Coğrafya, yeryüzünün dağlarını, denizlerini, ır­maklarını, ovalarını, iklimlerini, insan topluluk­larını ve hemen hemen yeryüzüne bağlı bütün olayları inceleyen bir bilimdir.
Coğrafya bazen bilimlerin anası olarak tanımla­nır. Bunun nedeni belli başlı birçok bilim dalının ilgilendiği çoğu nesne ve olayın coğrafya içinde de yer almasıdır. Gerçekten de Coğrafyanın alanı o kadar geniştir ki bu alanın tümüyle ilgilenen coğrafyacı sayısı çok azdır. Bazıları yalnızca bir bölgenin coğrafyasında uzmanlaşmıştır. Örneğin Kuzey Amerika bölgesi üzerine uzmanlaşan bir coğrafyacı bu bölgenin yüzey şekillerini, yağış miktarını, bitki örtüsünü, hayvanlarını, nüfusunu, tarımını ve daha başka birçok özelliğini ince­ler. Ayrıca bu etkenlerin her birinin diğerlerini nasıl etkilediğini de inceler. Bir bölge üzerine uzmanlaşmayan coğrafyacılar genellikle bir Coğrafya olayının bütün yeryüzün­deki etkilerini araştırırlar. Böyle bir çalışma çok önemli olabilir. Örneğin tarımla ilgilenen bir coğrafyacı dünyada hangi ürünlerin yetiştiğini ve ne­relerde bulunduğunu inceler. Bazı ürünlerin ne­relerde .gerektiğinden fazla yetiştiğini, nerelerin gerektiğinden az bulunduğunu saptar. Bu tür bil­gileri kullanarak, çiftçilerin gerekli ürünleri yeter­li miktarlarda yetiştirmeleri sağlanabilir.
Eski Yunanlıların COğrafya’ çalışmaları yaptığı günlerde dünya hakkında çok sınırlı bilgi vardı. Yunan uygarlığı Akdeniz’de kurulduğu için batı ve kuzey Avrupa ile Asya hakkında çok az şey bi­liyorlardı. Amerika’yı ise. hiç bilmiyorlardı. Belirli bir yerin neden ırmaklar. ormanlar ya da ovalar gibi belirli coğrafi özellikleri olduğunu da bilmi­yorlardı. Bütün yapabildikleri gördükleri yerlerin tanımını yazmaktı.
İlk Yunan coğrafyacıları yorulmaz gezginler, dikkatli gözlemciler ve sözüne güvenilir anlatıcı­lardı. Herodot da bunlardan biriydi V. yüzyılda Iran’a, Mısır’a ve ıtalya’ya gitmiş ve gördüklerinin tümünü yazılarında anlatmıştır. VI. yüzyılda ise Fidyas adında bir denizci araştırma yapmak .için Avrupa’nın batı kıyılarından Kuzey denizine açı­larak kuzey .lskoçva’da ürkney adasına ulaştı. Nerdeyse kutup bölgesine yaklaştı. Bu gezinin kayıtları kayboldu ama, 300 yıl sonra Strabo adın da başka bir Yunan coğrafyacısı, Fidyas’ın gezile­rini ayrıntıları ile yazdı. Fidyas belki de dolaştığı kıyıların haritalarını çizmek ve yolunu bulmak için yıldızlardan yararlanan ilk insandı.
Aynı tarihlerde Büyük iskender Yunan imparator­luğunun sınırlarını genişletti ve böylece Yunanlı­ların Asya, Hint Okyanusu ve Afrika ile ilgili bil­gilerinin artmasını sağladı.
Daha sonra Yunan Imparatorluğu Romalılar tara­fından ele geçirildi. Romalılar da büyük gezgin ve sömürgeci insanlardı. lül Sezar o zamanın yal­nız askerlik alanında değil, coğrafi yazıları ile de ünlü bir kişisiydi. Romaiılar haritacılıkta da Yu­nan geleneğini sürdürdüler. Fakat bir süre sonra Roma imparatorluğu sona erdi ve Ortaçağ başladı. Bu devir boyunca.Avrupa’da coğrafya alanın­da fazla bir ilerleme olmadı. Yunan ve Roma ya­pıtlarının çoğu yok oldu ve bilinenler unutuldu. Ancak Araplar, daha sonra Avrupa’da yeniden canlanacak olan büyük Coğrafi geleneği sürdür­düler. Örneğin, Araplar dünyanın yuvarlak oldu­ğuna inanmaya devam ettiler, oysa Hıristiyanlığı kabul eden bazı Avrupalılar dünyanın, merkezi Kudüs olan düz bir disk biçiminde olduğuna inanmayı tercih ediyorlardı. Dinlerinin merkezi olan Kudüs’ü aynı zamanda dünyanın merkezi olarak düşünüyorlardı.
Milattan sonra XIII. yüzyılda Venedikli büyük gezgin Marco Polo Asya’yı boydan boya geçerek Çin’e ulaştı. Asya’da geçirdiği 24 ‘yıl sırasında Iran’a, Tibet’e, Çin’e, japonya’ya, Burrna’ya, Siyam’a, Seylan’a ve Hindistan’a gitti. Avrupa’ya döndüğü zaman gezilerini yazarak ren geyikleri­ni, kanalları, posta sistemini, kızgın bir alevle ya­nan kara taşları (yani kömürü) ve altın yerine kullanılan kağıt paraları anlattı. Avrupalılar Marco Polo’nun yabancı ülkelerle ilgili hikayelerine uzun süre inanmadılar.
Sonunda Polo’nun yalancı olmadığı, hiç değilse söylediklerinden bir kısmının doğru olduğu anla­şıldı. Gerçekten de Kristof Kolomb, 1492′de Asya’ ya batıdan giden bir yol aramayı düşünürken Pola’nun yazılarından esinlendi. Amerika’yı bul­ması bu arama gezisi sırasında oldu. Yunanlıların coğrafya ile ilgili düşünceleri artık bırakıldığı için Hıristiyan inanışı Atlas okyanusundan ötede “ye­ni bir dünya” düşüncesine izin vermiyordu. Bu yüzden Kolomb yeni bir kıta bulduğunu anlama­dı ve yeni bir yoldan Asya’ya ulaştığını sandı. Amerika’da yaşayan yerlilere Hintli, Karaib ada­larına da Batı Hint adaları adını vermesinin nede­ni budur.
XVI. yüzyılda yapılan serüvenli seferler sonunda kısa zamanda Antarktika ve Avustralya dışında büt’ün kıtalar bulundu. insanlar gemilerle dünya­nın çevresini dolaştılar. Artık yeryüzünün biçimi ve büyüklüğü hakkında kabaca bir fikirleri vardı. Kıtaların büyüklüklerini, konumunu ve oralarda yaşayan çok çeşitli insan topluluklarını aşağı yu­karı biliyorlardı.
Modern Coğrafya, XIX. yüzyılda, Alexander von Hurnboldt ve Karl Ritter adlarında iki Alman coğrafyacısının çalışmalarına dayanarak başladı. Hurriboldt 1799′dan 1804′e kadar süren bir yolcu­luk yaparak Orta ve Güney Amerika Coğrafyasıy­la ilgilendi. Güney Amerika’nın batı kıyıları bo­yunca kuzeye akan ve bugün kendi adıyla anılan akıntıyı ilk defa Humboldt haritada gösterdi.
Orta Asya’nın geniş bir kısmını kapsayan geziler de yaptı. Bu incelemelerine dayanarak Humboldt bütün dünya coğrafyasını içine almayı amaçla­yan beş ciltlik bir yapıt ortaya çıkardı.
Ritter ise özellikle Asya ve Afrika kıtalarıyla ilgi­lendi. Aynı zamanda coğrafi etkenlerin insanlığın ekonomisini, amaçlarını ve başarısını nasıl etki­lediğini öğrenmeye çalıştı. Bu tür çalışmalara be­şeri coğrafya denir. Beşeri coğrafya XiX. ve XX. yüzyıllarda Fransız coğrafvacılar tarafından geliş­tirildi. Daha sonra ingiltere ve Amerika’da da bu konuda çalışmalar yapıldı. Beşeri Coğrafya insa­nın dünyadaki yerini ve toplumlarla doğal çevre arasında karşılıklı etkileri inceler.
Günümüzde Coğrafya, öbür bilimsel çalışmalar sonucu ortaya çıkan bütün verilerden ve teknolo­jiden vararlanır. Hava durumlarını ölçmek ve kaydetmek, okyanus diplerini incelemek ve kaya örneklerinin yaşını saptamak için elektronik araç­lar kullanılır. Nüfus gelişmelerini ve hareketlerini öğrenmek için bilgisayarlardan ve istatistik biliminden yararlanılır. Havadan fotoğraf çekme yöntemi de karadan incelenmesi zor olan yerle­rin haritalarını çıkarma olanağını sağlar. Fakat modern coğrafyacıların hala eski Yunanlılarınki­ne benzer sorunları vardır. Yeryüzünün her par­çasının diğerleriyle nerelerde bağıntılı olduğunu bugün de araştırmaktadırlar. Her kıtanın kesin bi­çimini, bitki örtüsünü, hayvan türlerini ve bunla­rın dağılışını öğrenmek istemektedirler. Nerelerin dağlık, nerelerin düzlük olduğunu ve bu özellik­lerin birbirine benzeyen ya da birbirinden ayrılan yönlerini de ortaya çıkarmak istemektedirler. Ha­la karşılık bekleyen birçok sorunun olmasının ne­deni, biraz da yeryüzünde henüz ayak basılma­mış yerlerin bulunmasıdır. Bunun yanı sıra yeryü­zü sürekli değiştiği için bazı soruların karşılıklar da zamanla değişmektedir.

Coğrafya bilgisinin ne kadar önem taşıdığını belki de farkında değilsinizdir. Örneğin, uluslar· arası bir dağcılık ekibinin Everest tepesine tırmandığını gazeteden ya da radyo ve televizyon haberlerinden öğrenirsiniz. Şerpalardan varduj istediklerini ve ekipten birinin bir “yabani kar adamı” gördüğünü bildirdiğini duyarsınız. Bunun sizin için bir anlamı olmasını isterseniz, biraz
Coğrafya bilmeniz gerekir. Everest tepesinin Asya da Himalaya dağlarında bulunduğunu ve dünyanın en yüksek (8 848 metre) tepesi olduğunu bil meniz yararlı olacaktır,
Yukarda sözü edilen Şerpalar Himalayalarda ya şavan insanlardır. Bunlar yüksek dağlıklarda yerleşmiş çiftçilik. çobanlık ve dağcılıkla uğraşan topluluklardır. Şerpalar dağcılara yararlı olurlar insanlar çok usta dağcılardır da.
Dağcıların bildirdikleri yabani kar-adamı Himala­yaların yüksek tepelerinde yaşadığı söylenen ya­rı-adam, yarı-hayvan olan bir yaratıktır. Bu, belki de, akşam gölgeleriyle aldanan yorgun dağcıların kafalarında yaşayan efsanevi bir hayvandır. Coğrafya bilgimizi, dağcıların yeryüzünün en yüksek dağına tırmanmaları kadar heyecan verici olmayan günlük yaşantımızda da kullanırız. He­pimiz coğrafyayı yerine göre kullanırız. Fakat ba­zı kimseler bu konuyu meslek edinip coğrafyacı olurlar. ilkokuldan yüksek okula kadar coğrafya ders olarak okutulur. Öğrenciler yüksek okulda coğrafyayı seçerek uzmanlaşabilirler. Coğrafyacıların dış ülkelerde uluslararası proje­lerde ve ülkeleri kalkındırma programlarında da­nışman olarak çalışma olanakları da vardır. Coğrafyacılar, sanayide gerekli hammadde kay­naklarını saptayarak ve ürünlerin satılabileceği pazarlar önererek, sanayi ve ticaret alanında da çalışabilirler. Bazı coğrafyacılar harita yayınla­yan kuruluşlarda çalışırlar, bazıları da öğretmen­lik yaparlar.
Coğrafya konusunda öğrenime yeni başlayanlar genellikle önce bölgesel coğrafya öğrenirler. Bir bölgenin, örneğin Anadolu’nun, dağları ve gölle­ri, tarımsal ve endüstriyel üretimi, ihracat ve it­halatı hakkında her şeyi araştırmışlar.
Daha sonra öğrenciler genel coğrafya öğrenimi görürler. Bunun anlamı, bir coğrafya olayını, ör­neğin iklimi ya da ekonomiyi ele alarak bütün dünya ölçüsünde incelemektir. Değişik coğrafya olayları ayrı ayrı bilim. dalları değildirler; coğraf­ya ile ilgili sorunlara birer yaklaşım biçimidirler. Üzerinde çalışma yapılması gereken birçok coğ­rafya dalı vardır. En önemlilerinden bazılarını şöyle sıralanabilir: Biyocoğrafya hayvanların ve bitki örtüsünün dağılışını inceler. Biyocoğrafya­cılar hayvan ya da bitki dallarından biri üzerinde uzmanlaşırlar. Hayvan topluluklarının yayılışını ve yaşadıkları yerlere uymalarını hangi etkenlerin sağladığını zoocoğrafyacılar (hayvancoğrafyacı­ları) araştırır. Bu çalışmalar evrim gibi önemli ko­nuların anlaşılmasına yardımcı olabilirler. Zoo­coğrafyacılar daha geniş hayvan bölgelerini de araştırırlar. Örneğin, Afrika’nın otçul hayvanları­nın zebralar, antdoplar ve bunlar gibi hayvanlar olduğu oysa Avustralya’da kanguruların ve akra­balarının otçul oldukları sonucuna varırlar. Bu ayrılıkların neden ortaya çıktığını da zoocoğraf­yacılar açıklamaya çalışırlar.
Biyocoğrafyanın bir başka dalı da tıbbi coğraf ya­dır. Bu dalın ilgilendiği konu hastalıkların yeryü­zünde dağılışındandır. Örneğin, sıtma gibi hastalık­ların dağılış ve yayılışlarını gösteren haritalar ya­pılabilir. Tıbbi araçların en iyi biçimde kullanılıp kullanılmadığını anlayabilmek için bu gözlemin yapılması çok önemlidir.
Ulaştırma coğrafyasını . izleyecekleri yol ve taşı­yabilecekleri malzeme miktarını saptama açısın­dan

ticaret ve ordu için önemi vardır. iş adamları böylece ürünlerinin çabuk ve yeterli bir biçimde dağıtımını sağlarlar. Askerler ise birliklerin ve araçların taşınmasında kolaylık sağlamış olur­lar.

iklim coğrafyacıları yeryüzünün iklim kuşakları üzerinde çalışırlar. Yeryüzü iklimlerini gösteren haritalar.yapıp değişik zamanlarda etkin olan ik­limlerle karşılaştırma yapmak üzere saklarlar. Es­ki buz çağlarını ve gelecekte beklenen gelişmele­ri açıklayabilecek yöntemler bulmaya da çalışır­lar.

Kartografya, haritacılık bilimidir. Bütün coğraf­yacılar harita kullanırlar, çünkü belgelerini yer­yüzüyle bağlantılı olarak sunmak isterler haritacılar coğrafyacıların kullanmaları için harita yapma teknikleri bulan uzmanlardır. Harita yapımın­da başlıca zorluk yeryüzünün yuvarlak, haritala­rınsa düz olmasıdır. Yuvarlak bir yüzeyi düz bir yerde çarpılmadan göstermenin olanağı yoktur. Bu yüzden, haritacılar, yeryüzü küresini çarpıklıkla­rın anlaşılabileceği bir biçimde gösterebilmek için bazı yöntemler uygularlar. Coğrafyacı. izdüşüm (projeksiyon) adı verilen bu anlatım yön­temlerinden yapacağı haritanın amacına en uygun olanını seçer. Ne kadar çarpıklık olduğu bilindiği için harita incelenirken bunlar göz önünde tutulur. Yerölçümcü adı verilen coğraf­yacılar özel araçlar kullanarak kara parçalarının haritasını yaparlar.

Haritacılar, aynı zamanda, haritada gösterilecek bilgileri toplama alanında da uzmanlaşırlar. Kü­tüphaneciler de haritaları sınıflandırıp saklarlar.


Yorumunuzu Bırakın

Yazan admin
Tarih: 4th Şubat 2009
Kategori: