Cerrahlık tıp biliminin bir dalıdır. Hastanelerin çoğunda başlıca iki tür doktor vardır. Biri hasta­ları ilaçla tedavi eden doktorlar, öbürü ise cerrahlardır. Cerrahlar vücudun yaralı dokularını onarmakta ya da hasta olan yerini çıkarmakta uz­manlaşmışlardır.
Çoğu kişinin bademcikleri kolayca yangılanır. Bademcikler boğazın arkasında bulunan iki kü­çük organdır. Bakteri adı verilen küçük canlıların etkisiyle bu organlar yangılanabilir. Bu durumda­ki bir kimse yutkunmakta güçlük çeker. Doktor böyle durumlarda bademciği almaya karar verir. Bütün ameliyatlarda olduğu gibi hastaya “aneste­zi” yapılır. Böylece,bademcikleri alınırken hasta hiç acı duymaz. Birkaç gün sonra hasta tamamen iyileşir.
Cerrahi müdahale gerektiren hastalıklara başka bir örnek olarak apandisiti gösterebiliriz. Körba­ğırsak takısı karında bağırsağın sonunda bulunan küçük bir organdır. Körbağırsak takısı yangılanır­sa hastaya çok acı verir. Dikkatli bir incelemeden sonra doktor en iyi çarenin bu takıyı almak oldu­ğuna karar verir. Cerrah, hasta organı dikkatle ke­ser ve yerinden alır. Bu işlem sırasında kesilen damarları kapatır ve yarayı diker. Yara birkaç haf­ta sonra tamamen iyileşir. Yara yerinde hafif bir iz kalır.
Cerrahlar, vücudun bazı kısımlarını çıkardıkları gibi bazen vücuda yeni parçalar da eklerler. ör­neğin, kırılan bir kemiğin parçalarını metal bir çi­vi ile tuttururlar. Kemiklerin birbirine kaynaması­nı sağlamak için, çiviler onları bir arada tutar. Bazen de vücuda yapma organlar takılır. Eklemlerini oynatamamaktan yakınan hastaların bozuk eklemleri yerine, cerrahlar metal yada plastik ek­lemler takabilirler.
Kalp cerrahlığında organ değiştirme çok önemli­dir. Kalbin bölmeleri kuvvetli dokulardan oluşan kapakçılarla birbirinden ayrılmıştır. Bazı durumlarda bu kapakçıklar hastalanır ve bu yüzden kalp görevini tam olarak yapamaz. Son zaman­larda cerrahlar, kalbe yapma kapakçıklar takarak birçok hastanın hayatını kurtarmışlardır.
Bazen cerrahlar hastaların bozuk olan doku ya da organları yerine başka insanlardan aldıkları canlı organları takarlar. Bu tür işlemlere “transplantasyon’” (doku aşısı, organ nakli) adı verilir. Birçok kör insan gözün bazı bölümlerinin transplantas­yonu sayesinde görme duyularına kavuşmuştur. Gözün en çok değiştirilen kısmı saydam tabaka­dır. Böbrek de, başarıyla nakledilen bir organdır. Vücut ameliyata hazırlanırken, yapay böbrek ay­gıtı hastaya yardımcı olur. Eğer takılan böbrek hemen çalışmaya başlayamazsa, yapay böbrek aygıtı yine hastaya yardımcı olur.
Kalbi, akciğeri ya da karaciğeri değiştirilmesi gereken hastaların yaşama şansları azdır. Bunun nedeni, yapay böbrek aygıtı gibi, bu organlarının görevini sürdürecek bir aygıtın bulunmayışıdır Yapılması gereken ameliyat da çok daha zordur Özellikle kalp nakli ameliyatları toplumun ilgisini fazlasıyla çekmiştir, fakat şimdiye kadar başa­rılı sonuç elde edildiğini söylemek zordur. Trans plastasyon cerrahlığının birçok sorunları vardır. insan vücudu başka bir insanın dokusunu ya da organını kabul etmez. Vücudun yabancı dokuları “reddetme” eğilimi vardır. Bu eğilim vücudun savunma sisteminin bir gereğidir. Cerrah­lar vücudun yeni organları reddetme eğilimini ilaç kullanarak önlemeye çalışırlar.
Organ nakli cerrahlığın en yeni tekniğidir. Fakat cerrahlık binlerce yıldan beri uygulanmaktadır. Milattan üç bin.yıl önce eski Mısırlılar yalnız cerrahlıktan söz eden bir belge hazırlamışlardır. Bu el yazmasının bugüne ulaşan bir parçası, 50 has­talık olayının tanımlanmasından oluşur. Her tanımlama aynı düzendedir; hastalık teşhis edilir, bir incelemenin ana hatları verilir ve bir tedavi şekli önerilir.Mısırlılar kırık kemikleri iyileştirmeyi biliyorlardı. Yaralanmış kol ya da bacağı hare­ketsiz tutmak için tahta parçaları kullanıyorlardı. Eski Yunanlılar ve Romalılar basit bir anestezi yöntemi de uygulamışlardı.. Hastaların acılarını dindirmek ve onları uyutmak için çeşitli otlardan yararlanıyorlardı. XV III. yüzyıla kadar , Avrupa’da. berberler cer­rahlık yapardı. Bu “berber cerrahlar” çok ilkel ameliyatlar yapmışlardır. Ancak yangılanmanın nedeni bilinmediği için ameliyatların çoğu başa­rısız olmuştur. 1850′Ierde Fransız bilim adamı Louis Pasteur yangılanmaya bakterilerin sebep olduğunu bulmuştur.
ingiliz cerrah loseph Lister, Pasteur’ün buluşunu değerlendirdi. Ameliyatlar sırasında, hastaların yarasına karbolik asit adı verilen bir madde uygu­ladı. Karbolik asit bir antiseptik. yani bakterileri öldüren bir maddedir. Lister bakterilerin yaraya ulaşmasını önlemeye de çalıştı. Ameliyat boyun­ca yardımcıları havada bulunan bakterileri öldür­mek için odaya karbolik asit püskürttüler. Günümüzde, modern ameliyathanelerde, cerrah­lar Ve hemşireler bakterilerin hastanın yarasına ulaşmasını önlemek için büyük özen gösterirler. Ameliyathaneler mikroplardan arınmış, “aseptik” durumdadır.
Havada birçok bakteri vardır. Bunları ortadan kaldırmak için ameliyathaneye giren hava süzü­lür. Çapı milimetrenin binde biri kadar küçük olan maddeleri bile ortadan kaldıran kağıt süz­geçler kullanılır. Bakteriler yaraya cerrah aletleri yoluyla da ulaşabilir. Bu yüzden bütün aletler her ameliyattan önce özenle sterilize edilir. Sterilizasyon, bütün canlı organizmaları öldüren bir yöntemdir. Aletler, genellikle, basınçlı buhar dolu bir makine içinde sterilize edilir. Buharın yüksek sıcaklığı yüzünden bakteriler ve diğer canlı organizmalar ölür.
Derinin üstünde birçok bakteri bulunur. Bu yüz­den hastanın kendi derisi yaranın mikroplanması­na yol açabilir. Ameliyattan önce, hemşireler hastayı bakteri öldüren bir sabunla iyice yıkarlar. Daha sonra hastanın vücudu mikropsuz havlular­la örtülür. Yalnız ameliyat edilecek kısım açıkta kalır. Cerrahların ve hemşirelerin giysileri ve deri­leri de bakteri taşır. Bunun için ameliyathaneye girmeden cerrahi ekip iyice temizlenir. Ellerini bakteri öldüren sabunla ovarak temizlerler. Gün­lük giysilerini çıkarıp verine yeni temizlenmişleri giyerler. Bunların üzerine sterilize edilmiş ameli­yat giysilerini geçirirler. Ellerine sterilize olmuş lastik eldivenler takarlar. Deri açıkta kalmasın di­ye eldivenler. giysilerin kollarının üzerine çekilir. Ağızda ve burunda bulunan mikropları öldürme olanağı olmadığında cerrahlar ve yardımcıları yüzlerine maske takarlar. Böylece burun ve ağız­dan çıkan mikroplar hastaya ulaşamaz. Ameliyattan sonra yaranın iyileşene kadar bakte­rilerden korunması gerekir. Hastanelerde kullanı­lan sargılar ve hasta giysileri sterilize edilmiştir. Özenle ve her ayrıntı düşünülerek alınan bütün bu tedbirler sayesinde modern cerrahlıkta başarı düzeyi yükselmiştir. Hastaların ameliyattan son­ra iyileşme şansları daha fazladır. Güçlerini mikroplara karşı savaşmak için harcamazlar.
Lister’in aseptik cerrahi buluşunu ortaya atmasıy­la aşağı yukarı aynı tarihlerde büyük bir ilerleme daha sağlandı. 1846′da uyuşturucu olarak eter gazı kullanıldı. Sıvı eter bir pamuğa dökülerek hastanın burnuna tutu1du. Sıvı eter gaz haline dönüşünce hasta uykuya daldı. Gazın etkisi sür düğü sürece hiç acı duymadı. .

ilk anestezi denemelerinin yapıldığı günlerden bu yana büyük ilerlemeler olmuştur. Anestezi uz­manı modern cerrahi ekibinin’ önemli bir üyesi­dir. Hasta, genellikle, iki aşamada uyuşturulur. Önce çabucak uyutan bir ilaç şırınga edilir. Ame­liyat boyunca da anestezi uzmanı hastayı uykuda tutan gazlar kullanır. Günümüzde çok çeşitli uyuşturucular vardır. Anestezi uzmanı hem has tava. hem de belirli ameliyatlara uygun olanı ko­laylıkla seçebilir.
Yerel anestezi yapıldığında uyanıksınızdır ama iğnenin şırınga edildiği yer duyarlığını yitirmiştir. Orada hiç bir acı duymazsınız. Başka bir acı giderici de, omurga yoluyla verilen uyuşturucudur. Doğum yapan annelere çoğu zaman bu uyuşturu­cu verilir. ilaç omurilik yanına şırınga edilir. ila­cın verildiği yerden aşağısı duyarlığını yitirir. Fa­kat beyin bundan etkilenmez ve anne doğum sı­rasında uyanıktır.
Ameliyat sırasında cerrah bazı kan damarlarını kesmek zorundadır. Kanın akmasını önlemek için geniş kan damarları kapatılabilir. Fakat ameliyat sırasında hasta her zaman bir miktar kan kaybe­der. Bu, eskiden önemli bir sorun olmuştu. Kan kaybından birçok hasta ölmüştü. Sonunda, 1910 yıllarında kan nakli yöntemi bulundu. Sağlıklı kimselerden alınan kan gerektiği zaman kullanıl­mak üzere saklanır. Bir ameliyatta karşılaşılan kan kaybı, saklanan bu kan ile giderilir. Kan veri­lirken hastanın koluna bir tüp takılır. Bir şişe kan bu tüpün ucuna, yükseğe asılır ve kan yavaş yavaş damara akar. Hastaya kendi kan grubuna uygun kan verilmesine çok dikkat edilmelidir. Cerrahlar işlerinde kendilerine yardımcı olan bir­çok aygıt kullanırlar. Bazı ameliyatlarda hastanın bütün kasları gevşetilmelidir. Bu iş için bir ilaç kullanılır. Fakat ilaç solunum sistemini ayarlayan kasları da gevşetir. Bu yüzden böyle ameliyatlar sırasında bir solunum aygıtı kullanılır. Hastanın mekanik solunumunu bu aygıt yapar.
Açık kalp ameliyatlarında da kalp-akciğer aygıtı kullanılır. Bu aygıt ameliyat sırasında kalbin ve akciğerlerin bütün görevlerini yerine getirir. Kalp akciğer aygıtı büyük bir makinedir. Kan dolaşımı­nı ve gereken miktarda oksijen in kana karışması­nı sağlar.

Eskiden cerrahlığın bütün dalları tek kişi tarafın­dan yürütülürdü. Bugün ise cerrahlık bir uzman­lık işidir. Yıllardan beri cerrahlıkta belirli uzmanlaşma dalları ortaya çıkmıştır. Oto larengoloji (ku­lak, burun ve boğaz), göğüs cerrahlığı, sinir cer­rahlığı, kemik cerrahlığı (ortopedi) ve kalp cerrahlığı bunlara örnek verilebilir.
Zamanımızda cerrahlık ekip çalışması halini al­mıştır. Bazı uzmanların çalışmaları özellikle bir­birine sıkı sıkıya bağlıdır. Değişik dallarda uz­manlaşmış cerrahlardan kurulu bir ekibin birlikte çalışması gerekebilir. Gerçekten de bazı ameli­yatlar aynı anda iki cerrah çalışacak biçimde ayarlanır. Ayrıca bir uzman ekip de ameliyatta kullanılan aygıtların gerektiği gibi çalışıp çalış­madığını denetler.

Cerrahlıkta ilerlemeler hızla olmaktadır. Yüzyılımızda organ nakil cerrahlığı şaşılacak derecede gelişmiştir. Deri aşısı kadar gözün saydam taba­kası nakli de iyice yerleşmiştir. Kalp kapakçıkları kolaylıkla değiştirilmekte, damarların yerini in­san yapısı dokular alabilmektedir.


Yorumunuzu Bırakın

Yazan admin
Tarih: 2nd Şubat 2009
Kategori: