Dört milyar kadar yıl önce oluşan yerkabuğunu su, hava, yerçekimi gibi etkenler aşındırmaktadır.Yerkabuğunun böyle sürekli olarak aşınması sürecine erozyon denir.Yeryüzünün okyanus yatakları ve kıtalar gibi temel yapısı yerkabuğunun hareketleriyle, bu yapının ayrıntıları ise erozyon ile oluşmuştur.İnsanın doğayla ilişkileri de bazı bölgelerde erozyon sürecini çabuklaştırmıştır.Yanlış tarım yöntemleri, ormanıarın yok edilmesi, toprağın hayvan otlatmakta gereğinden fazla kullanılması verimli üst tabakanın kaybolmasına yol açmaktadır.Erozyon nedeniyle bozulan toprakların oranı son yıllarda iki katına çıkmıştır. Verimli toprakların tamamen yok olması korkusundan çok, kaybedilen toprağın niteliği önemlidir.Dünyanın her yerınde çiftçiler erozyonu önlemek amacıyla, setler ve rüzgar siperleri yapmak, çok ekilmiş toprakları dinlendirrnek gibi yöntemler denemektedirler.Erozyonun etkilerini görmek çok kolaydır.
Toprağın yüzeyi yer yer açılmış, toprak su gücüyle, dağlara, derelere, geniş ovalara ve nehir ağızlarına taşınmıştır. Kıyılar denizin hareketinden dolayı sürekli olarak erozyon altındadır. Dağ ve tepelerin yamaçlarını ise dere ve nehirler aşındırır. Çevremizde gördüğümüz dağ, tepe, nehir gibi yapıların hiç değişmediğini sanırız; çünkü bu değişiklikler gözle göremeyeceğimiz kadar uzun sürede olur. Amerika’daki Grand Canyon vadisi gibi bir yerin oluşması milyonlarca yıl sürer. Ancak, denizin, yanında bulunan bir kara parçasını oyarak metrelerce içeri girmesi veya şiddetli yağmurların bir tepenin üstündeki bütün toprağı yok etmesi birkaç ay içinde bile olabilir. Böyle kısa süre içinde olan değişiklikleri gözüyle gören bir insan bu doğal kuvvetlerin ne kadar güçlü olduğunu anlayabilir.
Aşındırıcı güçlerin en etkilisi yağmur, katı buz tabakaları, nehirler veya okyanus dalgaları biç imindeki sudur. Dünyadaki hiç bir şey suyun gücüne karşı koyamaz. Zamanla en sert kayalar bile suyun etkisiyle aşınır.
Suyun aşındırıcı etkisi yağmurun yeryüzüne düşmesiyle başlar. Her bir yağmur damlacığını kayalara vuran ve toprak zerreciklerini yerinden ovnatan çok ufak bir çekice benzetebiliriz. Şiddetli yağmurda toprağın üst tabakasının önemli bir kısmı taşınır. Buna yüzeyerozyonu adı verilir.
Su aşağıya doğru akarken toprağı oyarak derecikler oluşturur. Bunlar büyür ve kanalları oluşturur. Sonunda büyük nehirlerle birleşen derelerortaya çıkar. Nehirler en büyük toprak taşıyıcılardır. leoloji bilginleri nehirleri insanlar gibi gençliği ve vaşlıhğı olan canlılara benzetirler. Bir nehri n en aşındırıcı olduğu yer ilk çıkış noktasına yakın yüksek yerleridir. Burada nehir gençtir ve hızlı akar. Taşınan kaya parçalan. çakıl taşları ve kum, geçerken nehir yatağındaki kayaları da aşındırır. Nehir daha düz topraklara geldikçe hızı azalır, yükünü bırakmaya ve ovalar oluşturmaya başlar. Sonunda enerjisi tükenmiş olarak denize ulaşır. Kalan yükünü de ağız kısmına bırakan nehir burada bir delta oluşturur.
Nehir suyu deniz suyuna karışır ve bu suyun bir kısmı tekrar buharlaşarak, yükselerek yağmur şeklinde düşer. Böylece aynı olaylar dizisi tekrarlanmaya başlar. Denizin aşındırma gücü de çok fazladır. Dalgalar kayaları ufalayarak kum haline getirir, kıyıdaki çıkıntılı kısımları aşındırarak yok eder ve krvıvı düzleştirirler. Çok dalgalı denizler tonlarca maddeyi bir yerden diğer bir yere taşırlar. Deniz ayrıca dar kara çıkıntılarını dipten oyarak doğal köprüler oluşturur. Zamanla çöke n bu köprüler denizin ortasındakaradan tamamen ayrılmış olan
. adaeıkiarın ortaya çıkmasına neden olurlar.
Katı buz tabakası halindeki suya buzul adı verilir. Buzulun aşındırma gücü çok fazladır. Son buzul
devrinde buzullar Kuzey Amerika ve Avrupa kıtalarını çok aşındırmışlardır. Yuvarlaklaşrnrş tepeler ve göller bunu kanıtlamaktadır. Zamanımızda: buzullar geri çekilmiş durumdadır. Gelecekte buzulların daha da küçülüp yok olmaları olasılığı olduğu gibi, tekrar Dünyayı kaplamaya başlamaları olasılığı da düşünülebilir.
Buzullar nehirler gibi aşağıya doğru akarlar; ancak hızları çok daha vavaştır. Buzul aşağıya doğru kaydıkça üzerindeki büyük baskı nedeniyle en alt tabakaları erir. Bu tabaka tekrar donduğu zaman büyük kaya parçaları da buzulun içine girerek don ar ve yerinden koparak buzulla birlikte sürüklenmeye başlar. Ayrıca buzul, taşıdığı maddelerin çoğunu önüne katar ve sürükleyerek götürür. Buzulla birlikte taşınan bu maddeler de geçtikleri yerlerdeki toprağı ve taşları yerinden oynatır. Kayaların arasındaki boşluklarda donan su genleşerek kayanın parçalara bölünmesine yol açar.
Buzulun hareketi durduğu zaman buzlar erimeye başlar. Bu durumda, buzulun taşımış olduğu bütün maddeler ya erimekte olan buzulun tam önüne veya buzulun izlediği vadinin iki yanına yığılırlar. Taşınan daha ince maddeler ise toprağın üzerine yayılır ve verimli bir alan oluştururlar. Suyun ayrıca yavaş fakat sürekli bir eritici etkisi de vardır. Kireçtaşı gibi bazı kayaları kimyasal bir şekilde eritir ve yok eder. Yeraltı mağaraları suyun bu etkisiyle oluşur. Rüzgar da su gibi, kayaları aşındırır ve parçalar taşır. Buna rüzgar erozyonu adı verilir.

