Cisimleri görmemize, renkleri ayırt etmemize yol açan fiziksel güçe ışık denir. Eski Yunanlı filozof­lar 2000 yıl önce, insanların görebilmeleri için Güneş veya ateş ışığına gerek olduğunu ortaya koymuşlardır ışığı küçük taneciklerin akışına ya­hut hızlı akan bir çeşit sıvıya benzetmişlerdir Gözde, bu tanecikleri yakalayıp çeken görünmez duyargalar olduğunu sanmışlardır.
Oysa bugün birşeye bakınca gözlerimizden her­hangi birşeyin çıkmadığını biliyoruz. Baktığımız cisimden gözümüze ışık gelir, gözbebeğinden geçer ve gözün arkasına gider.
Gözümüze girmeyen bir ışığı göremeyiz. Bulut­lardan geçip gelen Güneş ışığını toz veya su dam­laları yardımıyla görürüz. Bunlar Güneş ışığını dağıtırlar ve bir kısmı gözümüze gelir. Devamını Oku »

Yazan admin
Tarih: 13th Mart 2009
Kategori: ıi
Yorumlar: Henüz Yorum Yok!

Havasız bir boşluktan geçen ışığın çarpacağı bir şeyolmadığı için onu durduracak herhangi bir engel yoktur. Oysa, başka herhangi bir maddenin içinden geçerken rşık. içinden geçtiği maddeyi oluşturan moleküllere çarpar ve taşıdığı enerjinin bir kısmını çarptı ğı moleküle bırakır. Enerji, mo­leküller tarafından soğurulur. Taşıdığı bütün enerji moleküller tarafından soğurulursa ışık gö­rünmez olur. Ancak, molekül ışığın bir kısmını yansıtırsa, enerjinin sadece bir kısmı soğurulmuş olur.
Hava veya cam gibi tamamen saydam cisimler bile içlerinden geçen ışığın enerjisinin bir kısmını soğururlar. iyice parlatılmış bir ayna da üzerine yansıyan ışığın enerjisini soğurur. Devamını Oku »

Yazan admin
Tarih: 13th Mart 2009
Kategori: ıi
Yorumlar: 2 Yorum

Gelişmiş ülkelerin çoğunda, evlerdeki ve işverle­rindeki ısıtma sorunu, kendiliğinden çözülmüş­tür. Banyonun musluğunu açınca sıcak su gelir. Radyatörler ve diğer ısıtıcılar kışın soğuğurıdan korurlar.
Evlerin karmaşık sistemlerle ısıtılması, M.Ö. de uygulanmıştır. Romalılar bu sistemleri başarıyla geliştirmişlerdi. Romalıların ısıtma sisteminde bir fırından çıkan sıcak hava, döşemelerin altındaki kanallardan geçerek odaları ısrtırdı. Sıcak hava daha sonra bacalardan çıkıp giderdi. Romalılar bu tip ısıtmayı, hamamların ısıtılmasında da kul­Lanırlardı.
Isı, bir yerden bir başka yere üç yolla ulaşır. Bir sobanın tepesinde olduğu gibi, ısınan malzeme­nin atomundan atomuna geçerek gidebilir. Devamını Oku »

Yazan admin
Tarih: 13th Mart 2009
Kategori: ıi
Yorumlar: Henüz Yorum Yok!

ISI, bir cisimdeki sıcaklığın artmasına yol açan fi­ziksel güçtür. 1800 yıllarına kadar, bilim adamla­rı, ısıyı su veya gaz gibi bir akışkan olarak düşü­nüyorlardı. Bu akışkana kalorik adını vermişlerdi. Cisimlerin sıcak ve soğukken ağırlıkları aynı oldu­ğundan, kalorik adlı akışkanın ağırlığı da yoktur diye düşünüyorlardı. Bu kurama göre, kalorik bü­tün cisirnlerde vardı ve cisimler ısındıkça miktarı artıyordu.
XVIII. yüzyılda Amerikalı bilgin Benjamin Thom­pson, deneyler yaparak, ısının sınırsız miktarda elde edilebildiğini gösterdi.Bu konudaki araştırmalara daha sonra, Bavyera hükümeti tarafından orduyu yenileştirmekle gö­revlendirilen Rumford devam etti. Bir süre sonra, Rumford donanmada görev aldı. Donanmada ça­lışırken, bir top Devamını Oku »

Yazan admin
Tarih: 13th Mart 2009
Kategori: ıi
Yorumlar: Henüz Yorum Yok!

Akarsuların en büyüğüne ırmak (nehir) denilir. Ir­maklar. eğimli bir arazide yukardan aşağıya doğ­ru akar lar Akarken izledikleri yol, toprakta açı­lan uzun bir kanal biçiminde olup yatak adını alır. Irmaklar küçük olurlarsa su, dere, çay gibi adlar alırlar.
Dünya haritası incelenecek olursa büyük kentle­rin çoğunun ırmak kıyılarında kurulduğu görüle­bilir. Örneğin, Londra Thames ırmağı üzerinde kurulmuştur. New York kenti Hudson ırmağının ağzında yer alır. Seine ırmağı Paris’ten. Tevere ır­mağı Roma’dan geçer. Şanghay, Moskova ve Buenos Aires de ırmak kıyılarında kurulmuşlar­dır. Türkiye’de de Adana, Adapazarı, Amasya, Diyarbakır gibi kentler ırmak kıyılarındadır. Devamını Oku »

Yazan admin
Tarih: 13th Mart 2009
Kategori: ıi
Yorumlar: Henüz Yorum Yok!

insan türünün belli başlı çeşitlerinden her birine ırk denir. Bazı insanlar birbirlerine çok benzer, Ibazıları ise hiç benzemezler. Dünyanın değişik lverierinde yaşayan insanların renkleri ve yüz şe­killeri çok çeşitlidir. Herkes birbirinin aynı değil­dir.Bilimsel sınıflandırmada insan türü “Homo Sapi­ens” adını alır. Homo Sapiens sözcüğü Latince olup, bilen adam anlamına gelir.Dünyada yaşayan insanlar çok çeşitlidir. Bu in­sanların yapıları ve düşünce şekilleri hiçbir zaman tam olarak birbirlerinin aynı değildir. Bu farklılığı birçok ailenin yaşadığı küçük bir kasa­bada bile görebiliriz. Genellikle bir ailenin bütün üyeleri birbirlerine benzer. Oysa ayrı ailelerden olan kimseler çok farklı olabilir. Aynı şekilde Dünyanın değişik kentlerinde, ülkelerinde veya kıtalarında yaşayan insanlar da çok farklıdır. Devamını Oku »

Yazan admin
Tarih: 12th Mart 2009
Kategori: ıi
Yorumlar: Henüz Yorum Yok!
Pages: Geri 1 2 3 ...24 25 26 27 28 ...35 36 37 İleri