Böcekler, eklembacaklıların bir sınıfıdır. Uzman­lar, bir metre kare verimli ve nemli toprakta 1500 kadar böceğin bulunabileceğini hesaplamışlardır.Yani, bir hektarlık bir alanda on beş milyon böcek yaşayabilmektedir. Böcekler yalnız bahçe­lerde bulunmazlar. Çeşitli böcek türleri dünyanın her yanına yayılmış durumdadırlar.
Göllerde ve havuzlarda da birçok böcek türü yaşamaktadır.Bazı böcekler, hiçbir canlının vaşayamadığı susuz çöllerde yerleşmişlerdir. Bazı başka türler ise Güney Kutbunun buzullarında yaşamaktadırlar, Böcekler, yer altındaki derin mağaralarda ve sıcaklığın 50o,C yi bulduğu kaynaklarda bile yerleşebilirler. Bir böcek türü, he­men hemen bütün öteki canlılar için öldürücü olabilecek kadar asitli olan sirke içinde yaşar. Bir tür sineğin larvaları ham petrol birikintilerinde yaşamaktadır. Bunlar, petrol birikintilerine düşen öteki böceklerle beslenirler.
Çoğu böcek türleri asalaktırlar. Bunlar, öteki hay­vanların üzerinde veya içinde yaşar ve konak hayvanlarının kanları veya vücut dokularıyla beslenirler.Böcekler için elverişli olmayan tek artanı deniz­dir. Bununla birlikte böcek türlerinden biri, (bir çeşit titrer sinek) yaşamının tüm evrelerini deniz­de geçirir.
Uzmanlar 850 000 değişik böcek türü saptamış­lardır. Bunların 650000′i kınkanatlılardır. Sözü edilen 850000 tür böcek, bütün hayvan türlerinin yüzde seksenini oluşturmaktadır. Böcekler çok küçük hayvanlar oldukları için, özellikle bilimsel araştırmaların sürdürüldüğü uzak yerlerde, sürek­li olarak Yeni böcek türleri ortaya çıkarılmakta­dır. Yeryüzünde iki milyon değişik böcek türünün yaşamakta olması mümkündür.
Böcekler, yeryüzünde uzun bir süreden beri ya­şamaktadırlar. Uzmanlar, ilk böceklerin 350 mil­yon yıl Önce ortaya çıkmış olduklarını ileri sürmektedirler.
Böcekler omurgasız hayvanlar grubundandırlar. Eklembacaklılar filumuna girerler. Eklemli bacak­ları olan öteki omurgasızlar, yengeçler, istakoz­lar, çok bacaklılar ve örümceklerdir. Bütün eklembacaklıların vücutları çeşitli bölütlerden oluş­muştur. Ayrıca çoğu türlerin vücutları dış iskelet denilen sert bir kabukla kaplıdır.

Böcek vücudu derin çizgilerle üç ayrı bölüme ay­rılmıştır. Bu bölümler baş, göğüs ve karındır. Bu yapı biçimi böcekleri öteki eklembacaklılardan ayırır, Çünkü bu hayvanların vücutları üç bölüme ayrılmış değildir. Böceklerin vücutlarındaki her bölüm birkaç bölüme ayrılır. Ancak başta bulunan bölütler erişkinlerde pek belirgin değildir. Böcekleri öteki eklembacaklılardan ayıran bir özellik de, erişkin böceklerin her zaman altı ba­caklı olmasıdır. Örümcek, sekiz bacağı olduğu için böcek sayılmaz, Birçok bacağa sahip ‘olan çok bacaklılar da böcek değildirler. Bazı böcekle­rin kanatları vardır” Kanat sayısı bir veya iki çift olup, bunlar göğüste bulunur.
Erişkin böceğin vücudu bir kabukla örtülüdür. Bu kabuk çoğunlukla kitin denilen sert ve su geçir­mez bir maddeden oluşur. Ayrıca kabukta eklemler bulunur. Kabuk, böceğe korunma olanağı sağ­lar. Özellikle düşman sayılan öteki böcek türleri, böceğin yumuşak vücuduna bu kabuk nedeniyle doğrudan saldıramazlar. Kabuğun su geçirmez oluşu, böceğin yağmurlu havalarda ıslanmamasını sağlar. Ayrıca, böcek kuru ve sıcak havalarda kuruyarak ölmekten korunur. Böylece, kuru çöl ikliminde yaşayan böcekler yaşamlarını sürdürebilirler.
Böcekler bulundukları ortamı çok iyi tanıyabilir­ler. Çok gelişmiş ve duyarlı görme,koklama, do­kunma ve işitme organları vardır. Örneğin sinek­ler kendilerine doğru yaklaşan bir nesneyi görün­ce hemen uçarlar. Çünkü sinek başının iki yanı yönü görmesini sağlar. Ev sineğinin petek gözün­de, fas et denilen bölümler vardır. Sayıları 4000′i bulan fasetlerin her biri cisimlerin başka bir görüntüsünü alır. Fasetlerden gelen sinirler bu ayrı görüntüleri beyne iletirler. Beyin bu görüntü­leri birleştirerek bir bütün görüntü elde eder. Birçok başka böcek türlerinin erişkinlerinde bile­şik gözler vardır. Bileşik göz, her biri bir mercekli olan üç basit gözden meydana gelir. Bunlar bö­cek başının en üstünde yer alırlar. Bileşik gözler aslında nesnelerin net bir görüntüsünü elde ede­mezler.
Yalnız hareketleri fark ederler ve hare­ketli bir cisim yaklaştığı zaman böceği tehlikeye karşı hazırlarlar.
Böceklerin çok keskin tad alma ve koklama du­yuları vardır. çoğu böcekler yalnız koklama ve tatma yoluyla tanınan besinle beslendikleri için, bu duyular çok önemlidir. Kelebeklerle sinekler tatlı maddeleri üzerinde yürümekle bile ayırt edebilirler. Çünkü bu böceklerin ayaklarında si­nir uçları vardır. Tat alma organları genellikle bö­ceklerin ağız parçalarının çevresinde bulunmakla birlikte, sineklerde pulkanatlılarda ve kelebekler­de, oacaklarda da tat alma organları bulunur. Duyargalarda koklama organları yer alır. Bazı pulkanatlıların erkeklerinde dişilere göre daha tüvlü duyargalar vardır. Bunlar daha duyarlı or­ganlar olup, erkek ptılkanatlının, dişinin kokusu­nu iki kilometre kadar bir uzaklıktan bile algıla­masını sağlar.
Duvargalar dokunma duyusu açısından da önem­lidirler. Arılar, birbirlerinin duyargalarına doku­narak haberleşirler. Ayrıca çoğu böcekleri n vü­cutlarında dokunmaya karşı duyarlı tüvcükler bu­lunur.
Düzkanatlılar arka bacaklarını ön kanatlarına sürterek çeşitli sesler çıkarırlar. Bazı düzkanatlı­larda, arka bacakların iç yüzeylerinde, bu sesin
yükselmesini sağlayan yumrular bulunur. Ağustos böceği, en yüksek sesi çıkaran böceklerden iridir. Bu böceğin karnının iki yanında, bir çift ergin deri parçası vardır. Bu deriler hızla titreşerek çok tiz bir ses çıkarırlar. Genellikle erkek böc­ekler, dişi böceklerin dikkatini çekmek için çe­şitli sesler çıkarırlar.

Ses çıkaran böceklerde birbirlerinin seslerini duv­ak için özel işitme organları bulunur. Bu işitme

organları aslında gergin zarlardır. Düz kanatlıların işitme organları, karnın iki yanında ve kanat­ların altında yer alırlar: Çoğu böceklerin işitme organları ise bacaklarda bulunur. Pulkanatlılar, uyarlı işitme zarlarının yardımıyla yarasaların

tiz sesini kolaylıkla duyarlar. Böylece en büyük düşmanları olan yarasalardan uzaklaşabilirler. böceklerin çok basit bir beyin yapıları vardır. Bu hayvan ‘duyu organları uyarıldığı zaman hemen tepki verirler. Örneğin, herhangi bir neş­e bir sineğe doğru hareket ettiği zaman, sineğin özleri beynine, sinirler aracılığıyla bir dizi haber eder.. Beyin de, hemen kanat kaslarına emir iletir. kanat kasları kasılır ve sinek uçar. Bu olaya ret­ks hareketi denir. Hemen hemen bütün böcek­ reflekslerle hareket ederler. Ancak, karınca ve arı gibi böcekler, deney yoluyla bazı bilgiler öğ­renebilirler. Bu tür öğrenme için, anıları biriktiren daha gelişmiş bir beyne gerek vardır. Arılarla karıncaların beyinleri vücutlarına oranlandığın­da, öteki böceklerin beyinlerinden daha büyüktür. Böcekler, belki de uçabilme yetenekleri nedeniy­le yeryüzünün hemen her yerine dağılmışlardır.Böcek kanatları incedir. Kanatlar üzerinde, kana­dı sağlamlaştıran damarlar yer alır. Ancak bu damarların içinde kan dolaşımı yoktur. Sinek ve siv­risinek gibi bazı böceklerin yalnız bir çift kanatları vardır. Kelebeklerle pulkanatlıların iki çift kanatları olur., Bu böcekler ince ve renkli pullarla kaplıdırlar. Kınkanatlıların ön kanatları kabuk gi­bi serttir. Bu kanatlar. uçma sırasında kullanılan arka kanatların üzerine kıvrılarak bunları korur­lar.

Bazı böcek türleriyle pire, bit ve tahtakurusu gibi asalak böceklerin kanatları yoktur. Erişkin pirele­rin en büyüğü bir santimetre uzunluğundadır. çoğu pireler yirmi beş santimetre kadar sıçraya bilirler. insanlar da aynı oranda sıçrayabilselerdi, 60 metre yüksekliğe erişmeleri gerekirdi. Bir ka­sın gücü kalınlığına bağlıdır. Böceklerde birçok kısa, fakat kalın kas bulunur. insan vücudunda 800 kas olduğu halde, tırtılların vücutlarında 4000 kadar kas vardır. Böceklerin kasları kabuk­larına bağlıdır. Bu kabuklar böceklerin hafif ol­malarını sağladıkları gibi, kullanışlı bir kaldıraç sistemi de oluştururlar.

Böceklerin küçük yapılı olmalarının sağladığı bir üstünlük, düşmanlarından kolayca kaçabilmele­ridir. Düşmanı yaklaştığı zaman böcek yerdeki veya ağaç kabuklarındaki küçük oyuklara gizle­nir. Ayrıca vücutları küçük olduğundan, yaşam­larını sürdürebilmek için çok az besin, su ve ok­sijen gereksinirler. Böceklerin kabuklarıyla, solu­num sistemleri onları küçük olmaya zorlamakta­dır. Böcekler daha çok büyüselerdi. kabukları çok ağırlaşır ve böcek güçlükle hareket ederdi. Solunum sistemleri ise yeterince oksijen sağlaya­mazdı.

Bütün hayvanlar oksijen gereksinirler. Solunum işlemi sırasında, solukla vücuda giren oksijen sin­dirilmiş besinlerin yakılmasını ve enerji üretimini sağlar. Memeliler gibi gelişmiş hayvanların geniş akciğerlerinde hava binlerce küçük soluk borucuğunun içinden geçer. Bu borucuklar oksijen in so­ğurulduğu akciğer yüzeyini genişletirler. Böcek­ler, vücutlarının iki yanında bulunan küçük de­liklerden solunurlar. Bu delikler solunum boru­cuklarıyla birleşirler. Bu borucuklardan çıkan da­ha küçük borucuklar hücrelere

giderler. Böcek­lerde geniş bir solunum yüzeyi vardır.

Daha küçük böceklerde hava vücuttaki solunum borucukları içinden geçer. Havanın vücut içinde ilerlemesini sağlayan itici bir mekanizma olmadı­ğı için, bu solunum sistemi elverişli değildir. An­cak arı ve çekirge gibi daha büyük bazı böcekler­de vücut çeperi havanın deliklerden vücut içine girip çıkmasını sağlayacak biçimde genişleyip büzülür.

Nehirlerde ve göllerde yaşayan böceklerin çoğu larva evresinde, solungaçlarının yardımıyla solu­nurlar. Solungaçlar, suda erimiş durumda bulu­nan oksijen i soğuran özel organlardır. Sivrisinek larvaları suda yaşamakla birlikte solungaçlara sahip değildirler. Bunlar, su yüzeyine doğru uzat­tıkları özel yapıların yardımıyla solunurlar.

insan kanı, içerdiği bir boya maddesi nedeniyle kırmızıdır. Hemoglobin denilen bu madde oksije­ni taşır. Ancak böceklerin kanı bu tür bir madde içermediği için renksizdir. Böceklerin kanı, basit bir borucuklar sistemi içinde akar. Kalp, böceğin gerisinde yer alan kalınlaşmış bir borucuktur. Bu yapı, kanı vücudun ön tarafına doğru iter. Kan çeşitli organlara gidecek sindirilmiş besinleri ile­tir ve artık maddeleri toplar.

Değişik böcek türleri farklı besinlerle beslenirler. Peygamber böceği gibi bazı böcekler etçildirler. Ağustos böcekleri gibi bazı türler ise otla besle­nirler. Kulağakaçanları da içeren bir grup ise hem otçul hem de etçildir. Böceklerin ağız yapıları yedikleri besinlere göre

biçimlenir. Karınca ve kulağakaçan gibi böcek­ler, besinlerini çiğneyerek yedikleri için güçlü çe­nelere sahiptirler. Bu yapı biçimi çiçeklerin bal­özüyle beslenen kelebeklerde ve pulkanatlılarda bulunan ağız parçacıklarının biçiminden çok farklıdır. Bazı çiçeklerde balözü.’ boru biçimin­deki çiçeğin dibinde bulunur. Ancak kelebekler ağızlarında bulunan uzun ve boş bir borucuğun yardımıyle balözünü kolayca emerler. Hortum denilen bu borucuk kullanılmadığı zaman kele­beğin başı altında kıvrılmış olarak durur. Bit ve tahtakurusu gibi emici böceklerin iğneye benzer keskin ağız parçaları, bu böceklerin çeşitli hay­vanların kanını kolayca emmelerini sağlar. Bitki özlerini emen yarımkanatlılarda da benzer ağız parçacıkları vardır.

Böceklerin sindirim sistemi ağızdan, karın bölü­tünün ucunda bulunan bir deliğe doğru uzanan bir borucuktan oluşur. Sindirilecek besine. bu bo­rucuk boyunca çeşitli. kimyasal maddeler karışır. Sonuçta besin sindirilir ve kana geçer. Artık mad­deler sindirim borucuğunun sonunda bulunan anüs yoluyla dışarı atılır.

çoğu böcekler yumurtlama yoluyla ürerler. Dişi böcek, erkek böcekle çiftleştikten sonra, yumur­taları erişkin böceklere dönüşecek biçimde geliş­meye başlar. Dişi böcekler çoğunlukla yaşamları boyunca bir tek kere çiftleşirler. Erkek böcekten dişinin vücuduna geçen hücreler, burada topla­narak binlerce yumurtanın gelişmesine katkıda bulunurlar. Kraliçe arı, çiftleşme sırasında erkek arıdan aldığı hücreleri birkaç yıl vücudunda taşı­yabilir.

Bazı dişi böcekler her defasında tek bir yumurta yumurtlarlar. Beyaz karınca (termit) gibi bazı tür­ler ise günde 10000′den çok yumurta yumurtla­yabilirler. Yavru böcekler, gelişim sırasında bir­kaç evreden geçerler. Yumurtadan çıkan yavru böceğe larva denir. Kelebeğin larvasına tırtıl adı verilir. Tırtıllar, erişkin kelebeklere hiç benze­mezler. Erişkin böceklerden farklı olarak larvala­rın genellikle altıdan fazla bacağı vardır. Bazı larvaların ise hiç bacağı olmaz. Larvalarda kanat yoktur ve erişkinlerinden farklı besinlerle besle­nirler.

Larva büyüdükçe, dış derisi dar gelmeye başlar. Bu nedenle larvalar birkaç kez deri değiştirirler Larva tam büyüdükten sonra, erişkin böceğe dö­nüşmek için başkalaşma sürecinden geçer. Bu amaçla, rahatsız edilmeyeceği uygun bir yere yerleşir. ipek böceği larvası gibi bazı pulkanatlı larvaları. daha iyi korunabilmek için çevrelerine ipekten bir koza örerler. Daha sonra larva son bir kez deri değiştirerek pupaya dönüşür. Bu evre, başkalaşma süreci içindeki dinlenme evresidir. Pupaların derisi oldukça serttir. Pupa derisi ince­lendiğinde, içerdeki erişkin böceğin bacakları ve kanatları görülebilir.

Ev sineği gibi bazı böceklerin pupaları gelişimle­rini birkaç günde tamamlayabilirler. Öteki böcek­lerde pupa evresi bütün bir kış mevsimi boyunca sürer. Gelişim tamamlanınca, pupanın sert derisi yırtılır. Tam olarak büyümüş olan böcek. dışarı çıkar. Vücudu nemli, kanatları küçük ve yumu­şaktır. Ancak, bir il-’i saat dışarıda kalınca, vücut kurur, kanatlar açılıp genişler ve böcek uçmaya hazır olur.

Mayıs böceğinin başkalaşması bir yıl sürdüğü halde, erişkin mayıs böcekleri. çoğunlukla bir günden fazla yaşamazlar. Bu kısa süre içinde çiftleşir, yumurtlar ve ölürler. Bazı dişi beyaz ka­rıncalar ise 40 yıl kadar yaşavabilirler.

Bazı böcekler başkalaşmanın tüm evrelerinden geçmezler. Düzkanatlılarla kızböcekleri yarı baş­kalaşma gösterirler. Yumurtadan çıkan yavrular erişkinlerine benzerler. Ancak daha küçük ve ka­natsızdırlar. Bu durumda nimfa adını alırlar. Nim­falar büyüdükçe, larvalar gibi deri değiştirirler. Çünkü derileri vücutlarına dar gelmeye başlamış­tır. Her deri değişiminde biraz daha büyüyen,kü­çük kanatçıklar ortaya çıkar. Son deri değişimin­de, kanatlar gerçek büyüklüklerine erişirler ve nimfa erişkin sayılır.

Bazı böcekler oldukça değişik bir biçimde ürer­.Ier. Dişi yeşil sinekler bazen çiftleşmeden yu­murtlarlar. Bu üreme biçimine, döllemsiz çoğal­ma denir. Yavru yeşil sinekler yumurtadan. dişi sineğin vücudu içindeyken çıkarlar ve canlı doğarlar. Bütün yavrular dişidir. .

Çoğu böcekler çok sayıda yumurta yumurtlarlar. Böceklerin birçok düşmanı vardır. Çok sayıda bö­cek, düşmanları tarafından öldürüldükleri halde, hızla çoğaldıkları için türlerinin sürdürülmesi tehlikeye girmez. Böcekler korunma ile ilgili çe­şitli yöntemler geliştirmişlerdir. Bazıları bulun­dukları ortamda göze çarpmamayı başarırlar. Ki­mi tırtıllar, üzerinde yaşadıkları dalın bir parça­sıymış gibi görünürler. Çoğu tırtıllar ve bazı eriş­kin kelebekler yapraklara benzerler.

Birçok böceğin korunma amacıyla kullandığı iğ­nesi veya zehri vardır. eşek arılarının ve batı karınca türlerinin sokunca çok acı veren iğ­neleri vardır. Bir tür kınkanatlı ise, vücudunun arka kısmından bir gaz çıkarır.

Zehirli böcekler çoğunlukla parlak renkli olurlar. Örneğin eşek anlanrun parlak bir vücutları var­dır. Bu böceklerin düşmanları, parlak renkli nes­nelerden uzak dururlar. Bazı zararsız böcekler de

. tıpkı sokan böcekler gibi parlak renkli olurlar. Bu tür böcekler, bu benzerlikten yararlanarak kendi­lerini koruyabilirler. Örneğin iğnesiz bir tür sine­ğin vücudunda tıpkı arılara ve eşek anianna ben­zer çizgiler vardır. Kurbağalar. bu sineği, eşek arısı sanarak dokunmazlar.

Böcekler doğadaki denge açısından çok önemli­dirler. Çoğu böcekler sonsuz denilebilecek sayı­dadırlar. Bunlar daha büyük hayvanlara besin olurlar. Böcekleri yiyen hayvanlar da başka hay­vanlar tarafından yenirler. Böylece, böcekler be­sin zincirinde.önemli bir yer almış olurlar. Büyük hayvanların yaşamlarını sürdürebilmeleri dolay­sız veya dolaylı olarak böceklere bağlıdır.

Çoğu bitkiler, çiçek tozlarının yayılması açısından arılar ve pulkanatlılar gibi böcekleri gereksi­nirler. Bazı böcekler ise, besin aramak amacıyla toprakta gezinirlerken. toprağın niteliğini geliştirirler. Çünkü toprak ölü bitki ve hayvanlardan te­mizlenmiş olur.

Bazı böcekler insanlara doğrudan doğruya yararlı olurlar. Örneğin, arılar bal ve mum sağlarlar. ipek böceğinin kozalarından ipek elde edilir. Ay­rıca bir tür kırmızı böcekten boya ve bazı böcek­lerden de ilaç yapımında kullanılan maddeler el­de edilir.

Bazı böcekler ise insanlara çok zarar verirler. Ekinleri.giysileri, mobilyaları,kitapları hatta insan

. etini yiyen böcekler vardır.” Bir ekin çekirgesi sü­rüsü, büyük bir tarlayı birkaç saatte yiyip bitirebi­lir. Beyaz karıncalar evlerin kerestelerini oyarlar. Bazı böcekler hastalıkların yayılmasına neden olurlar. Sıtma, uyku hastalığı, koleta. sarı hum­ma hep

böcekler tarafından yayılan hastalıklar­dır.


Yorumunuzu Bırakın

Yazan admin
Tarih: 29th Ocak 2009
Kategori: b