com/?p=5643</guid>
		<description><![CDATA[Transistör, elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan bir aygıttır. Bugün elde taşınabilecek küçüklükte TV alıcıları yapılabilmektedir. Bunun gibi, işitme aygıtları bir gözlüğün kulaklığına sığdırılabilmektedir. Bu aygıtların aslında çok daha büyük olmaları gerekirdi. Bir zamanlar, radyolar bile, taşınamrvacak kadar büvüktü. Televizyonların yüksekliği ise, bir insan boyunun yarısı kadardı. Boyutlardaki bu küçülme, transister ve benzeri aygıtların bulunmasıyla [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Transistör, elektronik tüplerin elektrik titreşimlerini genişletmekte kullanılan bir aygıttır. Bugün elde taşınabilecek küçüklükte TV alıcıları yapılabilmektedir. Bunun gibi, işitme aygıtları bir gözlüğün kulaklığına sığdırılabilmektedir. Bu aygıtların aslında çok daha büyük olmaları gerekirdi. Bir zamanlar, radyolar bile, taşınamrvacak kadar büvüktü. Televizyonların yüksekliği ise, bir insan boyunun yarısı kadardı.<br />
Boyutlardaki bu küçülme, transister ve benzeri aygıtların bulunmasıyla sağlanmıştır. Modern radyo ve TV alıcılarında yüzlerce hatta binlerce transistör bulunmaktadır: Bunlar, eskiden kullanılan büyük radyo lambalarıyla aynı işi yapmaktadırlar.Transistorlar, lambalardan çok küçüktürler ve çok kere, santimetrenin kesirleri ölçüsündedirier. Cermanyum, siliken. selenyum gibi katı maddelerden vapılırlar. Korunmaları için, küçük metal kutular içine konurlar. içlerinde bir havasız kısım olmasına gerek yoktur. Çok sayıda telle, örneğin radyonun diğer kısımlarına bağlaturlar. Transistorların, radyo lambalarından devraldıkları işlerin en önemlilerinden biri, elektrik akımını kuvvetlendirme işidir. Elektrik akımını kuvvetlendiren düzenlere yükseltici <strong>(amplifikatör) </strong>adı verilir.<span id="more-5643"></span></p>
<p>Eskiden bütün yükselticilerde radyo lambaları kullarulırdr. Günümüzde ise, çoğunda transistorkullarulrnaktadır.<br />
Radyo lambalarının görev yapabilmeleri için sıcak olmaları gerekir. Isıtılmaları elektrik enerjisi ile olur. Dolayısıyle, ısınana kadar elektrik enerjisi kullanırlar. Oysa transistorların çalışmaları için sıcak olmalarına gerek yoktur. Dolayısıyla, transistorlu radyolar küçük pillerle de çalışabilirler.<br />
Transistorlar, yarı iletken maddelerden vapılırlar. Bunlar, elektriği metaller kadar iyi iletmezler. Yarı iletken maddeler, transistorda, yapay kristaller şeklinde düzenlenirler. Kristaldeki atomlar. istenilen bir biçimde verleştirilir. Her atom, belirli bir yerde titreşim yapar; böylece, atomların ne kadar yer kaplıyacağı belli olur.<br />
Resimde, germanyum elementinin kristal yapısı gösterilmektedir. Her germanyum atomunda 32 elektron vardır. Bunlar sıkı bir şekilde atoma bağIıdırlar. Dıştaki 4 elektron, atomu kristale bağlar. Bazen bu dört elektrondan biri, kendi atomurldan ayrılıp, kristal içinde yer değiştirebilir.<br />
Yer değiştiren elektron, eksi (negatif) elektrik yükünü de birlikte taşır. Böylece, ayrıldığı atomda bir artı (pozitif) elektrik yükü oluşmuş olur. Ayrılan elektron, bir pozitif boşluk ortaya çıkarmıştır.<br />
Cermanyum kristalindeki atomlar. normaloda sıcaklığında sürekli olarak titreşirler ve kristal içindeki yerlerini değiştirirler. Dolayısıyle kristal içinde her zaman serbest elektronlar bulunur.<br />
Pozitif boşluklar, bu gezen elektronları çekmeye çalışırlar. Boşluk dolunca, bu kez elektronun geldiği yerde bir boşluk oluşur. Böylece, boşluklar kristal içinde sürekli olarak değişir.</p>
<p>Transistorlarda kullanılan yarı iletken kristaller, önce, istenmeyen atomlardanve diğer maddelerden arıtılır. Sonra, yarı iletken maddenin niteliğini artırmak için, bazı özel maddeler katılır. Örneğin, germanyuma arsenik atomları eklenir. Arsenik atomlarında dışta 5 elektron vardır. German-<br />
. yumla karşılaştmlmca her arsenik atomunda bir fazla elektron daha bulunmaktadır. Bu fazla elek~ tron, kristal içinde serbestçe dolaşabilir. Bu elektron gidince, yerinde pozitif boşluk kalacağı için, eksik arsenik atomuna pozitif gözüyle bakılabilir . Tam olmayan bir atoma &#8220;pozitif iyon&#8221; adı verilir. Pozitif yüklü arsenik ivonuvla germanyumdaki elektron sayıları eşit olmuş olur. Fakat negatif yüklü germanyum elektronları hareket edebilir. Bu tip yarı iletkene negatif tip, veya n-tipi iletken denir.<br />
Galyum atomlarıyla germanyumunkiler birleştirilirse, daha değişik tipte bir yarı iletken oluşur. Galyum atomunun dışında 3 elektron vardır. Hemen germanyumdan bir elektron alır ve onda pozitif boşluk oluşturur. Bu tip yarı iletkene pozitif tip veya p-tipi denir.<br />
Yarı iletkenlere bu şekilde özelolarak katılan atomlara katkı atomları adı verilir. Germanyum kristalleri, her on milyar atomdan yalnız biri katkı atomuyla birleşecek şekildedir. Katkı atomları, yarı iletkenin iletme gücünü artırırlar.<br />
<strong>Diod: </strong>Yarı iletken maddelerden yapılan en basit düzenleme dioddur. Bir miktar n-tipi maddeyle, p-tipi maddenin birleştirilmesiyle elde edilir. Iki ayrı tip maddenin yanyana geldiği yere&#8221; birleşme yeri&#8221; denir. Örneğin bakırdan yapılan bağlantı telleri, iki farklı maddeyi birbirine bağlar. Diodda elektrik akımı yalnız bir yönde geçer. n-tipi maddenin, şekilde görüldüğü gibi, bir pilin negatif kutbuna bağlandığıru düşünelim. p-tipi madde ise, pilin pozitif kutbuna bağlanmıştır. Pilin etkisiyle, elektronlar n-tipinden p-tipine doğru akarlar ve birleşirn yerinden geçerler. Aynı anda elektronlar, p-tipi maddeden ayrılıp, iletken telden geçerek pilin pozitif kutbuna giderler. Bir başka deyişle pozitif boşluklar, p-tipi maddeden geçerek birleşirn yerine doğru hareket ederler.<br />
Pozitif boşluklar ve elektronlar, birleşim yerinde karşılaşınca, elektrik yükleri sıfır olur. Elektronlar pozitif boşlukları dolduracak şekilde, atomlarla b i ri eş i ri er.<br />
Bu durumda, diodla pil arasında normal bir elektrik akımı doğar. Dioda &#8220;ilerletici ortam&#8221; denir. Pilin pozitif kutbu, n-tipi maddeye, negatif kutbu ise p-tipi maddeye bağlanmışsa. bir akım oluşmaz. Diod &#8220;ters yönlü ortam&#8221; olur. n-tipi maddedeki bazı elektronlar, birleşirn yerinden diğer tarafa geçmek isterler. Geride pozitif iyonlar kalır. Iyonlardaki çekim kuvveti, diğer elektronların, n-tipi maddeyi terketmelerine engelolur.<br />
Aynı anda diodun p-tipi madde tarafındaki bazı pozitif boşluklar da maddeyi terketmek isterler. Bunun sonucunda da , birleşim yerinde dengelenmemiş negatif iyonlar oluşur. Bu negatif iyonlar, daha fazla pozitif boşluğun p-tipi maddeyi terketmesini önlerler. Iyonlar hareket edemediğinden, bir elektrik akımı oluşmaz.<br />
Diodlar, radyo ve TV&#8217;de, saniyede milyonlarca kere yön değiştiren alternatif akımı, tek yönlü doğru akıma çevirmekte kullanılırlar.<br />
<strong>Triod: </strong>Asıl transistorlar diodlardan çok triodlardır. Triodlar üç parça yarı iletkenden oluşurlar. Bunlar n-p-n veya p-n-p şeklinde düzenIenebilirler.<br />
p-n-p tip transistorda p-tipi maddelerden biri, yüklü parçacıklar gönderdiği için verici adını alır. Bu düzenlemede yük taşıyan parçacıklar, pozitif boşluklardır. Bunlar, ana madde denilen, aradaki n-tipi maddeden geçerler ve diger taraftaki, toplayıcı denilen o-tipi maddeye gelirler. Bu olay, p ve n tiplerine bir elektriksel gerilim bağlanınca olur.<br />
n-p-n tip transistorda da kısımların adı yine verici, ana madde ve toplayıeıdır. Fakat bu tipte, vericiden toplayıcıya doğru pozitif boşluklar değil de, negatif yüklü parçacıklar hareket ederler.<br />
n-p-n transistoru elektriksel güç kaynağına bağlanır.<br />
Transistera bir pilden akım verilebileceği gibi, bir alternatif akım da verilebilir. Küçük bir gerilim farkı, akımda büyük bir değişikliğe yol açar. Transistorların, sinyalleri kuvvetlendirmesi bu şekilde olur. Örneğin, radyo sinyallerinden oluşan ve antenle alınan küçük elektrik gerilimi, transistorun verici ve ana maddelerine bağlanır. Bu küçük voltajdaki değişmeler, transistordan geçen akımda büyük değişiklikler oluştururlar. Bu şekilde, sinyaller kuvvetlenmiş olur.<br />
Konuşmacı mikrofon önünde konuşunca. mikrofonda zayıf bir elektrik akımı oluşur. Bu akım, radvova gelince, transistorlarla kuvvetlendirilerek hoparlörden dinlenecek duruma gelir. Bu ses, konuşmacının sesinden daha yüksektir.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.saglikliveguzelyasam.com/transistorlar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

