Çocuklukta bir cinsel yaşamdan söz edilebilir mi? Cinsel yaşam ancak buluğla başlamaz mı? Sigmund Freud, bu soruları sorup yine kendisi yanıtlıyor. “Tersine, bizim bulgulamamıza göre, cinsel dürtüler daha doğuştan beri yaşama eşlik eder.”
Freud’un yanıtı bugün pek çoğumuza bilineni tekrardan ibaret geliyor. Oysa Freud bu sözleri 1926 yılında söylemişti. Ve o yıllarda (özellikle Freud’un kastettiği 5 yaşına kadarki dönem) cinsel dürtülerden söz etmek düpedüz ahlaksızlık” olarak yorumlanıyordu. Erkek çocuğun cinsel organıyla oynaması, dahası uyararak belli birhaz alması en hafifiriden “kötü huy”, en ağırından ise “günah” sayılırdı. Yetişkinler, çocuklarını bu kötü huydan ya da günahtan korumak için yakın takibe alırdı. Freud, şöyle diyordu: “Çocuklarda rastlanan bu ahlaka aykırı eğilimlerin çünkü dediklerine bakılırsa, çocuklar haz sağladığı için kendi kendine doyu sağlama yoluna başvurmaktadırlar. onların doğuştan saf ve şehvetten uzak yaratıklar olduğu kuramıyla nasıl bağdaşabileceğini bana sormayınız. Müsade edin bu bilmeceyi karşı taraf bir çözüme ulaştırsın.
Freud’un “karşı taraf” diye yıneleyerek söz ettiği “ahlakçılar”, özellikle Kilise’nin yüzyıllar boyu cinselliği (tümden yok sayamadığı için) evlilik sınırları içine hapseden görüşünü paylaşıyordu. Şehvet en büyük günahtı; cinsel eylem ise üreme için geçiştirilivermesi gereken bir zorunluluktu … Doğal olarak çocukluk bu günahla bağdaştırılamıyordu çünkü çocukların cinselliğini kabullenmek, cinselliğin “doğal ve temiz” birşeyolduğunu itiraf anlamına gelecekti.
Ne var ki, psikoloji alanında Freud ve öğrencisi Freit, sosyal arıtropoloji alanında Malinowski ve daha pek çok bilim adamıyla araştırmacı, onlarca yıl süren çalışmaları sonucunda, yüzyılların yargılarını altüst ettiler. 1940′lara gelindiğinde, yani yalnızca yarım yüzyıl kadar önce, artık çocukların cinsel dürtülerinden kuşku duyan kimse -en azından bilim çevrelerinde- kalmamıştı. Bu kez, tersine bir süreç başladı. Çocukların cinsel dürtüleri sınıflandırıldı, en küçük detayına kadar incelendi, binlerce araştırmanın ya da klinik deneyin konusu oldu.
Cinsellik, bilimin ilgi alanına “resmen” girince, bunu “eğitim” izledi. Genelolarak çocuk eğitimi, özelde ise çocuğun cinsel eğitimi yarım yüzyıl içinde kılıktan kılığa girdi. Bir dönem, çocuğun sağlıklı eğitimi için anne-baba, çocuğuyla çıplak banyo yaptı; evin içinde (üşüse bile) çıplak dolaştı.
Bir dönem, çocuğun cinsellik ve cinsel objeler üzerindeki konsantrasyonunun dağılması amacıyla “yasaklarnaksızın geri durma” yöntemi benimsendi. Ancak, hemen hemen tüm yöntemlerin ve eğitim biçimlerinin ortak yanı, ebeveyne sorumluluk yüklemesiydi. Bilim adamları, uzmanlar (yani büyükler) eğitim programları hazırlıyor ve ebeveynler (yani yine büyükler) bu programları uygulamakla “yükümlü” kılınıyordu. Anne baba, çocukların tüm sorunlarından birinci derecede sorumlu tutuluyordu.
Çocuk küçükken anne baba yanlış bir davranış ta bulunmuş, çocuk bu nedenle şu ya da bu soruna sahip olmuştu. Psikiyatr Mattia Moretta, “Çocukluğun idelize edilmesi ve mitleştirilmesi bugün ancak yanlışlara hizmet ediyor” diyor.Psikiyatr Moretta da, çocukların cinsel kimliğini bulma sürecinde “büyüklerin olabildiğince devreden çıkmasından” yana. Çocukların bedenlerini ve hazlarını kendilerinin keşfetmesi gerektiğini savunuyor. Büyükler mi? Çocuğun ihtiyacı olduğunu “söylemesi” halinde yardımına koşmasını öneriyor büyüklere. Yoksa, “artık tam zamanıdır” diye erkek çocuğun eline bir Playboy.
kız çocuğuna da Kadınlığa Hazırlık” türünden yarı bilimsel kitaplar tutuşturmak doğru değil.iki Fransız psikoloğun, Odette Brunet ve Irene Lozine’in, çeşitli kesimlerden anneler üzerinde yaptıkları araştırma ilginç sonuçlar verdi. Oğlu olan kadınların % 99′u “kesinlikle emzirmekten” yanayken, kız annelerinin % 34′ü “kendilerini emzirmekten alıkoyan” sorunlarından söz ettiler. Aynı araştırma, erkek çocukların kız çocuklarından daha uzun süre (yaklaşık bir ay kadar) ernzirildiğini ortaya koydu.
Erkek çocuk anneleri, emzirmenin kendilerini yıprattığını söylüyorlardı. Ancak “erkek çocuğun daha güçlü olması gereğine” inanıyorlardı. Arıneler. kuşkusuz “ayrım yaptıklarını” kabul etmeyeceklerdir. Ne var ki, rakamlar onların kanılarını yalarılayacak kadar net. Psikolog A. Bauer, “biyolojik ortam bebeğin cinsiyetini belirler. Ama onlara ‘erkeklik’ ya da ‘kadınlık’ rollerini çizen eğitimdir” diyor. Yani, büyükleriri çocukları eğitmek adına kendileri için yaptıkları programlar Çocuklar neden bedenleriyle başbaşa kalmasınlar? Neden doğruları ve yanlışları (yüzyıllardır olduğu gibi) hep büyükler söylesin? 20. yüzyıl öncesindeki, “çocuğun cinselliği olamaz. O saf bir varlıktır” dogmasıyla da, 20.yüzyılın çocuğu sadece cinsel bir varlıkmış gibi gören yaklaşımıyla da çocukları bizler sınırlamıyor muyuz? Bırakalım, çocuklarımız hazlannı da yeteneklerini de kendileri keşfetsin. Onlara doğa yol
göstersin. Yani bizzat kendileri
Sorular Sormaya Başlayınca …
Bebek nasıloluşur ve doğar?”,
“Kız ile erkek neden farklıdır?”, “Babanın bebeğin oluşumundaki yeri nedir?” türünden sorular genellikle ailelerin sıklıkla karşılaştığı sorulardır. Çocukların bazıları bu sorularına aile içinde cevap bulacaklarına inandıklarından, bunları anne veya babaya sormaktan çekinmezler, bazıları ise ailelerin tepkilerinden çekindiklerinden ya arkadaşlarına danışmayı ya da bu konuda suskun kalmayı tercih ederler.
Oysa önemli olan çocukların ihtiyaç duydukları anda bu sorularına doğru cevapları alabilmeleridir. Pek çok anne-baba çocuğa cinsiyet ve üreme konusunda bilgi verilmesi gerektiğini kabul eder, ancak bunlardan çok azı bu bilginin çocuğa nasıl verilmesi gerektiğini bilir. Bu nedenle ailelerin büyük kısmı bu konuyu çocukla konuşmaktansa, susmayı tercih eder.
Ancak çocukların ihtiyaçlarına duyarlı olan aileler, her konuda olduğu gibi cinsel gelişim konusunda da çocuklarını bilgilendirmeyi görev bilirler. Çocuklarını bilgilendirmekten kaçınan aileler, ya bu işi becerememekten korkan, ya bu konuda konuşmaktan utanan, ya da bilgi verme işini gereksiz bulan ailelerdir.
Oysa çocuğun cinsiyet ile ilgili konularda bilgi edinmeye ihtiyaç duyması, cinsel konuları merak etmesi, merakını gidermek için de soru sorması son derece doğaldır. Çocuğun cinsel gelişimi ile ilgili endişe veya korkularının olması, bunları ailesine veya bir yakınına anlatamaması, bu konuda danışabileceği birinin olmaması çocukta pek çok sorun yaratır.
Adet görme konusunda uyarılmamış bir genç kızın aniden adet görmesi, cinselorganında bir anormallik olduğunu düşünen bir gencin derdini bir uzmana açamaması, çocuğun oluşumu hakkında bilgi sahibi olmayan bir ergenin arkadaşları arasında alay konusu olması, çocuğun duygusal ve sosyal gelişimini aksatan, onda mutsuzluk ve kırıklık yaratan durumlardır. Aslında cinsiyet konusu hiç de çekinilecek bir konu değildir; dünya kurulalı beri güncelliğini koruyan bir konudur.
Bu konuda konuşmak veya soru sormak ne ayıptır, ne günah, ne de tabudur!
Batılı uzmanlara göre pek çok ruhsal bozukluğun temelinde cinsel bilgisizlik yatmaktadır. Bu nedenle çocuklar cinsiyet konusunda en doğru şekilde bilgilendirilmelidirler. Çocuk evinde cinsel yaşam konusunda rahatlıkla konuşabilmeli, arkadaşlarından öğrendiklerini annesi babası ile tartışabilrrıelidir, çünkü çevresinden öğrendikleri her zaman tam ve doğru olmayabilir. Çocuğa bu bilgilerin kimin tarafından sunulduğunu bilmek,
yanlış bilgiyi düzeltmek, eksik bilgiyi tamamlamak anne-babaya düşen görevlerdir. Tabii bu görevi yerine getirebilmesi için, ailenin çocuğu ile çok iyi bir iletişim kurmuş olması gerekir.
Ailenin cinsel eğitimdeki rolü ne kadar önemliyse, bu eğitimin zamanlanması da o kadar önemlidir. Cinsellikle ilgili bilgilendirme için belirlenmiş bir yaş, ya da bir dönem yoktur. Konuya ilgi duyduğu herhangi bir zamanda çocuğa bilgi verilebilir, yeter ki verilen bilgi çocuğun gelişim ve olgunluk düzeyine uygun olsun. Her ne zaman çocuk soru sorarsa aile soruyu cevaplandırmaya hazır olmalıdır.
Çocuğun sorularını cevaplandınrken baştan savma birkaç sözcükle yerinilmemeli, çocuğun merakı birkaç kelimeyle giderilmeye çalışılmamalı, açıklamanın sade bir dille ve net biçimde yapılmasına özen gösterilmeli, çocuğun olayı kavraması ve merakının giderilmesi sağlanmalıdır. Cinsel eğitim doğumda başlayan, ergenlik dönemine kadar süren hatta yaşam boyu süregelen bir
bilgilendirmedir. Bu eğitimin zamansız yapılması çocuğun olgunluk düzeyine uygun olmayan ayrıntılar içermesi ne kadar sakıncalı ise zamanında yapılmamış olması da o kadar sakıncalıdır. Çocuk zamanından önce uyarılmamalı, çocuğa henüz kavramaya hazır olmadığı bir bilgi sunulmamalıdır. Çocuğa henüz sormadığı merak etmediği açıklamaları yapmak onu eğitmek değil zihnini karıştırmak onu huzursuz kılmaktır. Ancak belli bir yaşa gelmiş çocuğa da ihtiyaç duyduğu bilgiyi vermemek, cinsel gelişim konusunda bilgisiz bırakmak, kendisine yaşıtlarından geri ve yeteneksiz hissetmesine yol açmak, onu endişeli ve ürkek kılmaktır.
Ergenlik dönemindeki birçok psikolojik sorun çocuğun kendi cinsiyeti, cinsiyet özellikleri ve cinsel gelişimi hakkında bilgi sahibi olmamasından kaynaklanmaktadır. Her alanda olduğu gibi cinsellik konusundaki bilgisizlik, birçok ruhsal soruna zemin oluşturmaktadır. Cinsiyetine uygun rolü benimseyememe, kız-erkek arkadaşlığını becerememe, kan-koca ilişkilerini yürütememe, anne-çocuk, baba-çocuk ilişkilerini düzenleyememe gibi pek çok sorunun kökeninde cinsiyetle ilgili problemlerin yattığı bilinmektedir.
Okul öncesi dönemde küçük çocuğun bedenini keşfettiği sırada kızerkek farklılığı konusunda bilinçlendirilmemesi, anne ve babanın anatomik yapılarını farklı oldğu konusunda bilgilendirilmesi, 3 yaşındaki küçük bir kızı “neden benim cinsel organım Ahmet’inkinden farklı, neden benim pipimi kestiler” sorusunu sormaya iterken, 4 yaşındaki bir küçük erkeğin de “yaramazlık yaparsam benim de cinselorganımı Ayşe’ninki gibi keserler mi, altımı ıslatırsam pipimi koparırlar mı” şeklindeki sorularla endişelenmesine yol açabilir. Eğer küçük çocukların bu sorulan zamanında ve yerinde cevaplandinlmazsa çocuğun içine ilk korku ve endişe tohumları atılmış olur. O halde cinsellikle ilgili ilk bilgiler çocuğa kendi bedenini, kendi cinsel organını keşfettiği anda verilmelidir. Bazı bilgiler de, çocuk daha belli bir gelişim aşamasının arifesindeyken, bu döneme girmeden önce verilmelidir.
Çocuklara kızlarda göğüslerin büyümesi, kalçaların şekillenmesi, tüylenme, adet görme gibi değişmelerin olacağı, erkeklerde de sesin kalınlaşması, cinsel organın büyümesi, kıllanma gibi değişimlerin olacağı, bunların hormonal gelişmeye bağlı olduğu anlatılmalı, ergenlik döneminde karşı cinse ilgi duymanın doğalolduğu açıklanmalıdır. Böylece ergenin bedenindeki değişikliklerden ötürü kaygılanması, kendisini anormal zannederek bunalıma düşmesi önlenmelidir. Ergenlik dönemine ulaştıklarında da gençlerin, beden sağlığı, temizlik, hijyen konularında soru sormaları teşvik edilmelidir.
Cinsel yaşam ve cinsel gelişim çocukların merak ettikleri konuların başında gelir. Bu merak her gelişim aşamasında varlığını korur, ancak bu merakı belirten sorular yaşa göre değişir. Çocuk tatmin edici bir cevap alana dek, soru sorar. Cevaplar doğru bilgiler içermeli, çocuğun kavrama düzeyine göre ayarlanmalı, açıklamalar ihtiyaca uygun olmalı, uyarılar ne çok geç ne de çok erken yapılmalıdır. Yapılan cinsel eğitim, çocuğun, bedenseL, zihinsel, duygusal ve sosyal gelişimini tamamlamalı, toplumda sağlıklı ve mutlu bir birey olarak yerini bulmasını sağlamalıdır.


Yorumunuzu Bırakın

Yazan admin
Tarih: 27th Aralık 2008
Kategori: Gebelik ve Bebek Bakımı